8. Hukuk Dairesi

Davacı vekili, dava dilekçesinde; vekil edeniyle davalının 1993 yılında evlendiklerini, ... Aile Mahkemesi'nin 2009/90 Esas, 2009/79 Karar sayılı ilamıyla 09.02.2009 tarihinde boşandıklarını, evlilik süresi içerisinde vekil edeni adına kayıtlı 116 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalıya devredildiğini, aslında hiçbir bedel ödenmediğini, bir takım nedenlerle muvazaalı olarak söz konusu işlemin tapuda satış olarak gösterildiğini, davalının hiçbir bedel ödemeden tapuda devredilen evin maliki olarak görüldüğünü açıklayarak taşınmazın tapu kaydının iptaliyle vekil edeni adına tesciline, bunun mümkün olmaması halinde dava konusu taşınmazın değerine göre vekil edenine katkı payının yasal faiziyle birlikte davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... Kuşçu (Daşkesen) 07.10.2010 tarihli yargılama oturumunda; dava konusu evi davacıdan alırken, annesinden kendisine düşen arsayı sattığını, 300 gr altını bozdurduğunu ve bu paraları davacıya verdiğini, paraların davacı tarafından harcandığını, bu nedenle paralarını yemesi nedeniyle evin kendisine tapuda devredildiğini, davacının bizzat evin tapusunun kendisine devrini sağladığını, altın ve arsa parasına karşılık davacı tarafından evin kendisine satıldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, “davacının kararın gerekçesinde açıklanan sebeplerle ve TMK'nun 2. maddesine aykırı olarak evin tapusunun kendisine devrini sağladığını, yapılan işlemin TMK'nun 2. maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğunu gerekçe göstermek suretiyle 116 ada 1 sayılı parselde bulunan A blok, 3. kat, 6 nolu mesken niteliğindeki bağımsız bölümün tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline” karar verilmesi üzerine hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, 4721 sayılı TMK'nu yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonra yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen maldan kaynaklanan ve TMK'nun 202, 219, 229, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir. Taraflar, 10.02.1993 tarihinde evlenmişler, 09.02.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulle sonuçlanması ve 10.02.2009 tarihinde temyizden feragat sonucu kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Saptanan bu durum karşısında taraflar arasında evlendikleri 10.02.1993 tarihinden, TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden 01.01.2002 tarihinden, boşanma davasının açıldığı 09.02.2009 tarihine kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK. m.202, 4722 s.K. m.10). Taraflar arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. fıkrası uyarınca boşanma davasının açıldığı 09.02.2009 tarihinde sona ermiştir. Mahkemece, yazılı gerekçeyle taşınmazın tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş ise de, Mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Her şeyden önce dava konusu 116 ada 1 sayılı parselde bulunan 6 nolu bağımsız meskenin edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 12.05.2009 tarihinde davalı tarafından edinildiği ve edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda bir duraksama bulunmamaktadır. Davacı tarafından, taşınmaz davalıya devrilmeden önce satın aldığı tarihte yine edinilmiş mallara katılma rejimi dönemine rastlamaktadır. Açıklandığı gibi her iki halde de taşınmazın edinilmiş (TMK. m. 219) olduğu açıktır. Bu nedenle taşınmazın edinilmiş mal olduğu konusunda herhangi bir kuşku söz konusu değildir. Gerek mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde söz konusu olan katkı payı alacağı ve gerekse edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağı karşılığında davacının ayın (mülkiyet) isteme hakkı olmayıp, şahsi hak niteliğinde bulunan alacak hakkına sahip olduğu, öteden beri sapma göstermeyen Yargıtay uygulaması gereğidir. Yasal dayanağı ise 07.10.1953 tarih ve 1953/8 Esas, 1953/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu Hukuk Bölümü Kararı oluşturmaktadır. Söz konusu içtihadı birleştirme kararında; “davacının bir bağıt ilişkisinin varlığı savı ile tapu kaydının kendi adına düzeltilmesini isteyebilmesi için aralarında MK'nun 634. maddesine uygun bir biçimde bir bağıtın (akdin) var olması gerekir. Bu biçimde bağıtın var olmadığı, davacının beyanından anlaşılırsa kanunun var olmadığını kabul ettiği bir durumun ispatı da yargıçlıkça (Mahkemece) düşünülemez” denilmiştir. Görüldüğü gibi içtihadı birleştirme kararının kapsamından da anlaşıldığı üzere davacı ile davalı arasında mülkiyetin geçişini sağlayan geçerli ve hukuka uygun bir bağıtın bulunması gerekir. Bu nedenle mal rejimlerinden kaynaklanan alacak hakkı ayni hak niteliğinde olmayıp, parasal nitelikte bir alacak hakkı olarak değerlendirilmekte ve istenmektedir. Kaldı ki, bağımsız bölümün alımı için bir para verilmediğinden gerçek bir satıştan söz edilemez. Söz konusu satış esasen bağış niteliğinde görülmekte ise de, bu bağış sözleşmesi de, resmi şekilde yapılmadığından bağış olarak kabulüne olanak yoktur. Bu açıdan da olaya bakıldığında davacının mülkiyeti isteme olanağı olduğu söylenemez. Bu bakımdan tapu kaydının iptal ve tesciline karar verilmesi, belirtilen Yargıtay uygulamasına ve içtihadı birleştirme kararına aykırı düşer. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu teşkil eden taşınmazın davacı tarafından tapuda yaptığı satış ile davalıya devretmesinin bağış niteliğinde bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde, "davalı tarafından herhangi bir bedel ödenmeden muvazaalı bazı sebeplerle mülkiyetin davacıya devredildiğini açıklamış, davacı ... ise bizzat 28.01.2010 tarihli yargılama oturumunda; dava dilekçesini aynen tekrar ettiğini, davalı ile aralarında geçimsizlik bulunduğunu, davalının kendisinden evin verilmesini istediğini, bu nedenle kendisinin de davalıya duyduğu güven nedeniyle meskeni verdiğini ancak herhangi bir para almadığını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiş, 07.10.2010 tarihli yargılama oturumunda da, davalı tarafın kendisinden evliliklerinin düzelmesi ve güvence olsun diye evin tapusunu istediğini, daha sonrada boşandıklarını, evi kesinlikle kendisine bağışlamadığını (…………) bildirmiştir." Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında davacı ile davalı arasında evliliğin yürümesi konusunda anlaşmazlıklarının bulunduğu, boşanma sebeplerinin ortadan kalkması, evlilik birliğinin yeniden kurulması ve yürütülmesi, aralarındaki güven duygusunun sağlanması ve davalıya güvence olsun diye evin tapu kaydının davacı tarafından davalıya devredildiğinin anlaşıldığı, eşler arasında güven duygusunun esas olduğu, aksi halde evlilikte birlikteliğin sağlanmasının güç olacağı, ancak tüm bunlara karşın evlilik birliğinin sağlanamadığı ve boşanmayla sonuçlandığı dosya kapsamıyla saptanmıştır. Belirtilen hususlar bir bütün olarak göz önünde tutulduğunda davacının bağış kastı ve iradesiyle söz konusu bağımsız bölümü davalıya tapuda devretmediği tek amacının aile birlikteliğinin sağlanması, sarsılan ve güvensizliğe dönüşen aralarındaki ilişkilerde güven duygusunun yeniden sağlanması niyetiyle ve davalıya bir bakıma güvence olsun diye evin tapusunun devredildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle somut olayda bağış, kasıt ve iradesinden söz edilemez. Davalıda annesine ait arsayı ve ziynet eşyalarını satarak söz konusu taşınmazı aldığı yönündeki savunmasını kanıtlayamamıştır. TMK'nun 6 ve 222/1. maddeleri uyarınca herkes iddia ve savunmasını ispat etmekle yükümlüdür. Söz konusu ev katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiğinden TMK'nun 219. maddesi uyarınca edinilmiş mal olarak kabulü gerekmektedir. Bu bakımdan TMK'nun 202, 219, 229, 231, 232, 235 ve 236. maddelerinin kapsamları göz önünde bulundurularak davacının söz konusu bağımsız bölümden kaynaklanan katılma alacağının konunun uzmanı bir hukukçu, bir mali müşavir veya muhasebeci ve inşaat mühendisi aracılığıyla saptanması suretiyle hüküm altına alınması ve toplanacak deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamıyla örtüşmeyen bir gerekçe ile tapu iptali ve tescil davasının kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Davalının temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerindedir. Kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescile ilişkin hüküm bölümünün BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 724,75 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine 21.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap