Esas No
E. 2012/9929
Karar No
K. 2013/4046
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku

8. Hukuk Dairesi         2012/9929 E.  ,  2013/4046 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil

... ile ... ve Tapu Sicil Müdürlüğü aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 25.01.2012 gün ve 76/25 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekilleri tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili dava dilekçesinde, ... İlçesi ...'de bulunan 92 ada 77 parsel sayılı taşınmazın 9/10 hissesinin vekil edeni adına 1/10 hissesinin ise ... adına kayıtlı olduğunu, 93 ada 43 parsel sayılı taşınmazın yine 9/10 hissesinin vekil edeni adına 1/10 hissesinin ise... kızı ... adına kayıtlı olduğunu, soyadlarının belli olmadığını, bu iki taşınmazın daha önceden bir bütün halinde olduğunu, ortasından yol geçmesi nedeniyle iki ayrı taşınmaz haline dönüştüğünü, her iki taşınmazda 1/10 hisse sahibi olarak görünen ... isimli kişinin gerçekte olmadığını, her iki taşınmazın başlangıçtan beri vekil edeninin zilyetliğinde bulunduğunu, zilyetliğin nizasız fasılasız devam ettiğini, ... adına taşınmazlarda hak iddia edebilecek bir kimsenin de bulunmadığını açıklayarak taşınmazlardaki Keziban hisselerinin tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, yargılama oturumlarında davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu benimsenerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava, TMK'nun 713/2. fıkrasında yer alan; “.. maliki tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan…” hukuki sebebine dayalı olarak TMK'nun 713/1-2. fıkraları gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır. Uyuşmazlık konusu 92 ada 77 parsel sayılı taşınmaz 04.12.1979 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Mayıs 1330 tarih, 138 sıra nolu ve 28.10.1948 tarih 77 sıra nolu tapu kayıtlarına istinaden 1/10 hissesinin ... adına, 9/10 hissesi ise ... kızı ... adına tespit edilmiş, kadastro tespitinin 26.05.1983 tarihinde kesinleşmesi üzerine tapu kaydı oluşmuştur. 93 ada 143 sayılı parsel ise yine 20.11.1979 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Mayıs 1330 tarih ve 138 nolu tapu kaydı ile 28.12.1948 tarih 77 sıra nolu tapu kaydına istinaden 9/10 hissesi ... kızı ... 1/10 hissesi ise ... kızı ... adına tespit edilmiş, tespitin 26.05.1983 tarihinde kesinleşmesi üzerine tapu kayıtları oluşmuştur. Kadastro Kanunu'nun 12/3 maddesine göre, “Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.” Uyuşmazlık konusu taşınmazların kadastro tespitinin kesinleştiği 26.05.1983 tarihinden dava tarihi olan 03.04.2007 tarihine kadar Kadastro Yasası'nın 12. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre dolmuş olduğundan kadastro tespitinden önceki sebepler yönünden davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekillerinin kadastro tespitinden önceki sebeplere yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamıştır. Davacı vekillerinin kadastro tespitinden sonraki hukuki sebeplere dayalı olarak açmış olduğu davaya ilişkin temyiz itirazlarına gelince; kural olarak, tapu iptali ve tescil davalarında, dava, kayıt malikine, kayıt maliki ölüyse mirasçılarına yöneltilerek açılır. Davacılar vekili, dava dilekçesinde, davalı olarak kayıt maliki ya da mirasçıları yerine ...'ye izafeten ... Mal Müdürlüğü ile Tapu Sicil Müdürlüğü'nü göstermiştir. TMK'nun 713/2. fıkrası gereğince, açılan davalarda ..., TMK'nun 501. maddesi uyarınca son mirasçı sıfatıyla hasım gösterilmektedir. Kayıt maliki görülen Halil eşi Keziban ve Musa kızı Keziban’ın sağ olup olmadıkları dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden anlaşılamamaktadır. Yine TMK'nun 713/2. maddesinde belirtilen hukuki sebeplerden birine dayanılarak açılan davalarda, bu tür davaların niteliği ve özelliği gereği husumetin yargılama sırasında tamamlanması mümkündür. Ancak Mahkemece, bu eksiklik yargılama sırasında yerine getirilmemiş ve davada taraf teşkili sağlanamamıştır. Bu husus kamu düzenini ilgilendirmekte olup, Mahkemece kendiliğinden gözönünde tutulur. Bilindiği üzere, bir davanın görülebilmesi için öncelikle davada taraf teşkilinin sağlanması gereklidir.Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesiyle mümkün olur. HUMK'nun 73. maddesinde ; “Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde Hakim her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremez,” denilmektedir. Madde metninde açıkça görüldüğü üzere taraflar, yöntemine uygun bir biçimde davet edilmedikçe mahkemece karar verilemez. Aynı durum Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 27. maddesinde de; “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi haklarıyla bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler” amir hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu maddede yer alan "hukuki dinlenilme hakkı" tabiriyle 73. maddesindeki durum ifade edilmiştir. Bu hak, Anayasa'nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Bu hak iddia ve savunma hakkı olarak da bilinse iddia ve savunma hakkından daha geniş ve daha üst bir kavram olarak nitelendirilmektedir. Somut olayda, Mahkemece, her ne kadar, işin esası hakkında bir karar verilmiş ise de, yargılama sırasında tapu kayıt maliki ... ve ... kızı ...’a herhangi bir şekilde ve yolla tebligat yapılmamış ve taraf teşkili sağlanamamıştır. Böylece, davada taraf sıfatıyla savunma hakkı tanınmamış ve daha ötesi savunma hakkı kısıtlanmıştır. Saptanan bu somut ve hukuki olgulardan da anlaşılacağı üzere davada taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında hüküm kurulamaz (HGK'nun 22.02.2012 tarih, 2011/8-763 E., 2012/85 sayılı Kararı). Öyleyse Mahkemece yapılacak iş; tapu kayıt maliklerinin sağ olup olmadığının ve vefat etmişler ise, varsa mirasçılarının kesin bir biçimde saptanabilmesi için ... eşi ... ve ... kızı ...’ın hasımlı (hasım ... olmak üzere) veraset belgesinin alınıp dosyaya konulması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması; mirasçılık belgesine göre belirlenecek yöntem ile taraf teşkili sağlanarak davanın yürütülmesi, tebligatlar yönünden 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerinin gözönünde tutulması, dava dilekçesi, hüküm ve bozma ilamının ... eşi ... ve ... kızı Keziban vefat etmiş ise, varsa mirasçılarına tebliğ ettirilmesi, bu yolla da taraf teşkili sağlanamadığı takdirde ilanen tebliğ yolunun düşünülmesi, böylece taraf teşkilinin sağlanması ondan sonra işin esasına girilerek bir hüküm kurulması gerekir. Bu nedenlerle, taraf teşkili sağlanmaksızın işin esası hakkında hüküm kurulması doğru olmamıştır. Davacı vekillerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre kadastro tespitinden sonraki sebepler yönünden sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 21.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.