9. Hukuk Dairesi
9. Hukuk Dairesi 2011/25194 E. , 2013/22246 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA :Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, 2008 Ocak ayı 18 günlük ücret alacağı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin haksız olarak işten çıkartıldığını, istifa dilekçesinin zorla imzalatıldığı için serbest iradesini yansıtmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret alacağı, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının şirket bünyesinde satış ve pazarlama müdürü olarak çalıştığını, akrabalarına şirket kurdurarak güveni kötüye kullanıp müvekkili şirketi zarara uğrattığını, haksız kazanç sağladığını, bu hususlar ile ilgili davacıya açıklama yapması istendiğinde davacının 18.01.2008 tarihinde kendi isteği ile işten ayrıldığını, davacı tarafa herhangi bir baskının olmadığını, yüksek tahsilli ve yapmış bir kişi olarak genel müdürden baskı görmesi nedeniyle istifa dilekçesini imzalamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, imzası davacı tarafından inkar edilmeyen dilekçesi ile istifa ettiği, istifa baskısı yapıldığı hususunu davacının ispat edemediği, mesleğinde doktora yapmış, şirkette satış ve pazarlama direktörlügü görevini ifa eden üst düzey bir yönetici olan davacının, genel müdüründen baskı görmesi nedeniyle istifa dilekçesi imzalamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, atacağı imzanın, vereceği dilekçenin sonuçlarını bilebilecek durumda bulunduğundan işten kendisi istifa eden kişinin kıdem ve ihbar tazminatı hakkının doğmayacağı gerekçeleriyle işbu tazminat istemleri ile fazla çalışma ve hafta tatili ücreti istemlerinin reddine, yıllık izin, ücret alacağı ve genel tatil ücreti istemlerinin ise kabulüne karar verilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz: Kararı davacı (Vekili) temyiz etmiştir. E) Gerekçe:
1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, genel tatil ücretinde ıslaha karşı yapılan zamanaşımı itirazının dinleme kabiliyetinin bulunup-bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir.
Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacaklar, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (BK. m. 128). Borçlar Kanununun 101 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez. Borçlar Kanununun 133/2 maddesi (6098 Sayılı TBK 154) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir. Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut olayda, her ne kadar, genel tatil ücretinde ıslaha konu miktar kadarına hükmedilmiş ise de, hükmün gerekçesinde, “Zamanaşımı da nazara alınarak” , “ıslah dilekçesi de nazara alınarak” ifadelerine yer verilmek suretiyle zamanaşımının dikkate alındığı ancak ıslah gözününde bulundurularak hüküm verildiği anlaşılmaktadır. Bunun pratik sonucu, açılabilecek muhtemel bir ek davada ortaya çıkacaktır. Şöyle ki, genel tatil ücreti ilk rapora göre ıslah edilmiş olup, hükme esas alındığı anlaşılan ikinci raporda (Üç kişilik heyet raporunda) ise, zamanaşımına göre iki şıklı bir hesaplama yapılmış, 1.şıkta zamanaşımı dikkate alınmaksızın, 2.şıkta ise zamanaşımı dikkate alınarak hesaplama yapılmış olup, yerel Mahkemece zamanaşımı dikkate alınarak ve ıslah da gözönünde bulundurularak hüküm verildiğine göre, davacının hak ettiği ve muhtemel bir ek davaya konu olabilecek genel tatil ücreti yönünden, işbu davada zamanaşımının yerel Mahkemece dikkate alınmış olması önem arzetmektedir.
Davacı tarafın ıslah tarihi (Islah harcının yatırıldığı tarih) 15/10/2009, ıslah dilekçesinin davalı vekiline tebliğ tarihi 19/10/2009, ıslahtan sonraki ilk duruşma tarihi 10/11/2009, ıslaha karşı zamanaşımı itiraz tarihi ise 15/12/2009 olmakla davalı tarafça süresinde ıslaha karşı zamanaşımı itirazında bulunulmadığı anlaşılmaktadır.
Davacının ıslahından sonra, davalı tarafça cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı savunmasında bulunulmuş, ancak o tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nun 86.maddesi uyarınca harç (Çünkü, 1086 sayılı HUMK'nun 423.maddesinin (3.) fıkrasına göre ilam harçları da yargılama giderleri arasında sayılmıştır) ve yargılama giderleri yatırılmamış ise de, Mahkemece bu konuda davalıya her hangi bir ihtarda da bulunulmamıştır.
Davalının cevap dilekçesini ıslah etmesinin usulüne uygun bulunması halinde dahi ancak dava dilekçesine karşı hüküm ifade eder. Sonradan yapılan ıslaha karşı cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı savunmasında bulunulamaz. Somut olayda, Mahkemece hükme esas alındığı anlaşılan bilirkişi heyetince, 10/03/2003 tarihinden sonrasına dair hesaplama yapıldığından (Davacı tanığı ... 10/03/2003 tarihinde işe girdiğinden bu tarihten sonraki çalışma için hesaplama yapıldığından, dava ise 07/03/2008 tarihinde açıldığından) davalının ıslahen zamanaşımı savunması yönünden ilk dava dilekçesine göre sonucu değiştirmeyeceğinden dikkate alınmamıştır. Açıklanan bu nedenlerle, yerel Mahkemece davalı vekilinin ıslaha karşı yaptığı zamanaşımı savunması değerlendirilmeden karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 12.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.