12. Hukuk Dairesi         2013/12790 E.  ,  2013/18835 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Bartın İcra Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 13/03/2013

NUMARASI : 2012/99-2013/33

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Haczedilen muhtelif nitelikteki altın eşyanın 02.04.2010 tarihli haciz sırasında  247.482,00 TL değerinde oldukları tespit edilmiştir.

Menkul satışlarını düzenleyen İİK.nun 115 ve 116. maddelerinde birinci ve ikinci arttırma için gerekli koşullar açıklandıktan sonra 117. maddede "altın ve gümüş eşyanın maden halindeki kıymetlerinden daha aşağı bir bedel ile satılamayacağı" hükme bağlanmıştır.  Anılan şart, birinci ve ikinci arttırmalar icin İİK.nun 115 ve 116. maddelerine ek olarak getirilmiştir. Söz konusu yasal düzenlemeler karşısında icra müdürlüğünce, öncelikle iki yıllık süre geçtiğine göre haczedilen mahcuzların kıymet takdirinin yaptırılarak satış ilanında İİK.nun 115 ve 116 maddelerindeki koşullara göre satış şartlarının belirlenmesi ve 117. maddedeki ek koşulun da belirtilmesi gerekirken satış ilanında haczedilen muhtelif nitelikteki altın eşyanın  maden halindeki kıymetlerinden daha aşağı olmamak üzere satışa çıkarılacağının ilan edilerek bu şekilde ihale yapılması İİK.nun 115, 116 ve 117. maddelerine aykırı olduğu gibi İİK.nun 128/a-2 maddesine de aykırıdır.

İİK'nun 128/a-2. maddesinde "kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez." hükmüne yer verilmiştir. Olayımızda kıymet takdiri 02.04.2010 tarihli haciz sırasında yapıldığı birinci ihale günü olan 27.06.2012 tarihinde satılan şikayet konusu mahcuzlar için iki yıllık yasal sürenin geçmiş olduğu görülmektedir.

HGK'nun 26.02.1992 gün 92/70-130 sayılı kararında; satışın, kıymet takdirinin esas alındığı tarihten iki sene sonra yapılmasının başlı başına ihalenin feshi sebebi sayılacağı benimsenmiştir. Ayrıca aynı kararda İİK'nun 128. maddesinde öngörülen iki yıllık sürenin başlangıcının, bilahare kesinleşmesi kaydı ile kıymet takdirinin yapıldığı tarih olduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece resen nazara alınmalıdır. Bu durumda iki yıllık süre geçmiş olduğundan, bu hususun re'sen gözetilerek  ihalenin feshine karar vermek gerekirken yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir. Öte yandan, şikayetçi borçlunun ihalenin usulsüz olduğu iddiaları ile feshini talep ettiği mahkemece ihalenin usulüne uygun olarak yapıldığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

Şikayetçi vekilinin ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu ve dilkeçesinde birçok fesih nedeni ileri sürdüğü halde mahkemece, satış bedelinin borç mikatrının altında kaldığı, icra dosyasındaki ihaleye ilişkin işlemlerin usulüne uygun olarak yerine getirildiği kanaatine ulaşıldığından bahisle istemin  reddine karar verildiği, ancak hangi iddianın neden kabul edilmediği, istemin hangi nedenle reddine karar verildiği tek tek tartışılmamış, bir başka deyişle istemin reddine dair karar gerekçelendirilmemiştir. 

Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona paralel bir düzenleme içeren 6100 Sayılı HMK'nun 27 ve 297. maddeleri işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.

Hukuk Genel Kurulu'nun 18.10.2006 arih ve 2006/11620 esas, 2006/659 karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; bazen bir mahkeme kararının, başka bir dava yönünden kesin hüküm veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi konularda yapılacak hukuksal değerlendirmelerin sağlıklı olabilmesi de, o kararın yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde; "Hukuki dinlenilme hakkı" düzenlenmiştir. Buna göre davanın taraflarının, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere bu hak, Anayasanın 36 ve Avrupa insan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.04.2010 gün ve 2010/11-195 E., 238 K. sayılı usulden bozmayı kapsayan ilamının gerekçesinde aynen; "Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir" ifadelerine yer verilmiştir.

Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin, ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği, yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir" şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.  Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hakimin, gerek  mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.

Belirtilen anayasal ve yasal düzenlemeler doğrultusunda, şikayetçi vekili tarafından ileri sürülen fesih sebeplerinin gerekçesiyle birlikte tek tek tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, fesih nedenleri irdelenmeden ve gerekçelendirilmeden yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesi de doğru değildir.

SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

         

Karar Etiketleri
15.05.2013 BOZULMASINA YARGITAYKARARI HUKUK Genel Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu İİK md.128 K130 md.128 K6100 md.27 HMK md.27 K6100 md.297