Esas No
E. 2019/4908
Karar No
K. 2019/13966
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İş Hukuku

9. Hukuk Dairesi         2019/4908 E.  ,  2019/13966 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılardan ... İnş. Yapı Elm. Ltd. Şti. vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı isteminin özeti:

Davacı vekili, dava dilekçesinde ve birleşen davaların dava dilekçelerinde, davacının 5501199611115 sicil no ile operatör olarak davalı şirkete bağlı 16/10/1996-04/01/2010 tarihleri aralığında kesintisiz olarak çalıştığını, davacının özel yetişmiş görevli olması sebebi ile maaşının 673,00 TL. net, 875,00 TL. brüt olduğunu, davacıya 2009 yılının Ağustos-Aralık aylarına ilişkin olarak sadece 800,00 TL.lik kısmının ödendiğini, davalı işverenin müvekkilinin ssk bildirimlerini eksik ayptığını ve bazen kuruma hiç bildirim yapmadığını, davalı şirketler arasında organik bağ olduğunu, müvekkilinin yasal haklarının ödenmemesi nedeniyle iş akdini haklı nedene binaen feshettiğini, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir. B)Davalı cevabının özeti:

Davalı ... İnş. Yapı Elm. Ltd. Şti. vekili, dosyadaki beyanlarında, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacının iş aktine müvekkili tarafından son verilmediğini, müvekkilinin sorumlu olduğu alacak olmadığını, ama müvekkili sorumlu tutlacak ise sorumluluğun hizmet yılı ile sınırlı olabileceğini, davacı fazla mesai yapmış ise bordrolarla ödendiğini, davacının yıllık izinlerini kullandığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. C)Yerel Mahkeme kararının özeti:

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, mahkememizin 2012/604 esas ve 2014/385 karar numaralı dosyasında davacının davalılara karşı hizmet tespit davası açıldığı ve davanın kısmen kabulü ile Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin incelemesinden geçerek 25/06/2015 tarihinde kesinleştiği, söz konusu davada davalılar hakkında organik bağın olduğu hüküm altına alındığı, yine davacının hizmet cetveli ve kesinleşen mahkeme ilamına göre davalı şirketler nezdinde 13 yıl 2 ay 21 gün hizmet süresi olduğu anlaşıldığı, kural olarak fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatillerde çalıştığını idda eden işçi, bunu ispatla yükümlü olduğu, ancak imzalı ücret bordroları varsa veya ihtirazı kayıt konulmadan yapılan ödemeler varsa davacı işçi artık yazılı belge ile fazla çalışma yaptığını ispatlamalıdır ancak davalı tarafça ücret bordroları sunulmuş, fazla mesai ücretinin tahakkuk ettirmediği anlaşıldığından tanık beyanlarına göre hesap yaptırılarak ve %30 hakkaniyet indirimi yapılmasıyla birlikte davacı işçinin 3738,96 TL. fazla çalışma alacağı olduğu aynı şekilde 292,55 TL. ile ulusal bayram tatil alacağı olduğu anlaşıldığı, tanıkların davacının haftanın 6 gün çalıştığını beyan ettiklerinden hafta sonu talebi rededildiği, bilindiği üzere davacı işçinin yıllık izin kullandığı veya ücretin ödendiği davalı işverenler tarafından belge ile ispatlanması gerektiği, bu nedenlerle davacı işçinin 1.000,00 TL. ücret alacağı ve 4.462,62 TL. yıllık izin ücret alacağı olduğu, davacının hizmet süresinin 1 yıldan fazla olması ve iş akdinin davalılar tarafından haklı nedenle fesh edildiği ispatlanamadığından davacı işçinin 9567,86 TL. kıdem tazminatına hak kazandığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

D)Temyiz: Karar süresi içinde davalı ... İnş. Yapı Elm. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir. E)Gerekçe:

1.Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı ... İnş. Yapı Elm. Ltd. Şti.nin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2.Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.

Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.

Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır. Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanunu'nda, gerekse Borçlar Kanunu'nda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.

Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.

Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanunu'nun;

5.maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28. maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir. Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar. İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zaman aşımına tabidir. 4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147. maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir. Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 148. maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez. İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K). Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanunu'nun 117 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151. maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151. maddesinde yer almaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131). Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için" zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir (818 sayılı BK. Mad.132). 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 154. Maddesinde (818 sayılı BK.

133.zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.

Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.

Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir. Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 155. maddesi hükmü, "Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur." kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)

Türk Borçlar Kanunu'nun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7. maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.

Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.

Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir. Cevap dilekçesinde zamanaşımı def'i ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir. 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı def'i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı def'ine davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı def'i dikkate alınmaz. Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.). Somut uyuşmazlıkta, zamanaşımı bakımından; Asıl dava olan ilk derece Mahkemesi’nin 2010/159 esas sayılı asıl dava dosyasında davalı ... Şirketi davalı olarak yer almış değildir.

İlk derece Mahkemesi’nin asıl dava dosyası olan 2010/159 esas sayılı dosyası ile birleşen 2012/664 Esas sayılı birleşen dava dosyası bakımından; 2012/664 Esas sayılı dosyada tek davalı temyiz eden davalı ... İnş. Yapı Elm. Ltd. Şti.dir. Dava dilekçesi davalı ... İnş. Yapı Elm. Ltd. Şti.ne 05/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı ... Şirketi davaya cevap vermemiştir. Asıl dava dosyası olan 2010/159 Esas sayılı dosya ile birleştirme kararı 06/12/2012 tarihinde verilmiştir. Ancak, 2010/159 Esas sayılı dosyada davalı ... Şirketi ilk zamanaşımı savunmasını vekili aracılığı ile 27/01/2015 ıslak havale tarihli dilekçesi ile yaptığından zamanaşımı savunması 2012/664 Esas sayılı dosyadaki talep bakımından süresi içinde yapılmış değildir.

Birleşen 2015/964 Esas sayılı dosyadaki talepler açısından dava ve ıslah zamanaşımı bakımından ise; ıslah dilekçesinin ve 2015/964 Esas sayılı dava dilekçesinin davalı ... Şirketi’ne tebliğine ilişkin fiziki belge dosyada mevcut değildir. Dolayısı ile davalı ... Şirketi’ne 2015/964 Esas sayılı dosyanın dava dilekçesinin ve davacı vekilinin ıslah dilekçesinin tebliğine dair fiziki tebligat evrakı ve/veya Uyap sistemi üzerinden tebligat evrakı var ise bu belge ile tebellüğ edildiğine ilişkin belge dosyaya alınmalı, bu tebligatlara göre zamanaşımı savunmasının süresinde olup olmadığı irdelenerek sonuca gidilmelidir.

Davalı vekiline 2015/964 Esas sayılı dosyanın dava dilekçesinin ve /veya davacı vekilinin ıslah dilekçesinin tebliğ edilmediğinin anlaşılması halinde davalı ... Şirketi vekilinin dosadaki zamanaşımı savunmalarının süresinde olduğu kabul edilerek neticeye etkisi irdelenmelidir. Zamanaşımının uygulanması halinde asıl dava olan 2010/159 Esas sayılı dosyanın dava tarihi değil, 2015/964 Esas sayılı dosyanın dava tarihi olan 22/12/2015 tarihi ve ıslah tarihi olan 25/12/2012 tarihi esas alınarak hesaplama yapılmalıdır.

3.Hüküm fıkrasının 7 numaralı bendinde “7-Davacı tarafından her iki dava dosyası için yatırılan 44,85 TL. başvurma harcı, 356,50 TL. peşin harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,” şeklinde ifade mevcuttur. Bu ifadede hangi davalının harçtan mesul tutulduğu infazda tereddüt yaratacak şekilde çelişik olduğu gibi asıl dosya ve birleşen 2 dosya ile birlikte hükme bağlanan 3 adet dosya mevcuttur.

Yargılama harç ve giderleri, vekalet ücreti bakımından her 3 dosyanın da ayrı ayrı göz önüne alındığının hüküm fıkrasından açıkça anlaşılması, ayrıca, hangi davalının hangi dosyadaki ne miktardan sorumlu tutulduğunun, davacının da var ise yargılama gideri, vekalet ücretindan hangi dosya bakımından ne miktarlarla mesul tutulduğunun hükümde açıkça yer alması gerektiğinin gözetilmemesi hatalıdır. Hükmün yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile harçlara dair diğer hükümlerinin de hangi dosyadaki hangi miktarlardan kaynaklandığı hakkında hükümde netlik bulunmaması da hatalıdır. Yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin tespitinde yeniden kurulacak hüküm tarihinde geçerli olan mevzuat ile yine o tarihte geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret tarifesi göz önüne alınmalıdır. F)SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21/06/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog