Esas No
E. 2019/5724
Karar No
K. 2019/10790
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku

8. Hukuk Dairesi         2019/5724 E.  ,  2019/10790 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil, Elatmanın Önlenmesi Ve Yıkım

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili; dava açıldığı tarihte ...’a ait olan dava konusu 1068 parsel taşınmazın denize bakan kısmının 20 m kadar kıyı kenar çizgisinin içerisinde kaldığını üzerinde 2 katlı ev bulunuduğunu, devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerden olduğundan bahisle tapunun iptalini, müdahalenin men’i ile bu kısımda kalan muhdesatların kal’ini talep etmiştir. Davalı ...; davanın reddini savunmuştur. Dava devam ederken dava konusu taşınmazda kat irtifakı oluşması üzerine diğer tapu malikleri davaya dahil edilmiş olup bir kısım dahili davalılar kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısım varsa yıkılmasına karşı olmadıklarını beyan ederken bir kısım dahili davalılar kat irtifakı kurulması nedeniyle davada taraf olduklarını dava konusu edilen kısımla ilgilerinin olmadığını kendileri yönünden davanın reddini gerektiğini, dahili davalılardan ... ise davaya konu 2 katlı yapının davalının da mağduriyetine sebep olduğunu, tecavüz var ise kabul ettiğini beyan etmiştir. Mahkemece; son verilen kararda davanın kabulüne 1068 parsel sayılı taşınmazda bilirkişi kurulu raporunda A harfi ile gösterilen 104,60 m2 lik kısım kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığından hu kısmın tapusunun iptali ile kıyıya terkinine, bilirkişi kurulunun 17.01.2005 tarihli raporunun kararın eki sayılmasına, davalının bilirkişiler kurulu krokisinde A harfi ile gösterilen 104,60 m2'lik kısma vaki müdahalesinin men’ine bu kısım üzerinde kalan duvarın kal’ine karar verilmiştir. Hüküm davacı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Dava; 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile Türk Medeni Kanunu'nun 715 ve 999. maddelerine dayalı olarak açılmış tapu kaydının iptali, sicilden terkini isteği ile elatmanın önlenmesi ve kal’e ilişkindir. Dosya kapsamı incelendiğinde 1991/103 Esas ve 1995/369 Karar sayılı ilk kararda dava konusu 1068 nolu taşınmazın 07.12.1992 tarihinde alınan bilirkişi raporuna göre A harfli kırmızı boyalı 556,50 m2'lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptali ile bu kesimin kıyıya terkinine, bu kesimde kalan davalıya ait inşaat ve tesislerin kal’ine ve el atmanın önlenmesine karar verilmiştir. Davalı vekilince kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince 3621 sayılı Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca kıyı kenar tespitinin yapılması yönünden komisyona sorumluluk yüklendiğinden davacı Hazineye Valiliğe başvurmak üzere önel verilmesi yapılacak tespitin sonucunun beklenmesi uyuşmazlığın anılan yasa hükümleri çerçevesinde çözülmesi gerekirken 1980 yılında yürürlükte olan yasa hükümlerine göre hazırlanan haritaya dayanarak hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine dosya 1996/25 Esas ve 1996/459 Karar numarasını almış bu dosyada ise yasa gereği dava konusu yerde kıyı kenar çizgisi haritası yapılamayacağı Valilikçe bildirildiğinden kıyı kenar çizgisi oluşturulması mümkün olmadığından uygulanacak geçerli bir kıyı kenar çizgisi haritası da bulunmadığından davalının çap dışında herhangi bir taşması da bulunmadığından ispatlanamayan davanın reddine, 3621 sayılı kanuna göre kıyı kenar çizgisi haritası yapıldığı takdirde davacının yeniden dava açmakta muhtariyetine karar verilmiştir. Davacı vekilince kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince Valilikçe daha önce belirlenen kıyı kenar çizgisinin geçerli olduğu, yeni kıyı kenar hazırlanmasına gerek bulunmadığı yönünde verilen görüşe değer verilemeyeceği, önceki bozmada belirtildiği gibi Hazineye yeniden önel verilmesi, Valiliğe müzekkere yazılarak Yasa ile hükümsüz hale gelen kıyı kenar çizgisinin iptali için idare mahkemesine dava açılmasına gerek olmadığının hatırlatılması, yapılacak tespit sonucunun beklenmesi, buna rağmen yeni haritanın hazırlanmaması halinde önceki karar doğrultusunda hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde davanın reddinin doğru olmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine dosya 1997/176 Esas ve 2006/791 Karar numarasını almış, Mahkemece bozma sonrası 28.09.2004 tarihinde dava konusu taşınmazda keşif yaptırılmış, 17.01.2005 tarihinde 3 jeoloji, 2 harita, 1 mimar ve 1 ziraat bilirkişilerinden alınan kurul raporunda; dava konusu taşınmaz ve civarındaki alanlarda gerekli jeolojik ve morfolojik incelemenin yapıldığın, analizler sonucunda kıyı kenar çizgisinin belirlendiğin, ekli krokiye göre 1068 numaralı parselde kıyı kenar çizgisinin mülkiyet sınırında kaldığı A harfi ile gösterilen taralı bölümün 104,60 m2'lik bir alan olduğu parsel sahibinin işgali altında olduğu tespit edilmiş, davacı vekilince 3 farklı zamanda tespit edilmiş kıyı kenar çizgisi olduğundan bahisle rapora itiraz edilmiş olup itiraz üzerine 24.05.2006 tarihinde ek bilirkişi raporu aldırılmış, bu rapora göre de 20.02.1980 tarihli onaylı kıyı kenar çizgisinin Yargıtay 1. Hukuk Dairesince iptal edildiği, Valiliğin hazırlanan yeni kıyı kenar çizgisin 17.02.2002 tarihinde onaylandığı bu yeni kıyı kenar çizgisinin de Yargıtayca iptal edildiği için 1. Asliye Hukuk Mahkemesince kıyı kenar çizgisinin belilenmesi için görevlendirildikleri, 1997 yılında ve gerekse şuanda bilirkişiler tarafından tespit edilen kıyı kenar çizgisinden başka kıyı kenar çizgisinin bulunmadığı, jeolojik çalışmalar yapılırken iptal edilmiş olan kıyı kenar çizgisinin her iki yönden örnek alınarak elde edilen bulguların farklı bir sonuç vermediği, denizin kıyıyı etkisi altına aldığı en son noktayı tespit ederek kıyı kenar çizgisinin belirlendiği, sarı renkli çizginin idare tarafından duruşmalar esnasında verilen mehil üzerine çizilen onaylanan kıyı kenar çizgisi olduğu, mahkeme heyetince çizilen kıyı kenar çizgisinin ise kırmızı renkle gösterildiği, kıyı kenar çizgisinin mülkiyet sınırı içerisinde kaldığı, A harfli kısmın 104,60 m2 olduğu ve parsel sahibi işgalinde olduğu, 1068 parsel içerisindeki evin ise parsel yoluna ve kıyıya B harfi ile 35 m2 tecavüzlü olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece, 17.05.2002 tarihinde onaylanarak kesinleşen kıyı kenar çizgisinin gönderildiği, belediye ilan panosuna asılarak onaylandığı ve kesinleştiği fakat davalıya usulüne uygun tebligat yapılmadığından kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından belirlenmesine karar verilerek bu doğrultuda bilirkişilerce oluşturulan kıyı kenar çizgisine dayalı rapora binaen davanın kabulüne 1068 parsel sayılı taşınmazda bilirkişi kurulu raporunda A harfi ile gösterilen 104,60 m2'lik kısım kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığından bu kısmın tapusunun iptali ile kıyıya terkinine, bilirkişi kurulunun 17.01.2005 tarihli raporunun kararın eki sayılmasına, davalının bilirkişiler kurulu krokisinde A harfi ile gösterilen 104,60 m2'lik kısma vaki müdahalesinin men’ine bu kısım üzerinde kalan duvarın kal’ine karar verilmiştir. Davacı Hazine vekili ve davalılar ... mirasçıları vekili tarafından kararın temyiz üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince kesinleşmiş kadastro tespiti ile dava tarihi arasında 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olduğundan davanın reddine, yargılama giderleri vekalet ücretindan davalıların sorumlu tutulmayacağına karar verilmesi, usuli kazanılmış hak olgusunun değerlendirilmesi davalılar lehine vekalet ücreti verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.Davacı Hazine vekili ve davalılar ... mirasçıları vekili tarafından süresinde karar düzeltme talep edilmesi üzerine bu defa Yargıtay 1. Hukuk Dairesince karar düzeltme taleplerinin kabulü ile Anayasa Mahkemesince yapılan yasa iptali karşısında, yapılmış bozmanın doğru olmadığı, işin esasının 28.11.1997 tarihli 5/3 sayılı içtihadı birleştirme kararına göre belirlenen kıyı kenar çizgisine göre çözüme kavuşturulması gerektiği, dava konusu 1068 parselin dava esnasında kat irtifakı kurularak oluşan bağımsız bölümlerde davalı ile birlikte dava dışı kişiler adına da sicil kaydı oluştuğu anlaşıldığından bu bağımsız bölüm maliklerinin de davada yer almaları gerektiği, taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece tapu kayıtları getirtilerek tapu malikleri davaya dahil edilmekle 1997/176 Esas sayılı dosyanın görülmesi esnasında alınan 17.01.2005 tarihli bilirkişi raporuna istinaden yeniden davanın kabulüne 1068 parsel sayılı taşınmazda bilirkişi kurulu raporunda A harfi ile gösterilen 104,60 m2'lik kısım kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığından bu kısmın tapusunun iptali ile kıyıya terkinine, bilirkişi kurulunun 17.01.2005 tarihli raporunun kararın eki sayılmasına, davalının bilirkişiler kurulu krokisinde A harfi ile gösterilen 104,60 m2'lik kısma vaki müdahalesinin men’ine bu kısım üzerinde kalan duvarın kal’ine karar verilmişse de hükme esas alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Bilindiği üzere; Anayasa'nın 43 ve 3621 sayılı Kıyı Yasası'nın 5. maddesine göre kıyılar; Devlet'in hüküm ve tasarrufu altındadır, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Deniz, göl ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmakta, öncelikle kamu yararı gözetilir. 4.madde hükmüne göre Kıyı çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgi, Kıyı Kenar çizgisi: Kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınır, Kıyı ise: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alandır. TMK'nin 999.maddesine göre de; özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar, bunlara ilişkin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz, tapuya kayıtlı bir taşınmaz, kayda tâbi olmayan bir taşınmaza dönüşürse, tapu sicilinden çıkarılır. Uyuşmazlığın bu niteliğine göre, öncelikle yöntemince kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesi ve zemine uygulanması gerekir. Bu doğrultuda, dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde idarece oluşturulmuş yeni bir kıyı kenar çizgisinin bulunup bulunmadığı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden sorularak belirlenmelidir. İdarece oluşturulmuş ve kesinleşmiş kıyı kenar çizgisi var ise, buna ilişkin karar ve dayanağı olan belgeleri ile kroki ve haritasının birlikte getirtilip dosya arasına konulması, mahallinde yerel ve teknik bilirkişi ile harita mühendisi aracılığıyla yapılacak keşifte araziye uygulanması, gözlem çukurlarının açılması çekişme konusu taşınmazın yeri belirlenip harita üzerine işaretletilmesi gerekir. İdarece oluşturulmuş yeni bir kıyı kenar çizgisinin bulunmaması yahut idari yargı yerinde iptal edilmiş veya oluşturulan harita 28.11.1997 tarihli 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilen ilkeye göre ilgililerine tebliğ edilerek kesinleştirilmemiş ise Adli Yargı Mahkemesince, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4.maddesindeki tanımlamalar dikkate alınarak, aynı Kanunun 5 ve 9.maddeleri ile 13.03.1972 gün ve 7/4 sayılı, 28.11.1997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları göz önünde tutularak, Kanunun 9/2.maddesinde belirtilen bilirkişi kurulu aracılığıyla, keşif yapılarak açıklanan kural ve yöntemler doğrultusunda kıyı kenar çizgisi oluşturulmalıdır. Mahkeme aracılığıyla bu çalışma yapılırken, varsa idarenin önceden kıyı kenar çizgisi oluşturmak için yaptığı saptamalar ve bu konuda kurulan komisyonun çalışmalarının ortaya çıkardıkları bilimsel değerlerin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. İdarenin söz konusu çalışmalarını yok saymak da doğru olmaz. Açıklanan nedenlerle, idarenin kıyı kenar çizgisi çalışmalarında, o yere ilişkin kamu görevlilerince önceden oluşturulmuş komisyon çalışmalarını içerir kayıt ve belgeler getirtilmeli, bunlardaki verilerle, Mahkemece kıyı kenar çizgisi oluşturmak için bilirkişilerce yapılan çalışmalarda elde edilen veri ve bulguların örtüşmemesi durumunda, bunun nedenleri hakkında bilirkişilerden bilimsel gerekçelere ve maddi bulgulara dayalı, doyurucu ve denetime açık ek rapor alınmalıdır. Başka bir anlatımla, eldeki uyuşmazlıkta idari saptamalardan takdiri delil olarak yararlanılması zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2003 tarihli ve 97/110 sayılı kararı da bu doğrultudadır. Yapılacak bu araştırmalarla, dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisinin hangi tarafında kaldığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra, oluşacak durum, dosya içeriği, iddia ve savunma doğrultusunda toplanan diğer tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilerek, uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir. Somut olaya gelince; Mahkemece dava dosyasının geldiği aşamada ve görülmekte olduğu yıl itibariyle dava konusu taşınmazda kat irtifakının oluştuğu yeni kayıt maliklerinin Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21.12.2011 tarihli ilamına istinaden davaya dahil edildiği göz önüne alınmadan ve her ne kadar usulüne uygun idarece onaylanmış yeni bir kıyı kenar çizgisi olmadığı 1997/176 Esas sayılı dosyada kabul edilmişse de davanın esasını aldığı 2012 yılı itibariyle idarece usulüne uygun onaylanmış bir kıyı kenar çizgisi olup olmadığı yeniden araştırılmadan 1997/176 Esas ve 2006/791 Karar sayılı dosyada alınan 17.01.2005 tarihli bilirkişi raporuna istinaden karar verilmesi doğru görülmemiştir. Mahkemece yapılması gereken iş yukarıda açıklanan ilkeler ışığında idarece belirlenmiş yeni bir kıyı kenar çizgisi var ise bu çizgi de dikkate alınmak ve dava konusu taşınmazda kat irtifakı sonrası taşınmazda malik olan kişilere ait bağımsız bölümler de krokide gösterilmek suretiyle yapılacak keşif sonrası 5 kişilik uzman bilirkişilerden alınacak kurul raporu doğrultusunda işin esası hakkında karar vermek iken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporuna istinaden davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 02.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog