14. Hukuk Dairesi
14. Hukuk Dairesi 2013/9145 E. , 2013/13585 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 19.09.2011 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 03.04.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, suya vaki elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir. Davacı, paylı malik olduğu 116 ada 60 parsel sayılı taşınmazda bulunan suyu 25 yıl önce borularla fiili taksime göre kullandığı kısma getirdiğini, depo yaptığını ve bahçesini suladığını, davalıların ise suyu kullanmalarına engel olduğunu belirterek muarazanın giderilmesini istemiştir. Davalılar, dava konusu taşınmazın 30 sene önce taksim edildiğini, taksimden sonra kendilerine düşen kısımdan su çıkartıldığını, boru ile suyu taşınmazın kuzey tarafına götürdüklerini ve buraya çeşme yaptırdıklarını, davacının ise fazla suyu kullandığını, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir. Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir. Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir. Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “ yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK m.756/3). Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20 nci maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu 1-6. madde).
Somut olayda, dosya içerisindeki 25.09.2012 tarihli fen bilirkişi raporunda davaya konu su kaynağı davacı ve davalıların paylı malik oldukları 116 ada 60 parsel sayılı taşınmaz içerisinden çıkmaktadır.10.10.2012 tarihli jeoloji bilirkişi raporunda dava konusu suyun debisinin 0,14 lt/sn olduğu, tarafların çeşme ve kaynağı ortaklaşa kullanabilecekleri, bunun için çeşmenin önüne üzeri betonla kapatılmış küçük bir logar yapılarak terazili olarak suyun ikiye ayrılarak tarafların eşit olarak kullanabileceği ifade edilmiş ancak tarafların ihtiyaç durumuna göre su düzeneği tespit edilmemiştir.
Taraflar arasındaki dava konusu suyun kullanımına ilişkin muarazanın giderilebilmesi için tarafların ihtiyaç durumuna göre su rejimi veya su düzeneği kurulmasına ilişkin ziraat ve jeoloji mühendislerinden ortak rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.