9. Hukuk Dairesi

KARŞI OY Borçlar Kanunu 134.md. “Müruruzaman müteselsil borçlu olanlardan veya taksimi kabil olmayan bir borcun müşterek borçlularından birine karşı katedilmiş olunca diğerine karşı da katedilmiş olur” hükmünü içermektedir. BK.nun 50 ve 51. md.leri hükümlerinde müteselsil sorumluluk öngörülmüştür. Borçlar Kanunu’nun 50. md hükmü, aynı zarardan dolayı birden fazla kişinin birlikte sorumlu tutulmalarını, birden fazla kişinin ortak kusurlarıyla zarara sebebiyet verme koşuluna bağlamış iken Borçlar Kanunu’nun 51.md. hükmü ise bundan farklı olarak, aynı zarardan dolayı birden farklı kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmalarını birden fazla kişinin bu zararda ortak kusurlarıyla değil değişik hukuksal nedenlerle sorumlu olmalarına bağlamıştır. Öğretide, müteselsil borcun aynı sebepten doğması halinde tam teselsül, ayrı ayrı sebeplerden doğması halinde ise eksik teselsülün varlığı kabul edilmektedir. (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, 1993. s. 325, Akıntürk.T: Müteselsil Borçluluk, 1971, s.125; Eren, F: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 2001, s.1203). Bu durumda BK.nun 50 md. tam teselsül, BK.nun 51 md. ise eksik teselsül hükümleri olarak değerlendirilmektedir. Borçlar Hukuku ilkelerine göre, müteselsil sorumlulardan birine karşı kesilen zamanaşımı, diğerlerine karşı da kesilmiş olmaz. Bunun istisnası tam teselsüldür. Yargıtay da eksik teselsülde BK m. 134 hükmünden farklı olarak borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesinin diğerlerine karşı da zamanaşımın kesildiği sonucunu doğurmadığına isabetle içtihat etmektedir (HGK. 23.02.2000 T., 2000/124 K. ve HGK. 07.3.1986 T., 1986/205 K. Aynı yönde; şoför hakkında açılan davada ödence isteme, araç sahiplerine yönelen ödence davasına ilişkin zamanaşımını kesmez. Şoför haksız eylem yönünden, araç sahibi ise yasa buyruğu yönünden -değişik nedenlerle- sorumlu olduklarından, bu sorumlulukları tam değil; eksik dayanışmalıdır. Zamanaşımının dayanışmalı borçlulardan birine karşı kesilmesinin ötekini de etkileyeceğine ilişkin yasa kuralı, eksik dayanışmada uygulanmaz). Bu HGK kararı, zamanaşımının kesilmeyeceğiyle ilgili olarak şöyle devam etmektedir: “tam teselsülle eksik teselsül arasındaki en önemli farklardan birisi bu konudadır. Tam teselsülde borçlulardan birine karşı zamanaşımı kesilince ötekilere karşı da kesilir, eksik teselsülde ise ötekine karşı da kesilmesini gerektirmemektedir. BK m. 134’ün, 51. maddede öngörülen noksan teselsül hallerinde uygulanması olanağı yoktur. Bu sonuç, teselsülün BK.nun 50 ve 51. maddelerinde ayrı ayrı ve değişik koşullarla düzenlenmiş olmasına ve adalet düşüncesine uygun düşmektedir. Zira, yalnız başına olsaydı zamanaşımından yararlanabilecek iken sırf öteki kişilerin kusurlu eylemlerine iradesi dışında katılması yüzünden (sorumlu bulunması nedeniyle) zamanaşımından faydalanamaması, öteki borçluya karşı zamanaşımı süresi içinde açılan davanın bunun için de zamanaşımını keseceğinin kabulü hak ve adalet ilkelerine ters düşerdi” . Dairemizce de yakın tarihli bir kararında ““Borçlar Kanunun 134. madde hükmü, “Müruruzaman müteselsilen borçlu olanlardan veya taksimi kabil olmayan bir borcun müşterek borçlularından birine karşı katedilmiş olunca diğerlerine karşı da katedilmiş olur" kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. Bu hükmün müteselsil sorumlulukta sadece tam teselsülde yani Borçlar Kanunu md. 50'ye dayanan müteselsil sorumlulukta uygulama bulacağı; buna karşın eksik teselsülde yani Borçlar Kanunu md. 51'e dayanan müteselsil sorumlulukta uygulama bulmayacağı kabul edilmelidir.”” denilerek bu ayırıma isabetle işaret edilmiştir. (9.H.D. 22.01.2010 gün ve 2009/50193 E., 2010/901K.) Somut uyuşmazlıkta; Davacı tarafından asıl işveren ile alt işveren aleyhine ikame edilen işbu davaya konu alacak talepleri yönünden, asıl işveren ... AŞ.vekili dava ve ıslaha karşı süresinde zamanaşımı savunmasında bulunmuş ve yerel mahkemece asıl işveren yönünden zamanaşımı savunması dikkate alınarak belirlenen alacaklar hüküm altına alınmış, diğer davalı alt işveren tarafından zamanaşımı savunmasında bulunulmamıştır. Bilindiği gibi, ki bu davanın da dayanağını teşkil ettiği üzere, asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte sorumludur (4857/m. 2, 1475/m. 1). Böyle bir müteselsil sorumluluk doğal olarak beraberinde, asıl işverene borca ilişkin itiraz ve def’ileri ileri sürme hakkı da verir. Nitekim davalı asıl işverence aleyhine açılan işbu davada zamanaşımı def’i ileri sürülmüştür. Asıl mesele davacının kendi işvereni ve somut olayda alt işveren olan ... Ltd.Şti.nin asıl işveren olan diğer davalı ... AŞ.nin zamanaşımı savunmasından faydalanıp faydalanamayacağıdır. Müteselsil borçlular alt işveren ve asıl işveren, alacaklı işçiye karşı farklı sebeplerle sorumludur. Zira alt işveren davacı işçiye “sözleşmeye dayalı olarak, aralarındaki iş sözleşmesi nedeniyle sorumlu” iken asıl işverenin sorumluluğunun kaynağı “yasadır”. Asıl işverenle işçi arasında herhangi bir iş sözleşmesi bulunmamakta ancak yasa hükmünden kaynaklanan şekilde alacaklı işçi karşısında birlikte sorumlu hale gelmektedir. Yine genel olarak belirtmek gerekir ki, asıl işverenin sorumluluğu alt işveren işçisinin, asıl işveren işyerinde çalıştırıldığı süreyle sınırlıdır. Dolayısıyla, asıl işveren ile alt işveren arasındaki teselsül ilişkisi birden çok kimsenin zarara birlikte sebep olmadıkları halde o borçtan çeşitli, farklı sebeplerle (haksız fiil, sözleşme ya da kanun) sorumlu olmaları yönüyle eksik teselsüldür (BK m. 51). Kaldı ki, asıl işveren ve alt işverenin davaları birbirinden bağımsızdır. Aynı davada birlikte davalı bile gösterilseler, aralarında ihtiyarî dava arkadaşlığı bulunduğu için iddia ve savunmalarını birbirinden bağımsız olarak ileri sürerler. Örneğin, zamanaşımı def’i sadece bunu ileri süren taraf için değerlendirilir ve dava arkadaşlarının hepsi için ortak olan bir def’i (örn. zamanaşımı def’i) sadece bunu ileri süren bakımından sonuç ifade eder.( 4. HD. 24.2.2004 T., 11479/2091). Aynı şekilde, bunlardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi, diğerine karşı da kesildiği sonucunu doğurmaz. Buna rağmen, aynı davada hem alt işveren hem de asıl işverene birlikte husumet yöneltilse ya da aynı tarihte alt işverene karşı bir dava, asıl işverene karşı ayrı bir dava açılmış olsa ve alt işveren zamanaşımı def’i ileri sürmeyip, asıl işveren zamanaşımı savunmasında bulunsa; alt işveren zamanaşımı def’inde bulunmadığına göre asıl işverenin de bulunamayacağını ya da bunun dikkate alınmayacağını ve Borçlar Kanunu 134 md.nin uygulanacağını söylemek mümkün değildir. Bir borcun kaynağı, kanun, haksız fiil ya da sözleşme olabilir. Asıl işverenle işçi arasında herhangi bir hizmet akdi bulunmadığına göre onun sorumluluğu akde dayanmayıp, sırf kanundan ötürüdür (İş K. m.2). Alt işveren ise iş sözleşmesinin tarafı işveren olmakla, aralarındaki hukukî ilişki akde dayanmaktadır ve işçiye karşı akit nedeniyle sorumludur. Bir borçtan birden çok kişi, farklı nedenlerden dolayı sorumlu iseler borçlular arasındaki teselsül ilişkisi eksik teselsül niteliği taşımaktadır. Eksik teselsülde borçlulardan birine karşı kesilen zamanaşımının doğrudan doğruya diğerine karşı da kesildiği kabul edilmediğinden alt işverene karşı kesilen zamanaşımı, bunun asıl işverene karşı da kesildiği sonucunu doğurmamaktadır. Alacaklı işçi, kanun gereği alacağından sorumlu bir üçüncü kişiden alacağını tahsil etme yetkisini haizdir. Ancak bu hakkını o kişiye karşı zamanaşımı süresi içinde kullanıp ileri sürmelidir. Asıl işveren bizzat kendi işçilerine karşı dahi örneğin 5 yıllık zamanaşımı süresince sorumlu olacağı bir alacaktan, kendisine daha önce hiçbir şekilde alacak talebi yöneltilmediği halde sırf alt işverene karşı bir vesileyle zamanaşımı kesildiği için daha uzun süre sorumlu tutulamaz. Ayrıca yerel mahkeme kararını bozan sayın çoğunluğun görüşü doğrultusunda asıl işveren ile alt işveren arasında tam teselsülün varlığı kabul edildiğinde, örneğin feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davalarında her iki işverenin aynı derece sorumlu tutulması gerekir. Oysa Dairemizin yerleşmiş uygulamasına göre işe iadeden alt işveren tek başına sorumlu olmakta, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretinden asıl işveren ve alt işverenin birlikte sorumluluğuna gidilmektedir. Temyiz incelemesine konu olan işbu davada, davalı asıl işveren usulüne uygun olarak zamanaşımı savunmasını ileri sürmüş olup mahkemece sözü edilen savunma üzerinde durularak hüküm kurulduğundan, alt işverenin de diğer davalı asıl işverence süresinde ileri sürülen zamanaşımı savunmasından yararlanması gerektiği yolundaki sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum. 25.01.2011

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap