16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin organizasyon işleri yaptığını, bu konuda bir işletmesi bulunduğunu, organizasyon malzemesi alım satım işleri için ticari faaliyette olduğu çeklerin keşidecesi ... isimli kişiden işbu çekleri aldığını, yine malzeme satın almak üzere anlaştığı davalı ... isimli kişiye hem şirket hem şahsi olarak ciro ederek verdiğini, malzemeleri teslim etmesini istediğinde davalı alım satıma konu malzemeleri teslim edemeyeceğini beyan ettiğini, davalıdan malzemeleri teslim alamayan müvekkilinin çekleri geri istediğinde , davalının çekleri başka bir işte kullanacağını, kazanacağı para ile çekleri ödeyeceğini beyan ettiğini, davalıya bu ticari alım satımdan dolayı bir borçları bulunmadığını beyanla borçları bulunmadığının tespiti ile İİK 72/2 mad.gereği icra takibinin durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. Dava, İİK'nın 72.maddesine dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK'nın 114/1 maddesinin birinci fıkrasında, tüm davalar bakımından geçerlilik taşıyan dava şartlarının neler olduğu hususu açıkça hükme bağlanmış, HMK 114/2 maddesinde ise diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir. 7155 sayılı Kanun ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen ve 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi ile getirilen "Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır..." hükmü uyarınca konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki ticari davalarda dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu hale getirilmiş, yani arabuluculuğa başvurmak dava şartı haline getirilmiş bulunmaktadır. Buna göre, kanunun lazfına bakıldığında "ve" bağlacı nedeniyle "alacak ve tazminat talebinin" aynı dava içerisinde birlikte talep edilmesi gerektiği anlamı çıkmaktadır. Buda kanun koyucunun amaçladığı bir durum olarak yorumlanamaz. Ayrıca her menfi tespit davasının, istirdada dönüşebileceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Kanunda alacaklı veya borçlu tarafından açılacak dava ile ilgili herhangi bir ayırım ve sınırlama da yer almamıştır. Burada kanun koyucu talep veya dava türü ne olursa olsun "dava konusu bir miktar para alacağı" olan tüm talepler hakkında, alacaklı ve borçlu açısından bir ayırım yapılmadan ve bir sınırlama getirilmeden dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını, dava şartı olarak düzenlemeyi amaçlamıştır. Elbetteki "menfi tespit" talebi ile "alacak" talebi hukuken aynı kavramlar değildir ve bu davalar sonucunda netice-i talepler ile kurulacak hükümler de farklıdır. Ancak burada dava konusu bir miktar para alacağı ise, açılacak davanın ya da talebin ne olduğunun bir önemi yoktur. İster alacak, ister menfi tespit, ister istirdat, ister itirazın iptali, ister tazminat talebi olsun bu davaların ortak noktası "dava konusunun bir miktar para alacağı" olduğudur. Sadece netice-i talepler ve mahkemelerce kurulacak hükümler birbirinden farklıdır. Sınırlayıcı bir yorum yaparak maddenin sadece "alacak" veya "tazminat" davalarıyla sınırlı bir uygulama yapmanın kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı muhakkaktır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümle ile; “Dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/A- (1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; dava dilekçesinden davacı yanın arabuluculuğa başvurmadan doğrudan dava açtığı, Mahkememize bu hususta arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin tutanağın sunulmadığı, 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesi gereğince menfi tespit talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmesi gerektiğinden davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar vermek gerekmiştir.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap