Dairemizin 27.11.2019 tarih, 2019/13501 Esas ve 2019/21804 sayılı kararı sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...’ı olası kastla yaralamadan kurulan hükümler bakımından verilen onama kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 09.01.2020 tarih 1-2016/83839 sayılı itirazname ile; “Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasındaki itiraza konu uyuşmazlık; kovuşturma konusu olayda sanıklar ..., ..., ... ve ...'nin mağdur ...'ı olası kasıtla yaralama suçundan TCK'nin 37. maddesi uyarınca fail sıfatıyla mahkûmiyetlerine karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine yöneliktir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.10.2018 tarihli, 2017/1-908 Esas, 2018/445 Karar sayılı ilamında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, olası kastı netice belirler. “Dolus indeterminatus determinatur ab eventu” kuralı gereğince, öğreti ve uygulamada da hâkim görüş; sanığın eylemi sonucu hangi netice gerçekleşmiş ise failin bundan sorumlu olacağı yönündedir. "Türk hukukunda bir görüş, olası (muhtemel, gayrimuayyen) kast netice ile belirlenir düşüncesinden hareketle, gerçekleşmesi muhtemel olan neticenin ancak gerçekleşmesi hâlinde failin bu neticeden dolayı sorumlu tutulabileceği fikrindedir.” (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara 2013, s. 443-444.), “Olası kast netice ile belirlenir kuralı gereğince, hangi netice gerçekleşmiş ise fail bunlardan sorumludur.” (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara 2015, s. 170-171.), "Olası kastla işlenen suçlarda netice kastı belirlemektedir, neticenin gerçekleştiği bir yerde, artık o suça teşebbüs yoktur; ortada tamamlanmış bir suç vardır" (......; Türk Ceza Hukuk Genel Hükümler, 9. Baskı, US-A Yayınları, Ankara 2016, s. 309-310.), “Olası kastta, failin öngördüğü kayıtsız kaldığı sonuçların gerçekleşmesi hâlinde sorumluluğuna gidilebilmektedir, diğer deyişle, olası kastta sonuç kastı belirler, 'dolus indeterminatus determinatur ab eventu' kuralı uygulanır.” (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, s. 395.) Olası kasıtla yaralama eyleminde, oluşan neticeye göre karar verilmesi gerektiği, bu nevi suçlara yardım ve iştirakin yasal zeminde mümkün bulunmadığı, Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin ve Yargıtay 3. Ceza Dairesinin içtihatlarında da birçok kez vurgulanmıştır (Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 02.07.2013 gün ve 2135-4740, 29.12.2014 gün ve 4898-6720, 21.01.2015 gün ve 4412-100, 24.02.2015 gün ve 4619-911, 20.05.2015 gün ve 1120-3225, 27.02.2019 gün ve 4113-1195, 20.03.2019 gün ve 5762-1750 sayılı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15.12.2016 gün ve 17072-20627 sayılı ilamları). Dosya içeriğine göre; olay tarihinde saat 14.00 sıralarında ... ve ... ile ... ve ...'ın alacak-verecek meselesi nedeniyle tartıştıkları, tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine ... ve ...'in yaralandıkları, yaralama olayını ... ve ...'in akrabaları olan sanıkların öğrendiği, akşam saat 20.00 sıralarında sanıklar ..., ..., ... ve ...'nin ellerindeki av tüfekleri ile ...'ın evinin önüne giderek beklemeye başladıkları, kısa bir süre sonra olay yerine gelen ... ve komşusu olan mağdur ... ile karşılaştıkları, ...'ın evine gittiği, mağdur ...'ın ise konuşmak ve ortamı sakinleştirmek için sanıklar ..., ..., ... ve ...'nin yanına yaklaştığı, mağdur ...'ın olayın büyütülmemesi yönündeki telkinlerinin etkili olmadığı, evine giden ...'ın ise oğlu ... ...'ın elindeki av tüfeğini aldığı, mağdur ...'ın sanıklar ..., ..., ... ve ...'nin yanından uzaklaştığı sırada, bir tarafta ..., ..., ... ve ..., diğer tarafta ... ve kimliği tespit edilemeyen bir şüpheli olduğu halde karşılıklı olarak birbirlerine av tüfekleri ile ateş etmeye başladıkları, karşılıklı çatışmanın yaklaşık 8 dakika sürdüğü, iki ateş arasında kalan mağdur ...'ın av tüfeği saçma tanelerinin vücuduna isabet etmesi nedeniyle hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı anlaşılmıştır. Yukarıda oluş şekli gösterilen olayda; mağdur ...'ın kimin kullandığı av tüfeğinden çıkan saçma tanesiyle yaralandığı belirlenememiştir. Olay, ...'ın evinin önünde cereyan etmiş, olay yerinde ele geçirilen boş kartuşların incelenmesinde olayda altı adet av tüfeğinin kullanıldığı anlaşılmıştır. ... ailesinden sanık olan ...'ın tüfek kullandığı kesin olarak tespit edilmiş ise de ...'in beyanlarında ısrarla söylediği Mustafa ile birlikte ateş ettiği iddia olunan diğer kişilerin kimlikleri belirlenememiştir. Sanıklar ..., ..., ... ve ...'nin olay sırasında ellerindeki tüfekler ile ateş ettiği hususu da kesin olarak belirlenmiş, ancak mağdur ...'ın hangi sanık veya kimliği tespit edilemeyen şüpheli tarafından vurularak yaralandığı hususu tüm dosya kapsamı nazara alındığında kesin olarak anlaşılamamıştır. Bu nedenle sanıklar ..., ..., ... ve ...'nin fail olarak TCK'nin 37. maddesi kapsamında mahkûmiyetlerine karar verilmesi kanaatimizce mümkün görülmemektedir. TCK'ye göre; suçun işlenişine yaptığı katkı tek başına yasal tanıma uygun bulunmayan suç ortakları şerik olarak kabul edilmektedir. Şeriklikte azmettirme ve yardım etme biçiminde iki farklı görünüş şekli vardır. Şeriklerin, gerçekleşen yasal tanıma uygun haksızlıktan ancak bağlılık kuralı vasıtasıyla sorumlu tutulmaları mümkündür. Olası kasıtla işlenen suçlarda gerçekleşen neticeye göre faillerin sorumluluğun belirlenmesi gerektiğinden sanıklar ..., ..., ... ve ...'nin şerik olarak TCK'nin 39. maddesi kapsamında sorumlu tutulmaları da mümkün değildir. Olası kasıtla işlenen suçlarda fiilen birlikte hareket etmeyen karşı gruplardaki sanıklar hakkında müşterek faillik hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, iki ayrı gruba ait sanıklar arasında birlikte suç işleme kararı ve iştirak iradesi bulunmaması gözönüne alınarak, oluşan şüphenin sanıklar lehine yorumlanması suretiyle ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile mahkûmiyet hükmü kuran yerel mahkemenin kararının onanmasına karar verilmesi kanuna aykırıdır.“ şeklindeki gerekçe ile "Olası kasıtla işlenen suçlarda fiilen birlikte hareket etmeyen karşı gruplardaki sanıklar hakkında müşterek faillik hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, iki ayrı gruba ait sanıklar arasında birlikte suç işleme kararı ve iştirak iradesi bulunmaması gözönüne alınarak, oluşan şüphenin sanıklar ..., ..., ... ve ... lehine yorumlanması suretiyle ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile sanıklar hakkında anılan suçtan mahkûmiyet hükmü kurulması kanuna aykırı görüldüğü” belirtilmek suretiyle söz konusu dairemiz onama kararının kaldırılarak, sayılan nedenlerle hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği belirtilerek, 05.07.2012 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 99. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nin 308. maddesine eklenen 2. ve 3. bentler uyarınca itirazen incelenmek üzere dosyanın Dairemize gönderilmesi üzerine yapılan incelemede;