12. Hukuk Dairesi 2010/11290 E. , 2010/23779 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İzmir 8. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 07/10/2009
NUMARASI : 2009/400-2009/1282
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından, 03.07.2001 tarihinde ilama dayalı olarak ilamlı icra takibine başlandığı, takip dayanağı ilamın bozulmasından sonra verilen İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2007/462 esas, 2008/599 karar sayılı, 10.10.2008 tarihli ilamının icra dosyasına ibraz edilerek, anılan ilam doğrultusunda takibe devam edildiği, 16.03 2009 tarihinde yapılan hesap tablosuna yönelik olarak borçlu vekilince icra mahkemesine itiraz edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, takip dayanağı ilamın bozulmasından sonraki ilamda hüküm alına alınan faiz alacaklarına, kapitale dönüştüğü belirtilerek takip tarihi olan 03.07.2001 tarihinden itibaren faiz hesaplandığı görülmüştür.
Dairemizin evvelki uygulamalarında, bu tür alacağın niteliği faiz olsa dahi dava açılarak sonuçta bir bedele hükmedildiğinden, bu alacağın artık kapitale dönüştüğü cihetle alacağa karar tarihinden itibaren faiz yürütülebileceği kabul edilmektedir. Ne var ki, Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen Dairemize ait bir uyuşmazlıkta H.G.K.’nun 31.03.2004 tarih ve 2004/12-162-163 sayılı kararı ile bu nitelikteki faiz alacakları için de B.K.nun 104/son maddesine göre faiz yürütülemeyeceği kabul edildiğinden, Dairemizce de bu konuda içtihat değişikliğine gidilerek Hukuk Genel Kurul kararı ve diğer Hukuk Dairelerinin görüşlerine uygun olarak ilamda hükmedilmesi halinde temelde temerrüt olgusu bulunduğundan ilama dayalı alacaklar için Borçlar Kanununun 104/son maddesi gereğince karar tarihinden itibaren de faiz istenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Zira H.G.K.nun 2002/12-709-781 sayılı kararında da açıklandığı üzere temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine karar gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılıktır. Oysa alacaklıya ait bir para meblağının faiz geliri elde etmek amacıyla ödünç verilmesi veya herhangi bir şekilde bir süre borçluda kalması üzerine faiz ödenmesi öngörülmüş ise kapital faizi söz konusu olur. O halde, mahkemece ilamda hüküm altına alınan işlemiş faiz alacaklarına, BK. nun 104/son maddesine aykırı olarak faiz hesaplayan bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Kabule göre de; hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda, dosya alacağı, hesap tablosunun yapıldığı 16.03.2009 tarihi itibari ile 5.048,589,65 TL. olarak hesaplandığına, şikayete konu anılan hesap tablosunda ise bakiye dosya alacağı 5.056.390,32 TL. olarak belirlendiğine göre mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda şikayetin kısmen kabul edilerek fazla kısmın iptali yerine istemin tümden reddi yasaya uygun bulunmamıştır.
Ayrıca, ilamda hüküm altına alınan faiz alacağına faiz istenebileceği bir an için kabul edilse bile ilamda anılan alacak için faize hükmedilmediğinden ancak karar tarihinden itibaren faiz istenmesi mümkün olduğundan, karar tarihinden daha önce olan 03.07.2001 tarihinden itibaren faiz hesaplanması da doğru değildir.
SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 19.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.