8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davalı şirkete usulüne uygun olarak dava dilekçesi ve tensip tutanağının tebliğ edildiği, ancak süresinde herhangi bir cevap dilekçesi sunmadığı anlaşılmıştır. DELİLLER, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Mahkememizde açılan dava öncelikle, görev, yetki, taraf sıfatı ve diğer dava şartları açısından incelenmiş ve mahkememizin görevli ve yetkili olduğu ve ayrıca diğer dava şartlarının da bulunduğu anlaşılmış olduğundan davanın esasına geçilmiştir. Tarafların Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca hasrettikleri delilleri toplanmıştır. Ön inceleme duruşması yapılarak tarafların iddia ve savunmaları, uyuşmazlık konusu tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, dava şartlarının bulunup bulunmadığı, ilk itiraz olup olmadığı, tarafların sulh olup olamayacakları ortaya konulmuş ve yargılama ön inceleme duruşmasında tarafların da onay verdikleri uyuşmazlık nitelendirmesi ile sonuçlandırılmıştır. Dava, icra dosyasına yapılan fazla ödeminin istirdadı istemine ilişkindir. Dosyamız mündericatında bir sureti yer alan ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas (Eski dosya no: .... İcra Müdürlüğü ... Esas) sayılı dosyasının incelenmesinde, davalı yanca davacı hakkında .... ATM'nin ... Esas-... Karar sayılı kararı ile ilamlı icra takibi başlatıldığı, 25/12/2013 tarihinde icra dosyasına 320.757,81 TL ödenmek suretiyle borcun ödendiği ve tüm hacizlerin fek edildiği ve en son 08/08/2019 tarihinde davacı yanca icranın iadesi yönünde talepte bulunulduğu anlaşıldı. Yine dosyamız mündericatında aslı yer alan .... ATM ... Esas-... Karar (Eski dosya no: .... ATM'nin ... Esas-... Karar) dosyasının incelenmesinde, davalı .... A.Ş. (Eski Ünvanı: .... A.Ş.) tarafından davacı ... aleyhine tazminat davası açıldığı, mahkemece 27/06/2013 tarihinde 181.825,77 TL üzerinden davanın kabulüne karar verildiği, verilen kararın temyizi üzerine Yargıtay 4. HD.'nin 2014/8833 Esas-2015/5825 Karar sayılı bozma ilamı ile bozulmasına karar verildiği, bozma ilamı üzerine tashih-i karar cihetine gidildiğini, tashihi karar isteminin de reddine karar verildiği, bunun üzerine .... ATM ... Esasına kayden yapılan yargılamada, mahkemece 09/02/2017 tarih ve ... Karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne 36.365,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verildiği, verilen kararın temyizi sonucu Yargıtay 4. HD tarafından 2017/4679 Esas-2017/8048 Karar sayılı ilam ile kararın onanmasına karar verildiği, iş bu karara karşı yapılan karar düzeltme isteminin de yine Yargıtay 4. HD'nin 2018/1073 Esas-2019/2236 Karar sayılı ilamı ile reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşıldı. Dava, icra dosyasına yapılan fazla ödeminin istirdadı istemine ilişkin olup, mahkememizce açılan davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Burada öncelikle hukuk yargılamasının amacı ve davada menfaat (hukuki yarar) kavramları hakkında açıklama yapılmasında yarar görülmüştür. Maddi anlamda yargılama faaliyeti genel olarak, objektif (pozitif) hukuk kurallarının bağımsız mahkemelerce, somut olaya uygulanarak bir karar verilmesi şeklinde tanımlanmaktadır (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder:Medeni Usul Hukuku, Ankara 1995, s.52). Günümüzde, hukuk yargılamasının amacının, doğru, adaletli karar vermek olduğu kabul edilmektedir. Kararın adaletli olması ise, kararın, davanın tarafları arasındaki uyuşmazlığı, tarafları tatmin eder biçimde ortadan kaldırılmasının yanında ve ondan çok daha önemli olarak, toplum barışını sağlamaya yönelik olması demek olduğu; bunun için de, kararın maddi gerçeği yansıtması ve yapılan yargılamanın ucuz, basit ve çabuk olması gerekir (Yılmaz, Ejder:Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Ankara 1982, s.6-7). Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, Ramazan: aktaran Hanağası, Emel; Davada Menfaat, Ankara 2009, önsöz VII). Öte yandan, bu yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir (Hanağası, Emel: age., Ankara 2009, s.135). Öğreti, dava açarken menfaatin (hukuki yararın) bulunması gereğini, "dava şartı" olarak kabul etmiştir. Bu şart, "dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri" olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan "olumlu dava şartları" arasında sayılmaktadır. Bu nedenle, menfaate, "davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı" da denilmektedir (Hanağası, Emel:age., s.19, 20, 21, dipnot 73, 85, 86 ve 87'de belirtilen yazarlar). Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesi, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı, her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle, davada menfaatin varlığı, mahkemece, taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6. maddesi ve 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü"nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanmaktadır. Dolayısıyla haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence olduğu da, söylenebilir. Bilindiği üzere, davacı ya da davacıların dava haklarına sahip olmaları yeterli değildir. Bundan başka, davanın açılmasında hukuki bir yararın bulunması da gerekir. Buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (...). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır (HGK'nun 15.05.2013 günlü ve 2012/13-1395 E. 2013/703 K. sayılı ilamı). 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 40/2 maddesinde de; "bir ilam hükmü icra edildikten sonra bozulup da aleyhinde icra yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesinleşen hükümle sabit olunursa ayrıca bir karara gerek kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur” hükmü getirilmiş olup, böyle bir durumda fazla ödenen miktar yönünden ayrıca dava açmaya gerek yoktur. Tüm bu açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede de; Davaya konu somut olayda, taraflar arasında daha önce görülen ve karar bağlanan .... ATM'nin ... Esas-... Karar sayılı ilamı ile eldeki davanın davacısı aleyhine 181.825,77 TL tazminata hükmedildiği, ilamın davacı (eldeki davanın davalısı) .... A.Ş. (Eski Ünvanı: .... A.Ş.) tarafından icra takibine konduğu, icra takibinden kaynaklanan borcun 25/12/2013 tarihinde icra dosyasına 320.757,81 TL ödenmek suretiyle ödendiği ve tüm hacizlerin fek edildiği, ancak kararın davacı ... yararına bozulması ve tazminat miktarının 320.757,81 TL'nin altına düşmesi sonucu davacı tarafından icra dosyasına yapılan fazla ödeminin istirdadı istemine ilişkin olarak eldeki davanın açıldığının anlaşıldığı, bu haliyle yapılan değerlendirmede de, gerek yapılan ödemenin icra dosyasına yapılmış olması ve gerek se 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 40/2 maddesinde yer alan, "bir ilam hükmü icra edildikten sonra bozulup da aleyhinde icra yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesinleşen hükümle sabit olunursa, ayrıca bir karara gerek kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur” hükmü uyarınca fazla ödenen miktar yönünden ayrıca dava açmaya gerek olmadığı ve davacı yanın iş bu davayı açmakta hukuki yararının da bulunmadığı ve hukuki yararın dava şartı olması ve yargılamanın her aşamasında res'en gözetilmesi gerektiği anlaşıldığından, açılan davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın