10. Hukuk Dairesi         2019/2862 E.  ,  2020/4414 K.

"İçtihat Metni"Mahkemesi : Bucak 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı Kurum vekili ve davalı ... San. Tic. A.Ş. vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı ... San. Tic. A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM

Davacı vekili; davalı asıl işveren ... Çimento San.

Tic. A.Ş.'nin alt işvereni diğer davalı ... Temizlik Zirai Ürünler Taah. Tic. Ltd. Şti.'ne ait işyeri işçilerinden kurum sigortalısı ...'in 29/11/2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat ettiğini, kurum tarafından ölen sigortalının hak sahiplerine toplam 68.149,43 TL' lik peşin değerli gelir bağlandığını, hak sahibi Arif' in gelirden çıkması sebebiyle kendisine 3.645,99 TL fiili ödeme yapıldığını, olayın meydana gelmesinde davalıların kusurlarının bulunduğunu, kaza nedeniyle Bucak Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/523 Esas sayılı dosyası ile kamu davası açıldığını, iş kazasının meydana gelmesinde kusurlu ve sorumlu bulunan ..., ..., ... ve ...' in cezalandırılmasına karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, ÇSGB iş Teftiş Müfettişi tarafından yapılan inceleme sonunda düzenlenen raporda olayın iş kazası olduğu, işveren ... Çimento San.

Tic. A.Ş.'nin olayın meydana gelmesinde %70 oranında, siloyu imal eden ... Makine Ltd. Şti.' nin %30 oranında kusurlu olduğunun belirtildiğini, 29/11/2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda ölen sigortalı ...'in hak sahiplerine kurum tarafından yapılan ödemenin kusur ve miktar yönünden fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 64.970,16 TL kurum zararından 30.662,00 TL gelirin onay tarihinden (26/01/2010), 1.823,00 TL fiili gelir ödemesinin ise ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken müteselsilen, 5510 sayılı Kanunun 21/1 ve 21/4. maddeleri gereğince tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II-CEVAP

Davalı ... San. Tic. A.Ş. vekili; dava değerinin eksik gösterildiğini, davacı kurum tarafından tespit edildiği belirtilen kusur oranlarını kabul etmediğini, olayın mühendis hatasından kaynaklandığını, müvekkil şirketin kazanın oluşumu sırasında hiçbir kusuru olmadığını, davanın kabul edilmediği anlamına geldiği şartıyla yasal faiz başlangıcının kabul edilemeyeceğini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... Tem. Zir. Ürün. Tic. Ltd. Şti. vekili; firmanın ... Çimento San. Tic. A.Ş. ile paketleme vs gibi konularda iş yapmak üzere hizmet sözleşmesi imzalandığını ve alt işveren sıfatıyla işte çalıştırıldığını, işin asıl yapımı ... Çimento San.

Tic. A.Ş.'nin gözetim ve denetiminde, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili tüm önlemleri almakla ilgili yükümlüğünün ... Çimento San. Tic. A.Ş. olduğunu, açılan ceza davasında da şirket yetkililerinden hiç kimsenin sorumlu olmadığını, bu nedenle hem husumet hem zamanaşımı itirazı bulunduğunu ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI

1.Davanın ... Gıda Temizlik Zırai Ürünler Taah. Tic. San. ve Tic. Şti. yönünden tamamen reddine,

2.İlk peşin sermaye değerine ilişkin tazminat talebinin KABULÜ ile, 51.512,29 TL tazminatın tahsis onay tarihi olan 26/01/2010 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiziyle birlikte, davalılardan ... Makine San.ve Tic. Ltd. Şti., ..., ..., ... ve ...'ın bu tazminatın 30.662,08 TL'lik kısmından sorumlu olması ve diğer davalı ... San.

Tic. A.Ş.'nin tazminatın tamamından sorumlu olması ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla, müştereken ve müteselsilen alınarak davacı kuruma verilmesine,

3.Arif'e ödenen fiili gelir ödemesine ilişkin tazminat talebinin kabulü ile, 3.063,30 TL fiili gelir ödemesi tazminatının ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiziyle birlikte, davalılar ... Çimento San. Tic. A.Ş., ... Makine San. ve Tic. Ltd. Şti., Engin Şekiver, ..., ..., ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı kuruma verilmesine, karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; işveren ve taşeronu ... Tarım Ltd Şti'nin de kusurunun bulunduğunu, mahkemece kusur izafe edilmemesinin hatalı olduğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın talepleri gibi kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... San. Tic. A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; ... Makine San. ve Ltd. Şti.'nin meydana gelen kazada asli olarak sorumlu tutulması gerekirken üçüncü kişi konumunda sorumlu tutulmasının bozma sebebi olduğunu, kaza dolayısıyla davalı ... San. Tic. A.Ş.'ye atfedilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığını, ayrıca faiz başlangıç tarihine itirazlarının olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. B-BAM KARARI Davacı ve davalı ... San. Tic. A.Ş. vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine, karar verilmiştir.

TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davalı ... vekili istinaf gerekçelerini tekrarla; tarafından; ... Makine San ve Ltd Şti'nin meydana gelen kazada asli olarak sorumlu tutulması gerekirken üçüncü kişi konumunda sorumlu tutulmasının bozma sebebi olduğunu, kaza dolayısıyla davalı ... San. Tic. A.Ş.'ye atfedilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığını, ayrıca faiz başlangıç tarihine itirazlarının olduğunu belirtmiştir. IV-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

1.5510 sayılı Kanun'un 12. maddesi hükmüne göre aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir. Asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle, işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.

İşin belirli bir bölümünde değil de, tamamının bir bütün halinde, ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise, asıl işverenden istenilen işin, asıl iş, ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır. Asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı sorumluluğun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması ya da anahtar teslim iş olduğu ibaresinin konulmuş olması; bu sözleşmenin tarafı olmayan Kurumu bağlamaz.

İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, madde anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı), asıl işveren olmayacağından, alt - asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Burada önemli olan yön “devir” olgusudur. Devirden amaçlanan, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik, işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devridir. Diğer iş yerlerinde sigortalı çalıştırması nedeniyle “işveren” sıfatına sahip olan kişi, devredilen iş dolayısıyla işverenlik sıfatına sahip olmadığı için asıl işveren olarak sorumlu tutulamayacaktır. Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kimsenin diğer bir takım iş yerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise bulunmamaktadır.

Alınan iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla, bir işverene ait iş yerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecektir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır.

İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.

Dosya içeriğinden; davalı ... San. Tic. A.Ş. ile diğer davalı ... Temizlik Zirai Ürünler Taah. Tic. Ltd. Şti. arasında 06.09.2006 tarihli, “Paketleme, Çimento Yükleme ve İstifleme Sözleşmesi”nin olduğu, sözleşme süresinin 31.12.2008 tarihine kadar uzatıldığı anlaşılmakla, davaya konu kaza tarihinde, davalı ... San. Tic. A.Ş. ile diğer davalı ... Temizlik Zirai Ürünler Taah. Tic. Ltd. Şti. arasında taşeronluk sözleşmesinin bulunması, kazalının da alt işveren ... Gida sigortalısı olmasına göre ve Mahkemece esasen bunlar arasında asıl işveren- alt işveren ilişkisinin kabul edilmesine rağmen kazaya konu siloların aidiyetine ve imalatına dair değerlendirmelerde, davalı ... Temizlik Zirai Ürünler Taah. Tic. Ltd. Şti.’ne kusur atfedilmeksizin, Mahkemece anılan şirket hakkında davanın reddine karar verilmesi, temyiz eden ... Çimento San.

Tic. A.Ş.’nin hak alanını ilgilendirdiğinden, yukarıda yer alan yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında, incelemeye konu dava da, yeniden kusur raporu alınarak tarafların kusur oran ve aidiyetleri belirlenmeli, sonucuna göre karar verilmelidir.

2.Diğer yandan, 5510 sayılı Kanunun 21/1. maddede işverenin, 21/4. maddede üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanununun irdelenmesi de gerekmektedir.

Söz konusu Kanunun 141 – 148. maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141. maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142. maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145. maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146. maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147. maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51. maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.

Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50. maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51. maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir.

50.maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır.

51.maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61. maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.

İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.

Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Kanunun 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanunun 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.

Eldeki davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun 21/1 ve 21/4. maddeleri olmakla, yukarıdaki yasal mevzuat ve açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede, dosya kapsamında alınan hesap raporunda; davalılardan asıl işveren ... Çimento San. Tic. A.Ş. ile alt işveren ... Gıda Tem. Zir. Ürün Tic. Ltd. Şti. yönünden 5510 sayılı Kanunun 21/1. maddesi kapsamında, 3. kişi gerçek kişiler ve diğer davalı ... Makine San. ve Tic. Ltd. Şti. (silonun çelik imalatını ve beton üzerine montajını gerçekleştiren şirket) yönünden ise 5510 Sayılı Kanunun 21/4. maddesi kapsamında irdeleme yapılmak suretiyle sorumlulukları belirlenmeksizin karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Ayrıca yöntemince hesap raporu alınmak suretiyle, dosya kapsamına göre, fiili ödeme yapıldığı anlaşılan hak sahibi Arif Çevik yönünden gerçek zararı belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gereğinin gözetilmemiş olması isabetsizdir. Mahkemece yukarıda belirtilen fiili ve hukuki durumlar dikkate alınmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı ... San. Tic. A.Ş. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi'nin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ... Çimento San. Tic. A.Ş.'ye iadesine, dosyanın kararı veren İlk derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, sair hususlar incelenmeksizin 15/09/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
15.09.2020 BOZULMASINA YARGITAYKARARI HUKUK Borçlar Hukuku 5510 sayılı Kanun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 818 sayılı Borçlar Kanunu 6098 sayılı Kanun K5510 md.12 K6098 md.61 HMK md.353/1 K5510 md.21 K5510 md.21/4 K6098 md.62 K5510 md.21/1 HMK md.373/1