8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2019/2859 E. , 2020/5311 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Tevliyete Ehil Ve Galle Fazlasına Müstehak Vakıf Evladı Tespiti
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Şanlıurfa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Şanlıurfa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.04.2018 tarihli ve 2017/406 Esas, 2018/291 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava dilekçesinde, davacının Urfa'da kurulu ......ı'nın tevliyetine ehil ve galle fazlasına müstehik vakıf evladı olduğunun tespiti istenmiş, Mahkemece davanın kabulü ile davacının galleye müstehak ve tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Davanın kabulüne dair verilen kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi üzerine davalı ... vekilince istinaf isteminin esastan red kararı temyiz edilmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
Dava dilekçesindeki anlatıma ve netice-i talebe göre somut uyuşmazlıkta iki ayrı istem mevcut olup ilki vakfın gelir fazlasından faydalanma amacına yönelik galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduğunun tespiti; ikincisi ise mütevelli atanma kararına esas teşkil etmesi yönü ile vakıfların tevliyetine ehil vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
1.Davacının galle fazlasına müstehak olduğuna dair verilen karara yönelik davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden; Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davacının tevliyete ehil vakıf evladı olduğuna dair verilen karara karşı temyiz itirazlarına gelince; 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 3.maddesinde, mülhak vakıf mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulan, yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilen ve bu kişiler tarafından; mazbut vakıf ise bu Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulan ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıflar olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanunun 6. ve 7. maddelerinde ise mazbut vakıfların ... tarafından yönetilip temsil edileceği, Kanun'un (5737 sayılı Vakıflar Kanunu) yürürlüğe girmesinden önce mazbut vakıflar arasına alınan vakıflarla, bu Kanuna göre mazbut vakıflar arasına alınan vakıflara bir daha yönetici seçimi ve ataması yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespitine karar verilebilmesi için öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespiti mahkemeye, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 6. maddesi gereğince atama (tevcih) ise davalı idareye ait bir görevdir.
Vakfiyeler, vakıf davalarında birinci derecede delil olup (Akgündüz, Ahmet; İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi, 1996, Sh. 428), kadimden beri uygulandığı bilinmedikçe vakıf davalarında yazılı delil olarak kullanılamazlar. (Mecelle md.1739) Vakfiyelerin uygulanma şartı, bunların ifade ettikleri maddelerin sabit ve meşhur olmasıdır.
Dava konusu vakfa ait 3 Safer 1328 H/14 Şubat 1910 M. tarihli vakfiyenin tevliyete ilişkin bölümünde; "...tevliyetini dahi sulbi kebir oğlum esbak Şeyh Müslim efendiye şart eyledim badehu sulbi zükur evladımın aslah ve erşed ve ekberine badehu evlâd-ı evlad-ı evlâd-ı evlad-ı zükûrumun aslah ve erşed ve ekberine ve cihat-ı saire dahi evlâd-ı evlad-ı evlâdının uhdelerine tevcih ve taraflarından bil-vekale iyfayı hizmet edilmek üzre şart eyledim ..." denilerek vakfın tevliyeti Vakıf erkek evladının, aslah (en iyi huylu), ekber (yaşça en büyük) ve erşedine (en olgun, en erginine) şart kılındığı, dosyada bulunan nüfus kayıtlarından 17.10.1985 doğumlu davacıdan yaşça büyük davacının amcaları 1945 doğumlu Şahin (mevcut mütevelli), 1950 doğumlu Hikmet, 1955 doğumlu Celal ve 1958 doğumlu ...'in sağ oldukları böylece vakfiyede öngörülen ekber şartının gerçekleşmediği anlaşıldığından, tevliyete dair istemin de bu sebeple reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.