8. Hukuk Dairesi

Davacı vekili, 176 parsel sayılı taşınmazın tapuda ölü ... oğlu ... mirasçıları adına kayıtlı olduğunu, dava konusu taşınmazı vekil edenlerinin murisi ...'un 1950'li yıllarda ...'dan satın aldığını, ...'ın ise 1956 yılında vefat ettiğini, bahse konu taşınmazın vekil edenleri tarafından satın alındığı tarihten bu yana eklemeli zilyetlikle herhangi bir niza ve fasıla olmaksızın malik sıfatı ile kullanıldığını belirterek dava konusu taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini istemiş, 17.07.2002 tarihli dilekçesi ile, imar sonucu oluşan 218/12, 13, 14, 15 parsel ve 229/4 parsellerin tapu kaydının iptali ve tescilini istemiştir. Davalılardan Hazine vekili ve bir kısım davalılar davanın reddini savunmuş, davalı ... vekili, bir diyeceklerinin olmadığını beyan etmiş, diğer davalılar davaya cevap vermemiştir. Mahkemece ilk hükümle, davanın kısmen kabulü ile, davaya konu 176 parsel (imar uygulaması sonucu 218 ada, 12, 13, 14, 15 ve 229 ada 4 parsel) sayılı taşınmazın davalılar ölü ... oğlu ... mirasçıları adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline, Hazine ve ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi üzerine, hüküm, davalılardan ...-... vekili ve davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairenin 27.12.2016 tarihli ve 2016/12005 Esas, 2016/17513 Karar sayılı ilamı ile davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının ise, taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında ölmüş ancak mirasçıları tespit edilemediği için ölmüş kişinin adı belirtilerek “mirasçıları” adına tespit edildiği ve tapunun bu şekilde oluştuğu hallerde, kayıt malikinin ölü olan ... değil, mirasçıları olduğu, somut olayda tapu kayıtlarında ve kadastro tutanağında kayıt malikinin ölü ... oğlu ... olmayıp, ... mirasçıları olduğunun açıkça yazılı olduğu, dosya kapsamına ve nüfus kayıt örneklerine göre mirasçılar hayatta bulunduğundan taşınmazın bu şekilde ölüm nedenine dayalı olarak zilyetlikle kazanılması mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemesince bozmaya uyma kararı verilerek, yeniden yapılan yargılama neticesinde, Hazine ve ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine, diğer davalılar yönünden de esastan reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacılar vekili tarafından esasa ve vekalet ücretine hasren temyiz edilmiştir. Dava, TMK’nin 713/2.fıkrasında öngörülen “maliki … 20 yıl önce ölmüş bulunan…” hukuki sebebine dayalı olarak açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır. 1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacılar vekilinin, vekalet ücretlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2 maddesi uyarınca; müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek avukatlık ücretine hükmedileceği hüküm altına alındığından, Mahkemece, ret sebebi aynı olan Belediye ve Hazine lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır. Yine, dava, 18.02.2002 tarihinde, 1.000.000.000 eTL değer gösterilerek açılmış, bu miktar üzerinden peşin harç yatırılmış, keşifte belirlenen değer üzerinden harç Mahkemece tamamlattırılmamıştır. Bu bakımdan, Mahkemece karar tarihi itibarıyla dava dilekçesinde gösterilen dava değeri üzerinden davacılar aleyhine avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde harcı tamamlanmamış değer dikkate alınarak fazla avukatlık ücreti hesap edilmesi doğru görülmemiştir. Son olarak, davalı taraflardan biri Hazine olduğu halde, karar başlığında ve hükümde, Hazine yerine maddi hataya dayalı olarak ... yazılması da doğru görülmemiştir. Ne var ki, açıklanan tüm bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 1086 sayılı HUMK'un 438/7. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanması yoluna gidilmiştir.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap