17. Hukuk Dairesi

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;müvekkili şirket sektörde faaliyet gösterebilmek için davacı firmadan mal almak zorunda olduğunu, piyasada tek ve fiyat belirleyici olan davacı şirket piyasadaki gücünü kullanarak kendisi ile ticaret yapmak zorunluluğunda olan firmaları, tek taraflı ve tamamen kendi yararına olan uygulamalarla borçlandırdığını ve sektöre adet kendi kontrolünde tuttuğunu, euro üzerinden düzenlenen faturalar nedeniyle müvekkili şirkete aynı zamanda kur farkı faturaları da düzenlenerek gönderildiğini, müvekkili şirket faaliyetlerine devam edebilmek için bu faturaları almak zorunda kaldıklarını, ancak gerçek mal alışlarının 4 katı tutarında olan vade farkı ve kur farkı, temerrüd faizi ile birleşik faizden oluşan borçları kabul etmesinin mümkün olmadığını, taraflar arasında cari ilişki sözleşmesi olmadığı gibi şirket yetkililerinin imzaladığı mutakabat metni de bulunmadığı taralar arasındaki ticari defter ve kayıtlarının incelenmesinde müvekkili firmanın davacı firmadan satın aldığı malların miktar üzerinden gerçek fiyatın içine euro cinsinden %10-15 arası fiyat farkının söz konusu olduğunun görüleceğini, davacı müvekkili ile arasında imzalanmış herhangi bir yazılı cari hesap sözleşmesi olmamasına rağmen faturaların üzerine yazdığı fahiş faiz oranları, sanki müvekkilin kabul etmiş gibi uygulaması haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, faize faiz yürütüldüğünü , şirket kayıtları incelendiğinde takibe konu borcun gerçek mal satışlarından değil haksız kesilen vade-kur farkı, haksız ve fahiş temerrüd faizi, ve bileşik faiz uygulamasından kaynaklandığının görüleceğini ,borcun TL olarak muhasebeleştirilmesi yani kur farklarının toptan borçtan indirilmesi gerektiğini alacağın likiid olmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMESİNCE : Satım sözleşmesi, tarafların karşılıklı öneri ve kabul iradelerin birleşmesiyle kurulan sözleşmelerdendir. Yazılı yapılması zorunlu değildir. İspat kolaylığı yönünden önemlidir. Satım sözleşmesinde, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları söz konusudur. Buna göre, satıcının malı teslim ettiğini kanıtlaması, malın teslim edildiği sabit olduğu takdirde de alıcı bedeli ödediğini ispatlamalıdır. Taraflar arasındaki ispatın yükümlülüğü bu yöndedir. Davalı her ne kadar, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, bir sözleşmeye dayanmayan faturanın soyut olarak muhatabına gönderilmesi ve muhatabın faturaya itiraz etmemiş olması onun kesinleştiği sonucunu doğurmayacağını savunmuş ise de; temel ilişkinin, fatura kapsamı malların niteliği ve kayıtlardan satım akdi niteliğinde bulunduğu anlaşılmış, davacının düzenlediği tüm satım faturalarının tamamının tarafların özellikle davalının kayıtlarında yer aldığı yapılan incelemeler ve dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durum karşısında taraflar arasında satım sözleşmesi bulunduğu sonucuna varılmıştır. Hal böyle olunca, somut uyuşmazlıkta taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmamaktadır. Ancak, taraflar arasında sözlü satım ilişkisi bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalının defterlerinde, davacının kayıtlarında yer alan tüm satım faturaları yer almaktadır. Karine olarak davacının malı teslim ettiği kabul edilmiştir. Bu durum karşısında, davalı da ödemeyi ispatla yükümlüdür. Yapılan bilirkişi incelemesi sonrasında, taraflar arasında yıllarca süren oldukça yoğun bir alım satımın cereyan ettiği, parasal hacmi 8.075.118,00 TL'ye ulaşan ciro bulunduğu ve buna karşın davalının borcunun zaman zaman 1.018.202,35 TL'ye yükseldiği bir açık hesap ilişkisinin varlığı dava dosyası içerisindeki mevcut verilerden anlaşıldığı, davalının çek, havale ve nakit olarak yaptığı ödemeler sonrasında davacı şirketin icra takip tarihi olan 20/03/2015 tarihi itibariyle davalıdan 893.893,67 TL alacağının bulunduğu sonucuna varılmıştır. Defter ve kayıtlarla ilgili bilirkişinin tespitine göre taraflar arasında vade farkı ve kur farkı uygulamasının benimsenmiş olduğu ve ticari ilişkinin buna göre yürüdüğü anlaşılmakla davalının bu yöndeki itirazlarının yerinde olmadığı kabul edilmiştir. Ayrıca, davalının haksız rekabet ile ilgili iddiasına dayandırdığı, davacı şirketin piyasa hakimiyeti nedeniyle istediği fiyat ve satış koşullarını müşterilerine empoze ettiği yönündeki iddiaları ile ilgili ciddi bir delil sunmadığı gibi, ticari ilişkinin tacir olan her iki tarafın serbest iradeleri ile süregeldiği anlaşıldığından bu iddianın sonuca etkili olmadığı ve yerinde olmadığı kanaati oluştuğundan dosya kapsamı hüküm vermeye elverişli bilirkişi raporları değerlendirilerek davacının davasının kısmen kabulüne alacak belli ve bilinir nitelikte, likit bulunduğundan inkar tazminatı koşullarının oluştuğu kabul edilerek %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU :

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap