8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2019/6171 E. , 2021/4518 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVACILAR : ... vd.
DAVA TÜRÜ : Yıkım, Eski Hale Getirme
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın usulden reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacılar 03.06.2008 tarihli dava dilekçesinde, maliki oldukları tapusuz taşınmaza davalıların yol açmak suretiyle müdahale ettiklerini açıklayarak, elatmanın önlenmesi, kal ve eski hale getirme istemiş, davalılar davanın reddini savunmuştur.
Yargılama sırasında dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde kadastro çalışmalarının başlaması ve dava konusu taşınmazın 201 ada 3 ve 202 ada 8 sayılı parseller olarak tespit edilmesi üzerine Mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosya Kadastro Mahkemesine aktarılmış, bu mahkemece verilen kabul kararı Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 17.09.2012 tarih, 2012/1529-6727 sayılı kararı ile "Kal ve eski hale getirme talepleri yönünden Kadastro mahkemesinin görevli olmadığı, bu talepler yönünden görevsizlik kararı verilerek asliye hukuk mahkemesine gönderilmesi gerektiği" belirtilerek bozulmuş, Kadastro mahkemesi bozmaya uyarak bu iki talep yönünden davayı tefrik ederek görevsizlik kararı vermiş, dosyanın gönderildiği Akkuş Asliye Hukuk Mahkemesince yargılama yapılarak; dosyada gider avansı bulunmadığından bahisle, dava şartı yokluğundan, davanın usulden reddine karar verilmiş, bu son karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir. Dava, kal ve eski hale getirme istemlerine ilişkindir.
1.Mahkeme, tahkikatın bitiminden (HMK mad.
184.sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olunacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkarılacak davetiyede belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir (HMK mad. 186/1). Sözlü yargılamada mahkeme, tarafların son sözlerini sorar ve hükmünü verir (HMK mad. 186/2). Hakim, Türk Hukukunu re'sen uygular (HMK mad. 33). Mahkeme Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun emredici düzenlemelerinin gereğini yerine getirmek zorundadır (HGK'nin 13.03.2013 tarihli ve 2013/802 Esas, 2013/347 Kararı).
Davacı vekili tarafından, 24.03.2015 tarihli son duruşmaya mazeret dilekçesi gönderilmiş olup, Mahkemece mazeret hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeden yokluğunda davanın reddine karar verilmiştir. Karar bu yönüyle usul ve yasaya aykırı olup, bozulması gerekmiştir.
2.Dava 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde 03.06.2008 tarihinde açılmıştır. Davanın açıldığı tarih itibariyle gider avansı alınmasına yönelik bir düzenleme mevcut değildir.
01.10.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 114/g maddesinde gider avansının dava şartı, 115/1. maddesinde "Mahkemenin bu koşulun mevcut olup olmadığını kendiliğinden araştıracağı", ikinci fıkrasında ise, "Bu şartın noksanlığı tespit edilirse davanın usulden reddine karar verileceği" düzenlenmiş ise de, aynı Kanunun 448. maddesine göre "Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.", 450. maddesinde "(1) 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır." düzenlemesi mevcuttur. Anılan düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, 6100 sayılı Kanun hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal yürürlüğe girecektir.
HMK’nin "Harç ve Avans Ödemesi" başlıklı 120. maddesinin birinci fıkrası harç ve avansların Bakanlıkça saptanacağı, dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacağı, avansın yeterli olmadığının anlaşılması durumunda davacıya iki haftalık kesin süre verileceği, taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen delil avansına ilişkin 324 üncü madde hükümleri saklıdır. düzenlenmiştir. "Delil ikamesi için avans" başlıklı HMK’nin 324. maddesinin birinci fıkrasında; “taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin sürede yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler” hükmü düzenlendikten sonra, ikinci fıkrasında; tarafların bu yükümlülüğü yerine getirmemeleri halinde talep ettikleri delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılacakları öngörülmüştür. Görüldüğü üzere HMK’nin 324. maddesinde düzenlenen delil ikamesi avansı, HMK’nin 114. maddesinin “g” bendinde belirtilen gider avansından hüküm ve sonuçları itibariyle farklı olup, dava şartı niteliğinde değildir. Düzenleme gereğince, gider avansının süresinde yatırılmamasının hukuki sonucu, delile dayanan tarafın o delilden vazgeçmiş sayılacağıdır.
Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle 6100 sayılı HMK'nin 90. (1086 sayılı HUMK'un 159.) maddesinde açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, 6100 sayılı HMK'nin 94. (1086 sayılı HUMK'un 163.) maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez.
Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacagı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere düzenlenen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkca anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir.
Buna göre, Mahkemece yukarıda anlatılan düzenlemelere uygun şekilde, yeni düzenleme uyarınca davacı tarafın yatırması gereken avansın, gider avansı mı delil avansı mı olduğu belirtilerek belirlenmesi ve buna uygun olarak ara karar oluşturulması, bu ara karar doğrultusunda davacı tarafa muhtıra çıkarılarak kesin süre verilmesi, kesin sürenin gereğinin yerine getirilmemesi halinde işlem yapılması gerekirken, yazılı şekilde usulden red kararı verilmesi doğru değildir.