8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2019/6675 E. , 2021/4689 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Elbistan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Elbistan 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.07.2018 tarihli ve 2016/465 Esas, 2018/213 Karar sayılı kararıyla reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun HMK'nin 353/(1)b.1 maddesi uyarınca esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili; müvekkilinin Kahramanmaraş ili, Elbistan ilçesi, 222/3 parselde (eski 594) kain taşınmazda kendisine ait yere davalılar tarafından ayrı ayrı ev yapılmak suretiyle müdahalede bulunulduğunu, dava konusu taşınmazdaki yeri aldığında Almanya’da yaşadığından, bu durumdan çok sonradan haberdar olduğunu, öğrendikten sonra davalılar hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, hakkı olmayan yere tecavüz suçundan mahkum olduklarını ve kararın 03.09.2013 tarihinde kesinleştiğini belirterek, davalıların müvekkiline ait yere müdahalesinin men’ine, evlerin kal'ine, taşınmaza el atıldığı tarihten itibaren ecrimisile karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili; yetki, görev, derdestlik ve zamanaşımı itirazlarında bulunarak davacının davalıların taşınmazda hak sahibi olmadığı yönündeki iddialarının doğru olmadığını, davalıların satın almak suretiyle kayden paydaş olduklarını, dava konusu evleri kendi payları üzerine yaptıklarını, müvekkillerinin taşınmazı işgal etmediklerini, davalı ... de ayrıca verdiği dilekçesinde ve duruşmada; evini yaptığı yeri kardeşi ... ...'dan 1984 yılında aldığını, kardeşinin de yeri ... ...'dan aldığını, ev yapmak amacıyla gidip ...'in oğlu...'ten yeri göstermesini istediğini, kendisinin de şu anda evinin bulunduğu yeri gösterdiğini, yere evin temelini 1984 yılında attığını, temelin sekiz sene kadar atılı kaldığını, 1992 yılında evi yaptığını, 24 senedir bu evde oturduğunu, kimsenin yerine müdahale etmediğini, dava konusu taşınmaz üzerinde hisseli tapusunun olduğunu, davacının dava konusu yerin kendisine tahsis edildiğini bütün ortakların muvafakati ile ispatlanması gerektiğini, davada böyle bir durum söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, dava konusu 222 ada 3 parsel (eski 594 parsel) sayılı taşınmazda davacının (sonradan davaya dahil edilen mirasçılarının) payına düşen hisse karşılığı olan 650,08 m² yüzölçümüne sahip kullanabileceği boş bir alan bulunmasa da davalıların tapu kaydında yer alan hisselerine tekabül eden miktar olan 342,44 m²'lik alanlar dahilinde dava konusu taşınmazın bulunduğu parseldeki alanları kullandıkları, davalıların herhangi bir hakka dayanmaksızın el attıkları iddia edilen alanın davacı ...'a ait yer olduğunun ispatına yarar derecede yeterli kanaat oluşturacak herhangi bir delil sunulamadığı, davacının ecrimisil talebi yönünden de yine davalıların dava konusu taşınmazın bulunduğu 222 ada 3 parselde hisseleri dahilindeki alan miktarını kullandıkları, ayrıca ecrimisil için intifadan men koşulunun gerçekleşmediği, davacının davasını ispatlayamadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. Yapılan kanun yolu incelemesi sonucunda, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesince (2018/1604 E, 2019/1146 K); taşınmazın tümü davalıların kullanımında olmayıp dava dışı birçok paydaşın da kullanımında olduğu, davalıların dava konusu yerleri 15-20 yıldır ev niteliğiyle kullandıkları, çekişmeli taşınmaz üzerinde taraflarca tüm paydaşları kapsayan harici taksim olgusu ispatlanamadığı gibi davacı, davalıların kullandığı yerlerin kendisine bırakılan yer olduğunu da ispatlayamadığı, davalıların paylarından daha az yer kullandığı, bu durumda davacının davasını payından daha fazla yer kullanan ya da hiç payı olmadığı halde taşınmazı işgal eden şahıslara yöneltmesi gerektiği belirtilerek istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm yine davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, el atmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil istemlerine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 222/3 parselin tarla vasfında 40.028,39 m2 olduğu, taşınmazda davacı ..., davalılar ..., ... ve dava dışı birçok paydaş olduğu, davacının payını 09.07.1981, davalıların ise haklarında hakkı olmayan yere tecavüz suçu ile ilgili suç duyurusunda bulunulduktan sonra 24.06.2010 tarihinde satın aldıkları, 13.10.2017 tarihli fen bilirkişisi krokisine göre; (A) harfi ile gösterilen 277 m2'lik alanda davalı ...'a ait tek katlı evin, (B) harfi ile gösterilen 295 m2'lik alanda ise davalı ...'ya ait tek katlı evin bulunduğu, davacının taşınmazda 650,08 m2, davalı ...'nın 342,44 m2, davalı Nusaybin ...'un 342,44 m2'lik alana sahip oldukları, davacının kullandığı bir yer olmadığı, 06.03.2018 tarihli ek fen bilirkişi raporunda yer alan hava fotoğrafına göre; tapuda tarla vasfında olan bu yerin evlerden müteşekkil hale geldiği ve mahalleye dönüştüğü, davalılar hakkında davacının şikayeti sonucu hakkı olmayan yere tecavüz suçundan 25.06.2010 tarihinde mahkumiyet hükmü kurulduğu, kararın ise deracattan geçerek 03.09.2013 tarihinde kesinleştiği, yargılama sırasında davacı ...'ın öldüğü, davaya mirasçılarının devam ettiği anlaşılmaktadır. Yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237), Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. Bu doğrultuda somut olayda; davacının 222/3 parsel (eski 594) üzerindeki payını tapuda 09.07.1981 tarihinde edindiği, davalı ...’in ise -tapuda 24.06.2010’da paydaş olmadan önce- evini yaptığı yeri 1984 yılında kardeşi ...’den aldığını -kardeşinin ise ... ...’dan aldığını, ev yapmak için gidip ...'in oğlu...'ten yeri göstermesini istediğini- belirttiği ve buna ilişkin 06.03.1984 tarihli harici satış senedi sunduğu, fen bilirkişilerince hem eldeki dosyada hem de Elbistan 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/4 Esas sayılı dosyasında düzenlenen raporlarda, anılan harici satış sözleşmesinde belirtilen sınırların davalı ...’in şu an kullandığı yerle uyumlu olmadığının saptandığı, kaldı ki davalı ... tarafından sunulan harici satış sözleşmesinin alıcısının ... ..., satıcısının ise ... ... olduğu, belgenin doğrudan davalı ... ile ilgisinin olmadığı, ayrıca yine bahsi geçen ceza mahkemesi dosyasındaki 05.05.2010 tarihli fen bilirkişi raporunda, eldeki dosyanın konusu olan yerin doğusunda ... ...’a ait yerin olduğununda tespit edildiği, yine aynı raporda her iki davalının evleri ile birlikte kullandığı alanın 640,03 m2 olarak belirlendiği, davacının 1981 yılında aldığı payın metrekare ölçüsünün ise 639 m2 olduğu, diğer davalı ...’in ise evini yaptığı yerin kendisine ait olduğuna ilişkin herhangi bir yazılı belge sunamadığı, keşifte dinlenen davacı tanıklarından ...’un; “..dava konusu alan ...’a aittir, 1980 yılından sonra kayınbabam ve biz buraya geldik, arsa bizim ailemize aitti, bu sebeple arsanın dört tarafını sınırlarını belirlemek amacıyla kazdık ve köşelerine taş bıraktık, kayınbabamlar Almanya’da olduğundan ötürü bu arsa boş kaldı, sonradan duyduğumuz kadarıyla dava konusu arsaya kimliğini bilmediğim kişiler tarafından ev yapılmış…” , ...’ın; "Davacı ... halamın kızı olur. Dava konusu arazi halam Nerman’a aitti, yaklaşık olarak 1990’lı yıllardan itibaren bu arazinin halama ait olduğunu biliyorum, hatta o zamanlarda babam, halam ve ben arsanın bulunduğu yere gelmiştik, babamlar bu arazinin etrafına taş bırakmışlardı, o zamanlarda bu arazi boştu…” , Ünal Dokur’un ise; "….Dava konusu arsa anneanneme aittir, yaklaşık olarak 1993 yılından beri ben bu arsanın anneanneme ait olduğunu biliyorum, hatta çocukluğumuzda arkadaşlarımızla arazimize gelerek oyun oynardık, bilirkişilerin ölçüm yaptığı alan anneannemden itibaren aileme aittir, annaannem yurt dışında yaşamaktaydı, her yıl Elbistan’a geldiğimizde gelip arsaya bakar….” şeklinde beyanda bulundukları da göz önüne alındığında, davacının 1981 yılında satın aldığı yerin davalıların kullandığı yer olduğu anlaşılmakla, Mahkemece genel mülkiyet hukuku kuralları çerçevesinde elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil -zemin üzerinden davacının payı oranında hesaplanacak- talepleri yönünden kabul kararı verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.