13. Hukuk Dairesi
Dava hukuki niteliği itibariyle, sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen davacı ortaklar ... ve ...'ın davalı şirket ortaklığından TTK 482-483 maddeleri uyarınca ıskatına dair yönetim kurulunun 12/02/2015 tarihli kararının geçersiz olduklarının tespiti ile iptallerine karar verilmesi istemine ilişkindir. Anonim şirketlerde sermaye koyma borcunda temerrüde düşülmesinin sonuçları TTK md. 482-483’te düzenlenmiştir. TTK md 482’de temerrüdün genel sonuçları, TTK md 483’te ise ıskat usulü düzenlenmiştir. Pay sahibinin belirlenen vadede sermaye borcunu ifa etmeyip temerrüde düşmesi halinde Şirket yönetim kurulu mütemerrit pay sahibini, kısmi ödemelerden doğan haklardan mahrum etmeye ve şirketten çıkarmaya yetkilidir (TTK 482/2). TTK.nun 482/1. maddesine göre, sermaye koyma borcunu süresi içinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara gerek olmaksızın, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Somut olayda, davalı şirketin 31/05/2004 tarihli 2003 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısında 100.000 TL olan sermayesinin 200.000 TL arttırılarak 300.000 TL'ye çıkarılmasına, artılacak sermayenin 79.453 TL'sinin dağıtılmamış karlardan kalanının nakit olarak, nakit kısmının 1/4'ünün tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalanının ise 31/12/2004 tarihine kadar ödeneceği karar altına alınmıştır. Ortaklarca nakit ödenecek sermaye arttırımının 1/4'ü süresinde yatırılmış olup, kalan miktarın süresinde ödenmediği sabittir. Davalı şirket yönetim kurulu tarafından davacılara gönderilen ihtarnameler ile taahhüt etmiş oldukları sermaye tutarından bakiye kalan borçlarını işlemiş faizi ile birlikte bir ay içinde ödenmesi ihtar edilmiş ancak davacılar tarafından ödenmemiş sermaye borcuna karşılık kısmi ödeme yapılmıştır. Bunun üzerine davalı şirket yönetim kurulu tarafından 14/02/2007 tarihli 23 ve 24 nolu kararla davacıların şirketten iskatına karar verilmiş, bu karara karşı İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan dava sonucunda 2007/184 E., 2012/753 K. sayılı kararla iskat işleminin eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmiş, mahkeme kararı Yargıtayca onanarak kesinleşmiştir. Bunun üzerine davalı şirket yönetim kurulu tarafından 12/02/2015 tarihli ihtarname ile davacılara ödenmemiş sermaye borçlarını ödemeleri için 1 ay süre verildiğine ve aksi halde iskat işlemi yapılacağına ilişkin ihtarname gönderilmiş, ödeme yapılmaması üzerine davaya konu iskat kararları alınmıştır. TTK'nın 482/1 (6762 sayılı TTK 407/1) maddesine göre sermaye koyma borcunu süresinde yerine getirmeyen ortak ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşeceğinden ve şirket sermaye borcunun temerrüt faizi ile birlikte ödenmesini talep edebileceğinden, temerrüt faizinin ödenmemesi halinde sermaye koyma borcunun yerine getirildiğinden bahsedilemeyecektir. Davacılarda genel kurulda kabul edilen ve katıldıkları sermaye arttırımı nedeniyle taahhüt ettikleri sermaye bedelini süresinde yatırmadıklarını temerrüde düştüklerini kabul etmektedir. İhtar üzerine yaptıkları ödeme kısmi ödeme olup sermaye koyma borcu tamamen yerine getirilmediğinden sermaye taahhütlerini yerine getirdikleri yönündeki davacıların iddiası yerinde değildir. Yine anılan maddede, süresinde borcunu yerine getirmeyen ortağın temerrüde düşeceği, mütemerrit pay sahibinin yönetim kurulu kararı ile ıskat edilebileceği 483. maddede de bunun usulü düzenlenmiş olup, sermaye koyma borcunun tamamı ferileri ile birlikte yerine getirilmedikçe ortak mütemerrit olmaktan kurtulamaz. Iskatın sadece pay taahhüdünden doğan borca ilişkin olduğu ferilerinin ödenmemesi halinde ıskat usulüne başvurulamayacağına ilişkin davacı iddiasının yasal temeli bulunmamaktadır. Maddede mütemerrit ortağın ıskat edilebileceği belirtildiğinden ve borcun tamamı ferileri ile birlikte yerine getirilmedikçe temerrüt hali sona ermeyeceğinden maddeden sadece ana para borcuna ilişkin olarak ıskat kararı alınabileceği sonucuna varılamayacaktır. Davacılar usulüne uygun temerrüde düşürülmeden ıskat ihtarı çekilemeyeceğini, apel çağrısının ilan suretiyle yapılması gerektiğini, bu usule uyulmadığını, bilirkişilerin de bu hususu araştırmadıklarını istinaf sebebi olarak ileri sürmüşler ise de, TTK'nın 481/1. (6762 sayılı TTK 406) maddesi uyarınca payların bedelleri anasözleşmede başkaca hüküm yoksa pay sahiplerinden ilan suretiyle istenir. Bununla birlikte, 481. maddede yazılı olduğu şekilde ilan suretiyle değil de ortaklara taahhütlü mektupla çağrıda bulunulması halinde tebliğ edilen bu çağrı, gazetede ilandan daha kuvvetli bir bildirme yolu olduğundan, bunun da geçerli olduğunu kabul etmek gerekir. (Yargıtay 11. HD 2014/10338 E., 2015/6915 K.). Davacılara ödenmemiş sermaye borcunu ödemeleri için 12/02/2015 tarihli noter ihtarnameleri çekilmiştir. Davacıların apel çağrısının usulüne uygun yapılmadığına ilişkin iddiası yerinde değildir. TTK'nın 482 ve 483. maddelerine göre (6762 sayılı TTK’nun 407 – 408 ) sermaye borcundan dolayı temerrüt hali tahakkuk etmişse yönetim kurulu isterse, bu borcun ifası ile birlikte tahakkuk eden faizini, tazminat veya cezai şartın birlikte ödenmesini talep eder, isterse ortağı “ıskat” etme yolunu tercih eder. Bu konudaki takdir hakkı şirket yönetim kuruluna ait olup, davalı şirket yönetim kurulu da ıskat usulünü seçmiş olup, bunun TMK'nın 2. maddesine aykırılığından bahsedilemeyecektir. Yine, ortakların şirketteki sermaye koyma borcu bakımından, kural olarak ortaklık devam ettiği sürece sermaye koyma borcu zaman aşımana uğramaz. Bu nedenle davacıların bu yönlere ilişkin talepleri yerinde değildir. Bilirkişi raporuna göre, sermaye arttırımı kararına katılan ve taahhütte bulunan tüm ortaklardan, taahhütlerinde gecikmeleri nedeniyle temerrüt faizi talep edilmiş, davacılar dışında diğer ortaklar borçlarını temerrüt faizleri ile birlikte yerine getirmiştir. Diğer ortakların sermaye koyma borcu bulunmamaktadır. Şirketçe temerrüt faizinin hesaplanmasında yanlışlık yapılmış ise de yapılan bu yanlışlık tüm ortaklara aynı şekilde uygulanmıştır. Bu nedenle eşit işlem ilkesine aykırılık söz konusu değildir. Her ortak kendi taahhüt ettiği sermaye payı borcundan ve kendi temerrüdünden dolayı sorumludur. Şirket ortaklarından bir kısmının taahhüt ettiği sermaye borcu miktarının diğerlerinden fazla olmasına rağmen her ortağa aynı oranda temerrüt faizi uygulanması eşit işlem ilkesine aykırılık teşkil etmemektedir. Ortaklardan ...'ın şirket parasını zimmetine geçirdiği hususunda ilgili mahkemede şirket yöneticisinin sorumluluğu davası açılmış olup, dava henüz sonuçlanmadığından bu ortağın şirkete karşı ödemekle yükümlü olduğu tazminat borcu olup olmadığı henüz netleşmemiştir. Borcunun olması halinde tahsili ayrıca şirket tarafından her zaman talep edilebilecektir. Bu ortağın şirket parasını zimmetine geçirdiği hususu henüz kesinlik kazanmadığından, apel borcunu şirket parası ile yerine getirdiği ispatlanamamıştır. Ayrıca ortakların apel borçlarını ve temerrüt faizlerini hangi tarihte ne şekilde yerine getirdikleri şirket kayıtlarında yazılı olup kayıtların doğru olmaması halinde kayıtları tutan yöneticilerin bundan dolayı sorumluluğu söz konusu olacaktır ki bu hususta gerek ortaklar gerekse şirket ve şirket alacaklılarının yönetici aleyhine sorumluluk davası açması imkanı bulunmaktadır. Bu nedenlerle davacıların bu yönlere ilişkin iddiaları yerinde değildir. Dairemizce usul ekonomisi gözetilerek Yargıtay bozma ilamına uyulduğundan bozmanın mahiyetine göre, davacının istinaf sebepleri değerlendirilip istinaf talebine ilişkin olarak ayrıca karar verilmeksizin, davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, davacıların davasının reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın