7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki iddiaların tamamen asılsız olup, hiçbir geçerliliğinin bulunmadığını, 2014 yılı Eylül ayına kadar ..., ... ve ...'ın münferiden şirketi temsile yetkili olduklarını, davacının aynı yıl mayıs ayında bankaların icra işlemine başlamaları nedeniyle Haziran sonunda istifa ettiğini, ...'nın yetkisini kötüye kullandığı iddiasının iftira olduğunu, şirketin bütün mal varlığı, makinaları ve alacaklarının bankalar tarafından 27/05/2014 tarihinde haczedildiğini, istifasından sonra Antalya'daki şirkete ait demirbaşları önceden kurduğu ... LTD şirketine kaçırdığını, davalı şirketin 6000 metrekare kapalı alan ve 100 çalışanı olduğu iddiasının doğru olmadığını, ruhsatlı alanının 1200 metrekare olup, çalışanların büyük bölümünün davacının bizzat kontrol ettiği Antalya, Marmaris, Denizli ve İzmir'deki şubelerde çalıştığını, şubelerin tek imza ile tek yetkilisinin de davacı olduğunu, şirket içinde bir görevlendirme aşamasının olmadığını, ...'ın çok sayıda görevi ve zamanının büyük bölümünü şirket dışında geçirmesi nedeniyle davacının şirketin tamamını bilfiil İzmir'deki adresinde idare ettiğini, davacının iddia ettiği miktarda kredi kullanılmadığını, kredi sözleşmelerinde davacının ve eşinin de imzasının bulunduğunu, kredilerin nasıl alındığı ve nasıl kullanıldığını davacının bildiğini, kredinin başka yerlerde kullanılmasının mümkün olmadığının herkesçe bilindiğini, şirketin mali ve idari ve muhasebe sistemini davacının yönetmesi nedeniyle şirket bilançolarını gördüğünü ve 2014 yılına kadar olan tüm genel kurullarda bilançoların oybirliği ile ibra edildiğini, haczedilmeyen makinelerin davacı tarafından el konularak, oğlu üzerine kurduğu ... Anonim Şirketinde kullanıldığını, şirketin marka tescili olup, ürün tescili bulunmadığını, bu sebeple isteyenin kullanmasında herhangi bir hukuki engelin olmadığını, şirketin takriben 2015 yılından beri ticari faaliyetinin ve çalışan personelinin bulunmadığını, bu sebeple yanıltıcı bilgi verilmesinin mümkün olmadığını, şirketin devamlı olarak açık tutulmasının mümkün olmayıp, davacıya gerekli tebligatın yapılmasına rağmen davacının defterleri inceleme talebinde bulunmadığını, kötü niyetle genel kurulun ertelenmesi talebinde bulunduğunu, talebinin kabul edilmesine rağmen inceleme yapmadığını, ...'ın toplantıyı terk etmediğini, davacının dayandığı tutanağın kötü niyetle ve toplantı harici tutulmuş bir tutanak olabileceğini, 2010 yılında Türk Ticaret Kanunu'nun değişmiş olması nedeniyle sermaye arttırımı ve pay dağıtımı dışındaki durumlarda bakanlık temsilcisinin çağrılma zorunluluğunun bulunmadığını, buna uygun olarak 2010 yılından sonra yapılan bütün genel kurullara temsilcinin çağrılmadığını ve davaya konu kararlar da dahil olmak üzere bütün kararların Ticarel Sicil Müdürlüğünce tescil edildiğini, şirketin 2017, 2018 ve 2019 yıllarında üretim, alım satım ve gelir gider işlemi yapmadığını, bilançoların boş olduğunu, bilançonun oylanmasının ibra mahiyetinde olamayacağını, ibra ile ilgili gündem maddesinde ise ...'ın oy kullanmadığını, davacının bilançoları okumadığı gibi genel kurulda soru sormadığını, ...'ın huzur hakkı kar payı vesaire adı altında bir menfaat sağlamadığını, zarar eden şirketi bilfiil sevk ve idare edenin davacı olduğunu, ...'ın kendi mal varlığının tamamını kaybetmesine rağmen sorumluluğu gereği şirketi sürdürmeye çalıştığını, davaları takip ettiğini, şirketi basiretle yönettiğini, 7.maddede alınan kararda TTK'nun 436.maddesine bir aykırılık ve usulsüzlük bulunmadığını, ...'ın eşinin davalı şirkette 20 yıl çalıştığını, deneyimini değerlendirmek üzere küçük bir şirket kurduğunu, bazı çalışanların da farklı unvanlarda şirketler kurduklarını, hiç bir deneyimi olmayan davacının oğlunun şirket kurması karşısında ...'ın eşinin mütevazi bir iş yeri açmasının normal bir durum olduğunu bildirmiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın