(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2010/8955 E. , 2010/10217 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar, arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 25.06.2009 gün ve 2009/7239-7928 sayılı ilamiyle onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: _K A R A R_
Davacı, 1103 ( ifrazen 1121 ) parsel sayılı taşınmazın satış bedelinin kendisi tarafından ödenerek sonradan devredilmek üzere davalı adına tescil edildiğini ve buna ilişkin olarak 25.07.1996 tarihli “taahhütname ve ibraname” başlıklı adi yazılı bir belge düzenlendiğini, çekişmeli taşınmazın imar ve ifraz işlemleri sonucu 330 ada 2, 3, 4, 5, 351 ada 6 ve 343 ada 1 parsel numarasını aldığını, davalının 330 ada 2, 3, 4, 5 parsel sayılı taşınmazları üçüncü kişiye sattığını ileri sürerek, davalı adına kayıtlı 351 ada 6 ve 343 ada 1 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile adına tescilini, üçüncü kişiye satılan taşınmazlar nedeniyle de 150.000.00 YTL’nin iskonto faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı, 25.07.1996 tarihli belgenin geçerli olmadığını ve sonradan iptal edildiğini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiş, karar dairemizce değişik gerekçeyle onanmıştır. Davacı karar düzeltme isteğinde bulunmuştur.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden dava dışı ...’nun 1103 parsel sayılı taşınmazdaki 6000/12032 payını biçimine uygun düzenlenen 17.02.1995 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davalıya satışını vaad ettiği, davalının bu sözleşmeye dayanarak tapu iptali ve tescil davası açtığı, yargılamalar neticesinde 1103 sayılı parselin ifrazından oluşan 6000 metrekare yüzölçümlü 1121 parsel sayılı taşınmazın Kemer Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/ 204 esas, 1997/215 karar sayılı ilamı ile davalı ... adına tesciline karar verilerek kararın kesinleştiği, 17.7.1997 tarihinde yapılan imar uygulaması ile de 330 ada 2, 3, 4, 5, 343 ada 1 ve 351 ada 6 sayılı parsellere ifraz edildiği, davalının 330 ada 2, 3, 4, 5 parsel sayılı taşınmazları üçüncü kişiye tapuda sattığı anlaşılmıştır.
Davacının dayanağı “taahhütname ve ibraname” başlıklı 25.07.1996 günlü adi yazılı belgedir. Bu belgede davalının dava dışı ...’n dan 17.02.1995 tarihli satış vaadi sözleşmesiyle 1121 parselden 6000 m2 yer satın aldığı, iradi olarak tapu devri yapılmadığından, Kemer Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/204 Esasında kayıtlı tapu iptali ve tescil davasını açtığı buradaki bütün hak ve alacaklarını davacı Atila Roman’a devir ve temlik ettiği, dava sonucu verilecek tapuyu davacıya temlik vaadinde bulunduğu esasen de kendisinin taraf olduğu, satış vaadinin muvazaalı olarak düzenlendiği, aslında tapunun gerçek sahibinin davacı olduğu ...’na yapılan icra satış sırasında bedelin davacı Atila Roman tarafından ödendiği, tapuda davalının bir hakkının bulunmadığı yazılıdır. Görülüyor ki, “ibraname ve taahhütname” başlıklı belge davacı Atila’nın borçları sebebiyle yapılan icra takiplerinde bazı hak ve alacaklarının takibe maruz kalmasını önlemek amacıyla yapılmış ve taşınmazlar bu yüzden davalı adına tescil edilmiştir. Yukarıda yapılan tespitlere göre davanın dayanağı inanç sözleşmesidir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
Ne var ki somut olayda, davalı inanç ilişkisini kanıtlayan 25.07.1996 tarihli sözleşmenin sonradan iptal edildiğini geçerli olmadığını savunmuştur. Gerçekten, sözleşme altına tarafların sonradan el yazısı ile yaptıkları ilaveler bulunduğu görülmektedir. HUMK'nun 298/ilk maddesine göre de senette mevcut bulunan ilaveler ayrıca tasdik edilmemiş ise inkarı halinde yok sayılır.
Bütün bu anlatılanlara göre mahkemece yapılması gereken iş; mahkeme kasasında mevcut olan sözleşmenin altına yazılan ilaveler hakkında taraflara diyeceklerini sormak, ilaveler altındaki imzaların kime ait olduğunu saptamak, geçerliliğini tartışmak, geçerli ise başka bir ifadeyle sözleşmenin sonradan iptal edilmiş olduğu sonucuna ulaşılırsa davacıya yemin teklifi hakkı bulunduğunu hatırlatmak, sonradan yapılan ilaveler geçerli değilse taraflar arasındaki uyuşmazlığın inanç ilişkisi çerçevesinde değerlendirip sonuçlandırmak olmalıdır. Eksik inceleme ve araştırmaya dayalı kararın bütün bu nedenlerle bozulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile onandığı bu defa yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından davacının karar düzeltme istemi kabul edilmelidir.