(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2010/11936 E. , 2010/13800 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı ... aleyhine 04.02.2009 tarihinde verilen dilekçe ile çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talep edilmiş, karşı davada da temliken tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteminin reddine, temliken tescil isteminin kabulüne dair verilen 04.05.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin gider olmadığından reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı, 1109 ve 1111 parsel sayılı taşınmazların kendisine ait olduğunu, davalının taşınmaz üzerindeki konut ve besihaneyi kullanarak elattığını, uyarılara rağmen de taşınmazdan çıkmadığını ileri sürerek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, elatmanın önlenmesi isteminin reddini savunmuş, karşı davasında da taşınmazların öncesinde davacının babasına ait olduğunu, davacının babasının dava konusu yerleri üzerinde hayvan beslemek amacıyla besihane yapması için kendisine verdiğini, iyiniyetle binaları yaptığını, davacının bu durumu bilerek taşınmazı kendisini mağdur etmek amacıyla satın aldığını ileri sürerek temliken tescil istemiştir.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteminin reddine, temliken tescil isteminin kabulüne karar verilmiş, hükmü elatmanın önlenmesi davasının davacısı ... ve katılma yoluyla temliken tescil davasının davacısı ... da yararlarına vekalet ücreti hükmedilmemesi nedeniyle temyiz etmiştir.Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, karşı dava ise temliken tescil istemine ilişkindir.
1.Öncelikle davacı ...'ın temyiz itirazları ve bu doğrultuda temliken tescil davasını incelediğimizde;
Bilindiği gibi, Türk Medeni Kanunu m.
684.ve 718 hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.
Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.
Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiası ileri sürülebilir. Malzeme sahibinin Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;
a)Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır;
Türk Medeni Kanununun 724.maddesi hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin Türk Medeni Kanununun 3.maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir.
b)İkinci koşul ise yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır;
Bu koşul dava tarihine ve objektif esaslara göre saptanmalı, fazlalık ilk bakışta da kolayca anlaşılmalıdır. İnşaatın kapsadığı alanın ifrazı kabil ise arsa değeri yalnız bu kısma göre, aksi halde tamamının değerine göre bulunmalıdır. Bazı Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, inşaatın kaldırılmasının arazi ve malzemeye vereceği zarar, kaldırılmasıyla malzeme sahibinin elde edeceği yarardan daha fazla ise inşaatın kaldırılması fahiş bir zarara yol açar.
c)Üçüncü koşul, yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir.
Uygun bedel genellikle yapı için gerekli olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de, büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde noksanlıklar meydana gelecekse, bunlar taşınmaza bağlı öteki zararlar da göz önünde bulundurularak hak ve yarar dengesi kurulması suretiyle hesaplattırılmalı, iptale konu zemin bedeli arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.
Yukarıda değinilen üç koşulun yanı sıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.
Somut olayda; temliken tescil davasının davacısı dava konusu taşınmazların davacının babası tarafından kendisine verildiğini, bu nedenle iyiniyetli olduğunu, tapunun kendisine devredileceği inancı ile taşınmazlar üzerine bina inşaa ettiğini iddia etmektedir. Ancak, bu iddiasını kanıtlayacak diğer bir anlatımla iyiniyetini ortaya koyacak bir belge sunamamış, tanık anlatımlarına dayanmıştır. Herşeyden önce davacı ...'ın iddia ettiği gibi besicilik yapmak amacıyla önemli bir yatırım yaparken tapuda kayıtlı olan taşınmazları resmi şekilde satın alması ya da taşınmazın kendisine satıldığı veya bağışlandığına ilişkin belge düzenlemesi gerekirdi. Böylece kendisinden beklenen özeni göstermiş, iyiniyetini kanıtlamış olurdu. Başkasına ait tapulu taşınmaz üzerine bina yaparken mülkiyet hakkını kazanabilmek için gerekli özeni göstermeyen kişinin tanık anlatımlarına dayanma olanağı bulunmamaktadır. Kısaca söylemek gerekirse, temliken tescil davasının ilk koşulu olan subjektif koşul gerçekleşmemiştir. Mahkemece bu husus göz ardı edilerek yetersiz tanık anlatımları ile iyiniyetin varlığından söz edilerek temliken tescil davasının kabulüne, elatmanın önlenmesi isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
2.Bozma nedenine göre hükmü katılma yoluyla temyiz eden ...'ın temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.