1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2005/12438 E. , 2005/13783 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesi,
TARİHİ : 18/03/2005
NUMARASI : 1999/53-120
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Hazine vekili, mülkiyeti Hazineye ait 1559 parsel sayılı taşınmaza davalı şirket tarafından yapılan binaların tecavüzlü olduğunu ileri sürüp elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur. Davalılar, fabrika binalarının ölçüm hatası nedeniyle taşkın olduğunu bildirip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, yargılama sırasında yapılan imar uygulaması ile taşkın yapıların tamamının davalılar taşınmazında kaldığının belirlendiği, imar uygulamasının iptali yönünde de herhangi bir dava açılmadığı gerekçesiyle davanın konusunun kalmaması nedeniyle hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. -KARAR- Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir. Mahkemece, konusu kalmadığından dava hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığeına karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 1559 kadastral parselin kayden Hazineye ait iken anılan taşınmazın bulunduğu yerde yapılan imar uygulaması ile 6 sayılı imar parselinin oluştuğu, imar parselinde davacı Hazine ile birlikte davalı şirketinde paydaş hale getirildiği kesinleşen imar işlemi ile oluşan mülkiyet durumunun halen geçerliliğini koruduğu yıkımı istenen muhtesatlarında bu imar parselinde kaldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda taraflar arasındaki çekişmenin paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi davasına dönüştüğü kabul edilerek, çekişmenin Medeni Kanunun paylı mülkiyet hükümleri gözetilerek çözüme kavuşturulması gereklidir.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşler e göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Nevarki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek gerekli araştırma ve soruşturmanın yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 26.12.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.