1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2009/7118 E. , 2009/11144 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : KUMLUCA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/02/2009
NUMARASI : 2006/285-2009/45
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, kayden kooperatif ve üyeleri adına kayıtlı taşınmazlara komşu davalıya ait taşınmazda manzaralarını kapatacak nitelikte yapılan inşaatın komşuluk hukukuna aykırı olduğunu ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuşlardır. Davalı, gerekli izinler alınarak plan ve projesine uygun bina yaptığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının imar mevzuatı ve yönetmeliklerine uygun olarak bina yaptığı, kusur atfedilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 03.11.2009 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili Avukat A. K.. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 350 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalıya, buna komşu olan taşınmazların ise dava dışı kişilerle birlikte davacılara ait olduğu ve davalının taşınmazı üzerinde bina bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacılar, davalının kendi taşınmazı üzerine yaptığı binanın deniz manzaralarını kapattığını, komşuluk hukukuna aykırı olduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; davalının Türk Medeni Kanununun 683.maddesinden kaynaklanan mülkiyet hakkına dayanmak suretiyle taşınmazına bina yapması davalının sicilden kaynaklanan mülkiyet hakkının bir gereğidir. Ancak, yapılan binanın korunabilmesi için bir proje ve plana dayanması ve ruhsata bağlanması zorunludur. Somut olayda, davalı da proje düzenleterek tastik ettirmiş ve ruhsat alarak söz konusu binayı inşaa etmiştir.
Ne varki, keşfen elde edilen bilirkişi raporunda, binanın projesine uygun düşmediği, öngörülen yükseklikten daha ziyade dikey olacak şekilde inşaa edildiği bildirilmiştir. Bu durum karşısında, binanın projesine ve planına uygun düştüğü söylenemez. Esasen, davacıların zararının da plan ve projesine aykırı yapılanmaktan kaynaklandığı dosya kapsamı ile sabittir.
Plan ve proje dışı yapılanmalar 3194 Sayılı İmar Yasasının 32 ve 42.maddelerinde müeyyideye bağlanmış ve yaptırımlar idareyi ve idari yargıyı ilgilendirir ise de davacıların mülkiyet hakkından özellikle Türk Medeni Kanununun 737 ve devam eden düzenlemeleri gereğince komşuluk hukukundan kaynaklanan hakları sebebiyle doğmuş zararlarının genel mahkemelerde açacakları dava ile bertaraf edilmesini istemelerine yasal bir engel bulunmamaktadır.O halde, yapının plan ve projesine uygun hale getirilmesi yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.
Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 625.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 03.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.