(Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2013/8604 E. , 2013/9398 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu ... aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunmadığını ileri sürerek davalı borçlu ... ...'nin üzerine kayıtlı taşınmazlarına mal kaçırma amaçlı davalı ...'nın yaptığı takip nedeni ile haciz tatbik edildiğini belirterek tasarrufun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, ... ve ..., davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iptali istenen işlemin bir haciz muamelesi olduğu, tasarruf işlemi olmadığı, bu tür dava yolu ile haciz işlemlerinin muvazaalı olduğunun tespiti ve haciz işleminin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava İİK'nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir.
İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte yasadan ... bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
Bu davanın önkoşulu, borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK m.
277.bulunmasıdır. Bunun yanında alacaklının alacağının iptali istenen tasarruftan önce doğmuş olması da tasarrufun iptali davasının ön koşuludur. Ön koşulun bulunması halinde ise İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiş olan üç grup altında sayılan borçlunun iptale tabi tasarruflarının koşullarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Mahkemece iptali gereken her hangi bir tasarrufun bulunmadığı yönünde değerlendirme yapılmış ise de,
İİK'nın 277. maddesi anlamında iptal edilebilen tasarruflar, sadece malvarlığındaki bir hakka doğrudan etki yaparak, o ... başkasına nakleden veya sınırlayan, külfet yükleyen veya değiştiren veya sona erdiren hukuki işlemler olarak tanımlanan tasarruf işlemlerinden ibaret bulunmadığı gibi, tasarruf işlemlerinin ancak bir bölüm olarak dahil olduğu hukuki bir sonuç doğurmak üzere yapılan irade beyanları olarak tanımlanan hukuki işlemlerden de ibaret değildir. Bu madde gereğince borçlunun iptale tabi tasarrufları – kaynak yasanın Almanca metninde gösterildiği gibi – hukuki işlem kavramından daha geniş olan, onu da içeren ve kendisine hukuki düzenince hukuki sonuç bağlanmış olan hukuki fiillerdir. Somut olay bakımından, borçlu ... ... aleyhine 3. kişi ... Alp tarafından takip yapıldığı ve bu takipte borçlunun taşınmaz malları üzerine haciz tatbik edildiği icra dosyası içeriğinden anlaşılmakta olup davacı alacaklının alacağına kavuşması için yaptığı takipte ise yine davalı borçlunun taşınmazları üzerine uygulanan haciz işleminin davalı 3. kişinin takibindeki hacizlerden sonraki sırada olduğu görülmektedir. Bu anlamda borçlu aleyhine yapılan takipte doğurduğu sonuçlar gözününe alındığında iptale tabi bir tasarruftur. Açıklanan nedenler dikkate alınarak davalı 3. kişi tarafından yapılan takibin tasarruf işlemi olduğunun kabulü ile 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali şartlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi için işin esasına girilerek değerlendirilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.