16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkilinin tek yetkili distribütörü olduğunu iddia ettiğini, oysa davacıya sözleşme ile veya tek taraflı olarak tekel hakkı verilmediğini, davacının münhasır olmayan distribütör olduğunu, davacının müvekkili tarafından kendisine aradaki ticari ilişkinin uzun yıllar süreceğine dair vaatte bulunulduğunu iddia ettiğini, oysa sözleşmede bu yönde bir düzenleme bulunmadığı gibi müvekkili tarafından bu anlama gelebilecek bir taahhütte veya davranışta bulunulmadığını, davacı üzerinde bu yönde bir güven oluşturulmadığını, davacının müvekkilinden satın aldığı malların geç teslim edildiğini ve bu sebeple zarara uğradığını iddia ederek tazminat talebinde bulunduğunu, oysa malların geç teslim edilmediğini, müvekkili temerrüde düşmediğinden davacının bu iddiasının ve tazminat talebinin reddinin gerektiğini, davacının herhangi bir parti malın geç testim edildiğine dair bir temerrüt ihtarı veya borca aykırılıktan bahisle yaptığı bir bildirimin mevcut olmadığını, davacının müvekkilinden satın aldığı bazı malların ayıplı olduğunu iddia ederek tazminat talebinde bulunduğunu, oysa malların ayıplı olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, bunun yanı sıra satın aldığı malları inceleme külfeti altındaki davacının süresi içinde malları inceleyip, talebini müvekkiline usulünce bildirmediğini, ayıptan doğan haklarını yitirdiğini, bu durumda, zamanaşımı definde bulunduklarını, müvekkilinin ayıp niteliği taşımamasına rağmen davacı tarafından mallarla ilgili olarak yöneltilen taleplerinin teknik olarak yerine getirildiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin devamlılığı amacıyla davacıya ürünlerin fiyatından indirim sağlamak suretiyle 500.000 EURO'un üzerinde maddi destek sağlandığını, davacının bu maddi desteği ve dolayısıyla malları kabul ettiğini, davacının zarara uğramamış olması nedeniyle de tazminat talebinin reddinin gerektiğini, davacının müvekkili ile arasındaki sözleşmenin, diğer davalı ... tarafından kamuoyu ile paylaşılan 26/09/2014 tarihli bir bildiri ile sona erdirildiğini iddia ettiğini, oysa sözleşmenin nispiliği ilkesi gereğince üçüncü kişinin taraf olmadığı bir sözleşmeyi sona erdirme hakkının bulunmadığını, sözleşmenin müvekkili tarafından 25/02/2015 tarihli ihtarname ile davacının 2014 yılının Mart ayından itibaren sipariş vermeyi kesmesi ve sözleşmesel ilişkinin devamını çekilmez kılması nedeniyle sözleşmenin 17. maddesine uygun olarak 240 günlük önel verilerek haklı nedenle feshedildiğini, davacının sözleşmenin sona erdirilmesiyle, ürünlerin pazarlanması amacıyla yaptığı harcamaların ve yatırımların boşa gittiğini iddia ederek, bu harcamaların tazminini talep ettiğini, oysa sözleşmede bu sözde harcamaların müvekkilince karşılanacağına dair bir hüküm bulunmadığını, distribütörlük ilişkisinin niteliği gereği bağımsız bir tacir olan davacının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmek için yaptığı harcamalara kendi başına katlanması gerektiğini, ayrıca sözleşmenin 1 no.lu ekinin 2. maddesi gereğince pazarlama harcamaları için müvekkilinden izin alınması gerektiğini, böyle bir izin alınmadığını, öte yandan iddia edilen harcamaların davacının kendi ticari faaliyetini etkinleştirmek için yaptığı harcamalar olduğundan bunların maddi zarar olarak kabulünün mümkün olmadığını, davacı tarafından yapıldığı beyan edilen masrafların tutarının afaki olduğunu, davacının, portföy/denkleştirme tazminatı talep ettiğini, oysa davacı tekel hakkına sahip olmadığından ve ayrıca sözleşme de haklı nedenle feshedildiğinden denkleştirme isteminde bulunmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının müvekkili için önemli derecede müşteri kitlesi oluşturmadığını, müvekkilinin bu müşteri kitlesinden önemli derecede menfaat sağlamasının mümkün olmadığını, davacının ticari faaliyetleri göz önünde bulundurulduğunda, oluşturduğunu iddia ettiği sözde müşteri kitlesinden bizzat yararlanmasının mümkün olduğunu, yani bu müşterileri kaybetmediğini, sözleşmenin imzalanmasından itibaren 1 seneden az süre ile sipariş verdiğini, 2014 yılının Mart ayından sözleşmenin son bulduğu 2015 yılının Aralık ayına kadar 1 ürün dahi sipariş etmediğini, sözleşmenin sona erdirilmesine kusuruyla sebep olduğunu, bu nedenlerle davacının portföy tazminatına hak kazanmadığını, portföy tazminatının koşulları oluşmadığından talebin reddinin gerektiğini, davacının sözleşmenin sona ermesi sebebiyle oluştuğunu iddia ettiği belirsizlik ortamında ürünlerin satılamamasından, satış sonrası servis hizmetlerinden ve ticari itibar kaybı ve mevcut piyasa değer kaybından dolayı maddi zarara uğradığını iddia ederek tazminat talebinde bulunduğunu, oysa davacının iddia ettiği nedenlerden dolayı herhangi bir zarara uğradığı iddiasının gerçek dışı olduğunu ve müvekkilinin bu hususlarda hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının en az 10 yıllık mahrum kaldığı karın tazminini talep etiğini, oysa davacının bu talepte bulunma hakkı olmadığını, müvekkili tarafından aradaki ilişkinin uzun süreceğine dair bir vaatte de bulunulmadığını, davacı ticari itibarının sarsıldığını iddia ederek manevi tazminat talebinde bulunsa da; ticari ilişkinin sona ermesi sebebiyle manevi zararın doğması mümkün olmayıp, manevi tazminatın koşullarının oluşmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap