1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2009/9943 E. , 2009/11961 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : KONYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/06/2009
NUMARASI : 2007/45-2009/363
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 1957 yılında yapılan kadastro çalışması sırasında tescil harici bırakılan dava konusu 4565 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 1993 yılında 2981 sayılı Yasanın 10/b maddesi gereğince yapılan çalışma sonucunda davalıların miras bırakanı adına tespit ve tescil edildiğini, oysa 2981 sayılı yasanın imar affı yasası olduğunu, 400 m2 sınırını aşar nitelikte üzerinde yapı bulunmayan taşınmaz yönünden senetsizden kazanım sağlanamayacağını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davalılar, yargılamaya katılmayıp yanıt ta vermemişlerdir. Mahkemece, 1957 yılında tespit harici bırakılan taşınmazın 2981 sayılı Yasa uyarınca, yasal düzenlemeye aykırı olarak, davalılar miras bırakanı adına tescil edildiğinin belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılardan Veli tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 4565 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 1957 tarihinde yapılan genel kadastro sırasında tespit dışı bırakıldığı ve anılan yerde 2981 / 3290 sayılı yasanın 10 / b maddesi hükmü uyarınca yapılan kadastro ile 28.9.1993 tarihinde davalıların miras bırakanı Hasan H. G.. adına tespit edilerek kesinleşmesini müteakiben 30.11.1993 tarihinde sicili kaydının oluştuğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki kadastro harici bırakılan bir yerin 2981 / 3290 sayılı yasanın 10 / b maddesi hükmü uyarınca yapılan kadastrosunun 3402 sayılı kadastro yasasının 22. maddesi uyarınca mükerrer kadastro sayılamayacağı tartışmasızdır. Keza İmar Affı Yasasının 10 / b maddesi gereği yapılan tespitin de bir kadastro işlemi olduğu ve 3402 sayılı Yasanın 12 / 3 maddesi hükmünün burada da gözetilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Eldeki davanın yargılaması sırasında 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasa ile Kadastro Yasasının 12 / 3 maddesine bir takım ilave düzenlemeler getirilmiştir. 5841 sayılı Yasanın 10 maddesinin "bu kanunun 12. maddesinin 3. fırkası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir.
Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ve dava açıldığı tarihte ( her davanın açıldığı tarihteki yasal koşullara tabi olması nedeniyle) davacı Hazinenin davasında haklı olduğu ve yargılama giderleri ile bu giderlerden sayılan Avukatlık Ücretinden davalının sorumlu olacağı gözetilmek suretiyle davanın hak düşürücü süreden dolayı reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davalının temyiz itirazları yerindedir kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,16.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.