1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2010/4543 E. , 2010/5254 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : SARIYER 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/07/2009
NUMARASI : 2008/338-2009/241
Taraflar arasındaki davadan dolayı Sarıyer 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 9.7.2009 gün ve 338-241 sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 10.12.2009 gün ve 12117-12794 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, ehliyetsizlik ve gabin hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa, tazminat isteklerine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 974 ada 37 parsel sayılı kargir ev ve tarla vasıflı taşınmazın 150/7162 payı R.S.adına kayıtlı iken ölümü ile mirasçıları adına intikalen tescilinden sonra davacının kendisine isabeten eden 300/57296 payı davalı kardeşine satış yoluyla temlik ettiği görülmektedir. Hemen belirtilmelidir ki, bir davada birden fazla hukuksal nedene dayanılmasında yasaya aykırı bir yön yoktur. Bu durumda, mahkemece önem derecesine göre dayanılan nedenlerin araştırılması zorunludur.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış.
10.maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Hal böyle olunca, öncelikle akit tarihinde davacının ehliyetli olup olmadığı yönünde Adli Tıp Kurumundan rapor alınması, yukarıda açıklanan ilkeler ve yasa hükümleri çerçevesinde bir araştırma yapılarak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi, davacının temlik tarihinde ehliyetli olduğunun anlaşılması durumunda, gabin hukuksal nedeni üzerinde durulması sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Anılan, bu husus yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından HUMK.'nun 440.maddesi uyarınca davacının karar düzeltme isteğinin kabulüyle, Dairenin 10.12.2009 tarih, 2009/12117 E, 2009/12794 sayılı Onama Kararının ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemenin 9.7.2009 tarih, 2008/338 E. - 2009/241 sayılı kararının HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.