1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2009/11768 E. , 2009/12097 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : FETHİYE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/07/2008
NUMARASI : 2003/45-2008/417
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanın maliki olduğu 1385 ada 1, 1384 ada 4, 2902 ada 8 parsel ve 1181 parsel sayılı taşınmazlarını mirasçıdan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olarak davalı adına tescil ettirdiğini ileri sürerek tapu iptali ile muris yada mirasçılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, Almanya’da uzun yıllar çalıştığını, edindiği birikimler ile satın aldığını, iddiaların yerinde olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, miras bırakanın temlik ettiği taşınmaz yönünden muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı, diğer taşınmazların ise muris ile ilgisinin bulunmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan H. P..’nın 5.8.2002 tarihinde öldüğü, mirasçı olarak davalı eşi ve davacı oğlu ile dava dışı üç çocuğunun kaldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, miras bırakanın yaptığı temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve muris ya da mirasçılar adına tescil isteği ile eldeki davayı açmış, miras bırakanın terekesine temsilci atanmak suretiyle yapılan yargılama sonucunda mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, tereke adına (Türk Medeni Kanununun 640. maddesi uyarınca) temsilci atandığına göre, davanın sürdürülmesinin onun veya vekil kıldığı avukatı huzuru ile gerçekleştirileceği tartışmasızdır. Oysa, tereke temsilcisi tayin edildikten sonra yapılan tebligata rağmen hiçbir oturuma iştirak etmemiştir. Kaldı ki, tereke temsilcisi atandığına göre, sıfatı kalmayan tereke ortaklarından bir veya birkaçının davayı takip etmiş olmaları neticeye etkili değildir.
Hal böyle olunca, HUMK'nun 409. maddesinde öngörülen düzenlemeler uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, işin esası yönünden hüküm kurulmuş olması doğru olmadığı gibi, kabul tarzı itibariyle dava dilekçesinde gösterilen değer yerine harcı tamamlanmayan değer esas alınmak suretiyle fazla avukatlık ücreti tayin ve takdir edilmesi de isabetsizdir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.