1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2009/10678 E. , 2009/12218 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ERFELEK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 09/06/2009
NUMARASI : 2009/16-2009/35
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden malik olduğu 55 parsel sayılı taşınmaza komşu 54 parsel maliki davalının ev ve ahırını sınıra yaptığını, foseptik çukurunun küçük olması nedeniyle kirli atık sularının taşınmazına akıp, zarar verdiğini,evin pencerelerinin de mahremiyetini ihlal ettiğini, etrafa yayılan pis kokunun da hoşgörü sınırlarını aştığını ileri sürerek gerekli önlemlerin alınarak çekişmenin giderilmesini istemiştir. Davalı, keşiften 1 hafta önce foseptik çukuru kapattığını bildirmiştir. Mahkemece, pencerelerin kapatılmasına yönelik talebin sabit görülmeyerek reddine, foseptik çukurla ilgili açılan davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi isteğine ilişkindir.Dosya içeriğinden, toplanan delillerden davacının 55 parsel sayılı taşınmazın , davalının ise üzerinde ev ve ahır bulunan komşu 54 parselin kayden maliki olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, pencerelerin kapatılması talebinin reddine, diğer istek yönünden davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle karar ittihazına yer olmadığına karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır. Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; davacı, davalının atık sularının taşınmazına aktığını, etrafa yayılan kötü kokuların hoşgörü sınırlarını aştığını, davacıya ait evin pencerelerinin mahremiyetini ihlal ettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.Gerçekten de mahremiyet iddiası kişinin kendi mülkiyet alanına yaptığı pencerelerin kapatılması için başlı başına bir neden teşkil etmezse de mahremiyet dışında başkaca ve ne gibi bir zarar doğduğu belirlenmiş değildir.
Ayrıca mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarından yeni bir foseptik çukuru yapıldığı belirlenmiş ve bu sebeple davanın konusuz kaldığı kabul edilmişse de davalı taşınmazında "ahır" ın varlığı sabit olup, bunun davacıya ve çevre sağlığına ne gibi bir zarar verdiği hangi önlemlerle bunun giderilebileceği saptanmış değildir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda hükme yeterli bir araştırma yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değlidir.Davacının temyiz itirazı yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.