1. Hukuk Dairesi 2009/12137 E. , 2009/13031 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : PAZAR(RİZE) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 13/06/2007
NUMARASI : 2007/14-2007/146
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, karayollarının kamulaştırma haritasında 176 ve 177 parsel numarasıyla gösterilip kıyı alanında kaldığı anlaşılan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmaz üzerine davalı tarafından ev ve kulübe yapılarak hak iddiasında bulunulduğunu ileri sürerek kıyıda bulunan taşınmaz üzerindeki hak iddialarının reddi ile yapıların yıkımı ve ıslah ile tapularının iptali isteğinde bulunmuştur. Davalı, dava konusu taşınmazın tapulu yeri olduğunu ve tapunun mahkeme kararına dayalı olarak oluştuğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki çekişmeli yere el atmanın önlenmesi, tapu iptali yıkım ve muarazanın giderilmesi isteklerine ilişkindir. Mahkemece, çekişmeli yerin tapusunun iptaline karar verilip diğer istekler yönünden bir hüküm kurulmamıştır.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, özellikle eksigin tamamlanması yoluyla getirtilen kayıtlardan, davalının bayii adına hükmen tescil edildiği anlaşılan yerin, bilahare Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldığı, sicilden terkin edildiği izlenimi uyanmakta, el atmanın önlenmesi ve yıkım isteği ile eldeki dava açıldıktan sonra davacının sunduğu 09.04.2006 tarihli ıslah dilekçesi ile de çekişmeli yerin tapusunun iptali isteğinde de bulunduğu görülmektedir. Ne var ki ıslah dilekçesi ile diğer isteklere ek olarak çekişmeli yerin tapusunun iptali istenilmiş ise de bu konuda usulüne uygun açılmış bir dava bulunduğu söylenemeyeceği gibi kamilen yapılmış bir ıslahta yoktur. Bilindiği üzere; HUMK’nun 87/son maddesinin Anayasa Mahkemesince iptalinden sonra ıslah yoluyla müddeabihin artırılması olanaklı hale gelmişse de bu durumda dahi dava konusu edilmeyen bir hususun ıslahla dava konusu haline getirilmesine yasal olanak yoktur. O halde, çekişmeli taşınmazın tapusunun iptali yönünden hakkında yöntemince açılmış bir dava bulunmadığından tapunun iptaline karar verilmiş olması doğru değildir. Öte yandan yukarıda değinildiği üzere çekişmeli taşınmazın kamulaştırılarak sicil kaydının terkin edildiği izlenimi ve dava konusu edilen taşınmaz kaydına ilişkin belirsizlik karşısında, hüküm kurmaya yetecek denli araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı da bulunmamaktadır.
Öncelikle, dava konusu edilen taşınmazın varsa tapu kayıt ve tedavüllerinin getirtilmesi, ıslah yoluyla tapunun iptali istenemeyeceğinden, davacıya önel verilerek usulüne uygun tapu iptali yönünden ayrıca bir dava açılmasına olanak tanınması bir dava açılması halinde eldeki dava ile birleştirilmesi, çekişmeli yere ilişkin sicil kaydı bulunmadığının anlaşılması ve bu yerin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması halinde davalının haksız eylem nitelikli el atma olgusu yönünden yapılacak belirlemeler ışığında el atmanın önlenmesi ve yıkım istekleri yönünden değerlendirme yapılması, şayet davalı adına kayıt bulunduğunun anlaşılması halinde anılan yerin belirlenecek kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalıp kalmadığı yönünden hükme yeterli bir araştırma yapılması ve 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde değişiklik yapan 5841 sayılı yasa hükümlerinin somut olayda uygulama yeri bulunup bulunmayacağının değerlendirilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen olgular dikkate alınarak araştırma ve inceleme yapılması sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik araştırma sonucu yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz yedene geri verilmesine, 14.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.