I-Markanın Hükümsüzlüğü İstemine Yönelik Değerlendirme 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir. Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de TÜRKPATENT tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre TÜRKPATENT tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka tescil belgeleri, itiraza mesnet marka ve tüm dosya kapsamına göre; Davalıya ait ... sayılı "... ..." ibareli markanın 18.sınıfta yer alan "İşlenmiş veya işlenmemiş deriler ve postlar, yapay deriler, köseleler, astarlık deriler. Derilerden, deri taklitlerinden veya diğer malzemelerden mamul taşıma amaçlı başka sınıflarda yer almayan eşyalar: çantalar, cüzdanlar, deri veya kösele kutular ve sandıklar, anahtar muhafazaları, bavullar, valizler. Şemsiyeler, güneş şemsiyeleri, güneşlikler, bastonlar. Kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları." emtiaları bakımından tescilli olduğu anlaşılmıştır. Davalı markasında yer alan bu emtialarla davacıya ait 93/007786, 93/007788, 93/007792, 2014/10262, 2014/102601, 2015/77661 sayılı marka kapsamındaki giysi emtiaları ile 18.sınıftaki emtialar, aynı/aynı tür/benzer emtialardır. Davacı markalarında 18.sınıfta yer alan ...." emtiaları, Türkçe olarak; "Çantalar, sırt çantaları, plaj çantaları, evrak çantaları (deri eşyalar), bastonlar, kart çantaları (cüzdanlar), el çantaları, anahtarlıklar, deriden yapılma emniyet kemerleri (kayışlar), güneşlikler, cep cüzdanları, cüzdanlar, deri çantalar, okul çantaları ( okul çantaları), okul çantaları, heybeler, alışveriş çantaları, taşıma çantaları, seyahat için giysi çantaları, seyahat çantaları, seyahat bavulları, valizler, şemsiyeler, cüzdanlar." emtialarına karşılık gelmektedir. Bu emtialarla davalı markası kapsamındaki emtiaların çoğu benzer tüketici kesimine hitap ederler, benzer ihtiyaçları giderirler, aralarında rekabet ya da birbirini tamamlama ilişkisi bulunur, bazıları arasında ham madde-mamül ilişkisi bulunur, bazıları birbirini tamamlayıcı işlev görür. Davalıya ait ... sayılı marka incelendiğinde; "... ..." ibaresinden oluştuğu, salt kelime markası olduğu, "..." ibaresinin "özgürlük" anlamına geldiği, "..." ibaresinin "Çim bir alanda, atlara binmiş dörder kişilik iki takım arasında oynanan, ucu tokmak biçiminde değneklerle yerdeki topa vurup onu rakip kaleye sokmaya dayanan bir top oyunu." anlamına gelen sportif bir terim olduğu, markada yer alan "..." ibaresinin hemen ve ilk bakışta "..." ibaresinden ayrı ve bağımsız bir unsur olduğunun anlaşılabildiği, bu nedenle "..." ibaresinin davalı markasının esas unsurlarından biri olduğu tespit edilmiştir. Davacıya ait önceki tarihli markalar incelendiğinde; "... ... ... ..., ... ... ... ..., ... Şekil ... ..., ..., ... ... ..., ... ... ..." ibarelerinden oluştuğu, bazı markalarda yer alan "... ... ..." ibaresinin "... ... tarafından" anlamsal karşılığına geldiği ve "... ..." isimli kişinin markanın ticari kökenini işaret eden unsur olduğu, bu nedenle bu ibarenin bulunduğu markalarda "..." ibaresinin "... ..." tarafından oluşturulan, ... ...'e ait "..." olarak anlamsal çağrışımının oluştuğu, yine davacıya ait salt "..." ibareli markanın da bulunduğu, bu nedenle davacıya ait markaların esas unsurlarını "..." ibaresinin oluşturduğu kanaatine varılmıştır. Taraf markaları bütün olarak karşılaştırıldığında; markalar arasında emtia ayniyeti/benzerliğinin yanı sıra, "..." ibarelerini esas unsur olarak içermelerinden kaynaklı olarak görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik de bulunduğu, davalı markasında yer alan "..." ibaresinin markalar arasındaki benzerliği uzaklaştırmaya yetecek yeterli ayırt edici niteliğinin bulunmadığı, "..." ibaresinin davaya konu emtiaları doğrudan tanımlamadığı, bu emtiaları anımsatmadığı, bu emtiaların karakteristik özelliklerine atıfta bulunmadığı, bu nedenle başlangıçtaki somut ayırt ediciliği güçlü bir ibare olduğu, "..." ibaresinin ise "özgürlük" anlamına geldiği, gündelik dildi yaygın kullanılan bir ibare olduğu, bu nedenle davaya konu emtialar bakımından somut ayırt edici niteliği haiz olsa da, ayırt edici gücünün "..." kelimesi kadar kuvvetli olmadığı, bu nedenle daha önce davacıya ait "..." esas unsurlu markaları gören, işiten, bu markalı emtialardan yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı, markaları her zaman bir arada görme imkânından yoksun, markaların detaylarını analiz etmeyen, markanın gözünde ve kulağında kalan imajı ile hareket eden ortalama tüketici kesiminin daha sonra davaya konu "... ..." markasını aynı/benzer emtialar üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, davaya konu emtialardan faydalanmak için ayıracağı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayamayacağı, bu markayı davacıya ait "..." esas unsurlu markalarla ilişkilendireceği ve bu markaların serisi niteliğinde bir marka olduğu hususunda yanılsamaya düşeceği, bir kısım tüketici kesiminin markaların farklı ticari kökeni işaret ettiğini algılama ihtimalinde dahi marka sahipleri arasında idari veya ekonomik bir bağlantı bulunduğu yönünde yanılsamaya düşeceği, bu nedenle dava konusu marka ile davacıya ait yukarıda izah edilen davacı markaları arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu kanaatine varılmıştır. SMK m.6/4 hükmüne göre; Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. SMK m.6/4 hükmü bağlamında tanınmış marka koruması için; toplumun her kesimince bilinme gerekli olmayıp, toplumun ilgili kesimindeki bilinilirlik düzeyi dikkate alınacaktır. Toplumun ilgili kesimi; markanın tanındığı iddia edilen ve kaynak ülkede markanın tescilli olduğu ve kullanıldığı sektörü ifade eder. (... Çolak, Türk Marka Hukuku, 4.Baskı, İstanbul 2018, s.344-345) Bir markanın Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olarak kabul edilebilmesi için, bu markanın Türkiye'de tanınmış olmasının ya da kullanılmasının gerekip gerekmediği hususu bakımından; Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 13.02.2019 tarih 2017/3943 Esas 2019/1154 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, Türkiye’de tescilli olmayan markalara tanınmış marka koruması sağlanabilmesi için, söz konusu markanın, itiraza konu marka başvuru tarihinden önce Türkiye’de ilgili sektörde tanınmış marka olduğunun dosyaya sunulan objektif delillerle ispat edilmesi gerekir. (Aynı yönde Y11HD; 18.09.2019 tarih, 2018/790 E 2019/5512 K; Y11HD; 20.11.2018 tarih, 2017/1345 E 2018/7216 K) SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için; A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi, B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi, C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir. Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir. Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır. Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir. Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır. Somut olayda yapılan değerlendirmede; Davacının tanınmış marka statüsünün ispatı açısından dayandığı delillerden biri olan TURKPATENT nezdinde tutulan tanınmış marka sicil kaydına göre, davacıya ait T/03171 no.lu markanın başvuru/koruma tarihi 18/05/2017’dir. Tanınmışlık 25. Sınıfta kabul edilmiştir. Davacının, tanınmışlıkla ilgili diğer delilleri incelendiğinde, dünyanın çeşitli ülkelerinde “...” markasının 1982 yılından başlayarak tescil edilmiş olduğuna dair kayıtlar ve markanın Türkiye çapında satış noktaları sunulmuştur. Davacı, markasının tanınmış marka olarak kabul edildiğine dair, daha öncesinde verilen mahkeme kararlarına da delil olarak dayanmış ve bunları dosyaya sunmuştur. Bakırköy 2 FSHHM 21.12.2016 T. 2015/67 E. 2016/206 K; Bakırköy 2 FSHHM 04.03.2015 T. 2014/85 E. 2015/15 K. , İstanbul 1 FSHHM 12.03.2019 T. 2017/507 E. 2019/67 K. (kesinleşme 30.05.2019), İstanbul 3 FSHHM 13.05.2014 T. 2013/98 E. 2014/105 K. (kesinleşme 27.10.2014). Sunulan kararlarda, davacı markasının tanınmış marka vasfına haiz olduğuna karar verilmiştir. Bu kararlardan en eski tarihli ve kesinleşmiş olan İstanbul 3 FSHHM 2013/98 E. Sayılı dosyasıdır. Kesinleşme tarihi 27.10.2014 tarihidir. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkeme kararları da dikkate alındığında, davacının esas unsuru “...” ve “... oyuncusu figürünü içeren şekilden” oluşan markalarının tanınmış marka oldukları sonucuna varılmaktadır. Belirtilen açıklamalara göre; davalıya ait "... ..." markası ile karşılaşan ortalama tüketicinin, davaya konu emtialardan faydalanmak için ayıracağı süre içerisinde, bu marka ile davacıya ait "..." ibareli tanınmış marka ile bağlantı kuracağı, "..." markasının zihninde yer eden olumlu imaj ile hareket ederek "... ..." markalı emtiaları satın almaya yönelebileceği, bu durumda davalı markasının davacıya ait markanın tanınmışlığından haksız yararlanma ihtimalinin doğacağı, yine davalı markalı emtiaların "..." markalı emtiaların kalite düzeyinden düşük olması halinde, davalı emtialarından faydalanan tüketici nezdinde davacının "..." markasının itibarının zedelenebileceği, ayrıca davacının "..." markasının davaya konu emtialara kavramsal olarak oldukça yabancı bir kelime olmasından dolayı ayırt ediciliği güçlü bir marka olduğu, davalı markasının davacıya ait bu markanın ayırt ediciliğini zedeleme ihtimalini de içinde taşıdığı anlaşıldığından SMK m.6/4 ve m.6/5 hükmü koşullarının somut olayda gerçekleştiği kanaatine varılmıştır. SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Kötüniyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalının kötüniyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu bulunmadığı, davalının önceki tarihli 2018/93158 sayılı marka başvurusunun davacının itirazı üzerine TÜRKPATENT nezdinde reddedilmiş olmasının, iş bu davaya konu marka bakımından davalının kötü niyetli olduğuna tek başına delil olamayacağı, zira önceki tarihli marka başvurusunun Markalar Dairesi Başkanlığı'nca reddedilme tarihinden önce eldeki davaya konu marka başvurusunun yapıldığı, davalının şantaj, haksız kazanç elde etme, davacı tarafın ticari faaliyetlerini baltalama gibi amaçlarla davaya konu marka başvurusunda bulunduğuna ilişkin başkaca somut olgu bulunmadığından SMK m.6/9 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; SMK m.6/1, SMK m.6/4 ve SMK m.6/5 hükmü koşullarının somut olayda oluştuğu tespit edildiğinden, dava konusu ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir. II-Marka Hakkı İhlâli ve Haksız Rekabet İstemlerine Yönelik Değerlendirme Marka hakkına tecavüz sayılan haller, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun (SMK) 7.maddesine de atıf yapılmak suretiyle 29.maddesinde düzenlenmiştir. SMK m.29/1-a yollaması ile uygulanması gereken; SMK m.7/2-b hükmüne göre;Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması, marka hakkını ihlal eylemi niteliğindedir. SMK m.155 hükmüne göre; Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez. Haksız rekabet; rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar olarak tanımlanmıştır. (TTK m.54) TTK m.55/1-a-4 hükmüne göre; Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemleri almak, haksız rekabet hallerinden biri olarak düzenlenmiştir. TTK m.56/1hükmü uyarınca; haksız rekabet nedeniyle menfaatleri zarar gören veya zarar görme tehlikesi ile karşılaşabilecek kimsenin, fiilin haksız olduğunun tespiti, haksız rekabetin men'i, haksız rekabetin oluşturduğu maddi durumun ortadan kaldırılmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka tescil belgeleri, itiraza mesnet markalar, 2020/15 Talimat numaralı talimet evrakı, davalıdan temin edilerek dosya içerisine kazandırılan ürün örneği ile tüm dosya kapsamına göre; “...İSTANBUL" adresinde bilirkişi marifetiyle yerinde inceleme yapılmıştır. İşyeri girişindeki tabelada “....” yazmaktadır. Bilirkişi marifetiyle; 1 adet numune çanta ürün 50 TL karşılığında çalışan imzası ile dosyaya sunulmak üzere satın alınmış ve gerekli fotoğraflama ve incelemeler yapılmıştır. Söz konusu işyeri davalı “...-T.C....” adına kayıtlı olup, işe başlama tarihi “09/01/2015’tir”. İşyerinde çanta satışının yapıldığı görülmektedir. Dava konusu olan davalı “... ...” markalı çantaların ticaretinin yapıldığı görülmekle birlikte, çantalarda etiket yer almasına rağmen, herhangi bir fiyat etiketlerde yazmamaktadır. İkinci adres olan "....İSTANBUL" adresi araştırıldığında, ... Çarşısı olarak belirtilen yerin numarasının “84” olduğu tespit edilmiş ve çarşı görevlisi olan ... ve çarşıda işyeri olan ...’e no-19/20/21 no.lu dükkanlar ve davalı sorulduğunda, “söz konusu işyerlerinin en az 3 senedir kapalı olduğu ve herhangi bir ticari faaliyetin olmadığı” beyan edilmiştir. İmzaları alınmış ve ilgili dükkanın fotoğraflaması yapılmıştır. Davalıya ait “...İ.STANBUL" adresindeki işyerinde üzerinde "..." ibaresini taşıyan çantaların satışının yapıldığı, bu çantalarda "..." ibaresinin büyük punto ile yazılarak ön plana çıkartıldığı, bu hususun bilirkişi raporuna yansıtılan fotoğraflamalardan açıkça anlaşıldığı, yine davalıdan temin edilen ve dava dosyasına kazandırılan çanta emtiaları üzerinde de aynı şekilde "..." ibaresinin markasal olarak ön plana çıkartılacak şekilde konumlandırıldığı, davalının bu markasal kullanımlarının davacıya ait "..." esas unsurlu 93/007786, 93/007788, 93/007792, 2014/10262, 2014/102601, 2015/77661 sayılı markalara tecavüz oluşturduğu, zira davacıya ait bu markaların "Çanta" emtiaları üzerinde de tescilli oldukları, davacıya ait önceki tarihli bu markaları bilen, bu markalı çantalardan yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, davalıya ait "..." ibaresinin ön plana çıkartıldığı çanta emtialarını gördüğünde, bu çantaların davacıya ait markalı çantalar olduğu yönünde yanılsamaya düşeceği, bu çantaların davacı tarafından üretildiği ve satışa arz edildiği, ya da davacının verdiği lisansla davalı tarafından bu çantaların satışa arz edildiği hususunda yanılsamaya düşeceği, bu nedenle davalı eylemlerinin davacıya ait yukarıda yer verilen marka haklarına tecavüz ve aynı zamanda haksız rekabet fiilleri niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır. Davalı eylemlerinin haksız rekabet ve davacıya ait marka haklarına tecavüz oluşturduğu tespit edildiğinden; Davacının "..." ibareli markalarına davalı tarafından gerçekleştirilen tecavüzün önlenmesi, durdurulması ve giderilmesi ile davalının haksız eylemlerine son verilerek "..." ibaresini taşıyan tüm ürünlerin, tanıtım araçlarının toplatılmasına, bu ibarenin her türlü ürün, tanıtım aracından çıkartılmasına, bunun imkânsız olması halinde bunların imhasına, davalının, davacının "..." ibareli marka haklarına ihlal eylemi neticesinde ortaya çıkan haksız rekabetin men'ine, haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, bilirkişi ...tarafından ibraz edilen 13/01/2021 havale tarihli bilirkişi raporunun kararın icrası aşamasında dikkate alınmasına karar verilmiştir. Somut olayda davaların yığılması müessesesi mevcuttur. Davalıya ait markanın hükümsüzlüğü istemi ile marka hakkı ihlali/haksız rekabetten kaynaklı istemler birbirinden bağımsız ayrı ayrı tek başına davaya konu olabilecek nitelikte istemler olup, bu davalar arasında bağlantı da bulunmamaktadır. Bu nedenle markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından ve marka hakkı ihlali/haksız rekabetten kaynaklı istemler bakımından davacı lehine ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmiş olup, bir bütün halinde aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap