Esas No
E. 2010/3330
Karar No
K. 2010/6871
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku
Aramaya Dön
YARGITAY

1. Hukuk Dairesi

E. 2010/3330 K. 2010/6871 T.
Karar Sonucu BOZULMASINA
Resmî Atıf Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2010/3330, K. 2010/6871, T. 14.06.2010
PDF DOCX UDF
Karar Künyesi
Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2010/3330
Karar No
2010/6871
Karar Tarihi
14.06.2010
Dava Türü
Hukuk
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Karar Metni Tam metin · resmî kaynaktan

1. Hukuk Dairesi         2010/3330 E.  ,  2010/6871 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : KARŞIYAKA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ : 04/11/2009

NUMARASI : 2006/180-2009/259

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, yeğeni olan davalı N.’in kendisini kandırması sonucunda kendisine ait 21990 ada 3 parsel sayılı taşınmazının davalı H. K.’na  temlik edildiğini, yaşlı ve kolay kandırılabilir olmasından faydalanılarak işlemin gerçekleştirildiğini,  kendisine herhangi bir satış bedeli ödenmediğini, ayrıca kendisine ait banka hesaplarından davalı N.’in para çekerek kendi hesabına aktardığını, dava konusu taşınmazın sonradan diğer davalı H.’ya temlik edildiğini, davalıların birbirini tanıdığını temliklerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil ile tazminat isteğinde bulunmuştur.  Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, dava konusu taşınmazı temlik alan davalının iyi niyetli bulunması, tapu iptali ve tescile yönelik davacı iddialarının kanıtlanamadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil ile davalı H.yönünden ayrıca tazminat isteklerinin reddine, davalı N. yönünden ise tazminat koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne  karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi .. raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.   Dava, ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali tescil ve tazminat isteğine ilişkindir. Mahkemece, davalılardan N.yönünden tazminat davasının kabulüne, diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının hile olgusunun yanında sağlık sorunlarından bahsederek ehliyetsizlik olgusuna da dayandığı halde ehliyet yönünden mahkemece araştırma yapılmaksızın hilenin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.  Oysa, HUMK 275. maddesi hükmü uyarınca teknik konuları içerir hususlarda bilirkişi tetkikatı yaptırılması zorunlu olup, davada ileri sürülen iddianın niteliği ve içeriğine göre yaptırılması gerekli bilirkişi incelemesi yönünden 2659 Sayılı Yasanın 7 ve 16 maddeleri hükmü uyarınca Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinin yetkili olduğu konusunda kuşku da bulunmamaktadır.

Bilindiği üzere, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış.

10.maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir.  “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “  yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı  bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.

Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)

Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.  Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür. Ne var ki mahkemece yukarıda değinildiği üzere ve hükme elverişli olacak nitelikte bir inceleme, irdeleme ve araştırma yapıldığı söylenemez.  

Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle fiil ehliyetinden yoksun olduğu iddiasını ileri süren davacının, temlik tarihinde hukuki ehliyete haiz olup olmadığının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde saptanması, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde hile iddiasına da dayanıldığı gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.  Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün belirtilen nedenlerden ötürü, H.U.M.K.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre de şimdilik davalının temyiz itirazları konusunda karar verilmesine yer olmadığına, alınan  peşin hacrın  temyiz  edene  geri  verilmesine,14.6.2010  tarihinde  oybirliğiyle  karar  verildi.

İlgili Mevzuat & Etiketler
BOZULMASINA Yargıtay Hukuk Gayrimenkul Hukuku K2659 md.16
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog