1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2009/11840 E. , 2009/13734 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : EDİRNE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 27/05/2009
NUMARASI : 2008/174-2009/166
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 11 sayılı parseldeki 1/4 payının davalı tarafından hile ile elinden alındığını ileri sürerek tapu iptali- tescil istemiştir. Davalı, hak düşürücü sürenin geçtiğini, ayrıca iddianın yazılı delille kanıtlanabileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kanıtlanamadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, çekişmeli 131 m2. arsa vasıflı olup üzerinde bitişik nizamda 2 katlı ve 1 katlı iki bina bulunan 11 sayılı parselin 1/4 payı davacı adına kayıtlı iken, davacının bu payını 5.10.2006 tarihinde davalıya satış yoluyla devrettiği görülmektedir. Davacı, davalının kendisine bakacağını söyleyip kandırdığını ve taşınmazı üzerine aldıktan bir süre sonra ilgilenmediğini, işlemin hile nedeniyle geçersiz bulunduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; hile, genelolarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K'nun 28/1 maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille isbat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olayda, dul ve 1936 doğumlu olan davacının taşınmazdaki payını satmasını gerektirecek makul ve geçerli bir sebebinin bulunmadığı, satış bedeli ile gerçek değer arasında bariz fark olduğu, davalının komşu taşınmazda kirada oturmakta iken işlemden sonra davacının alt katına taşındığı ve ona bir süre bakıp ihtiyaçlarıyla ilgilendiği, sonradan aralarının bozulduğu, davacının kendisine bakılmaması nedeniyle davalıyı komşulara ve polise şikayet ettiği toplanan delillerden anlaşılmaktadır.
Saptanan olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, davacının kendisine bakılacağı vaadiyle davalı tarafından aldatılıp iradesi yanıltılarak payını satmaya yönlendirildiği, davanın da, aldatmanın kesin olarak farkına varılmasından itibaren süresi içerisinde açıldığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.