1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2010/1471 E. , 2010/3466 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : MARMARİS 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/11/2009
NUMARASI : 2008/446-2009/458
Taraflar arasında görülen davada;Davacı, davalı adına kayıtlı olan ..ada. parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığını ileri sürüp tapu kaydının iptaline ve muhtesatın yıkımına karar verilmesini istemiştir. Davalı, dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda usulüne uygun belirlenmiş kıyı kenar çizgisi olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra davanın açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ....raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değeri yönünden reddedilip, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, 3621 Sayılı Yasadan kaynaklanan iptal, sicil kaydının kütükten terkini istemine ilişkindir. Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli .parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 07.05.1991 tarihinde yapıldığı, 25.05.1992 tarihinde kesinleştiği, davanın ise 18.07.2003 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2.maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12.maddesinin üçüncü fıkrasına "Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır. " cümlesi ve aynı Yasanın 3.maddesi ile de 3402 Sayılı Yasaya "Bu kanunun 12.maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır." şeklindeki geçici 10.madde eklenmiştir. Somut olayda, tescilin dayanağı olan tespit tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği açıktır. Hak düşürücü süre kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemece davanın her aşamasında res'en gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarındandır. Özellikle, bu hususlar gözetilerek davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı hazine vekilinin diğer temyiz itirazı yerinde değildir, reddine.
Ancak, hemen belirtmelidir ki, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz.
Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır. (Baki Kuru, Hukuk Usulü Mahakemeleri 5. Cilt, sayfa 5338, dipnot 159;
10.H.D. 21.12.1976, 8770/8739 ve dipnot 160:
5.HD 12.09.1977, 5445/5655 dipnot 161:
10.HD 24.02.1976, 6296/1297) Ayrıca, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 04.09.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Davacı Hazine, temyiz dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa değinmiştir.
Taşınmazın bir bölümü açılıp reddedilerek derecattan geçip kesinleşen 3621 Sayılı Yasanın 5., 9. maddeleri gereğince idarece belirlenen kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığından davacı hazinenin dava tarihinde dava açmakta haklı olduğu dikkate alındığında ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa gereğince dava reddedildiğinden davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerekeceğinde kuşku yoktur.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilmek suretiyle harç, yargılama giderleri ve bu giderlerden sayılan Avukatlık ücreti yönünden bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, değinilen husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davacı Hazinenin, bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlere hasren HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 25.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.