Aramaya Dön

Hukuk Genel Kurulu

Esas No
E. 2019/214
Karar No
K. 2022/945
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

Hukuk Genel Kurulu         2019/214 E.  ,  2022/945 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1.Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Afşin 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2.Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3.Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi:

4.

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin maliki-hissedarı-kiracısı olduğu Afşin İlçesi, Yazıbelen Mahallesi 258, 399, 548, 549, 586, 663, 664, 770, 775 parsel sayılı taşınmazları tarım arazisi olarak kullandıklarını, davalı kuruma bağlı olarak faaliyet gösteren termik santrallerin çevreye olan olumsuz etkileri nedeniyle ekili ürünlerinde zarar meydana geldiğini, Afşin 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/259 D. İş sayılı dosyasında bu durumun tespit edildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla dava değerinin tespiti ile tespit tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek banka faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu Afşin İlçesi, Yazıbelen Mahallesi 548 ve 549 parsel sayılı taşınmazların bir kısmının müvekkili tarafından kamulaştırıldığını, 663 ve 664 parsel sayılı taşınmazlar yönünden ise mahkemenin 2014/313 E. sayılı dosyasında mükerrer dava açıldığını, bu nedenle derdestlik itirazları bulunduğunu, bu parseller yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, yokluklarında yapılan delil tespitini de kabul etmediklerini, tespit sırasında alınan raporun denetime elverişli olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı:

6.Afşin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/302 E., 2014/462 K. sayılı kararı ile; davalı Kurum tarafından işletilen termik santrallerin faaliyetlerinden dolayı çevresinde bulunan ve davacılara ait taşınmazlardaki ürünlerin zarar gördüğü, davalı Kurumun gerekli önlemleri almadığı, alınan bilirkişi raporlarında zararın meydana geliş şekli ve oranı bilimsel gerekçelere dayanılarak açıklandığı, tespit dosyasında yapılan keşif sonucunda alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu, kamulaştırma itirazı haklı olup davacı vekilince kabul edildiği, mükerrerlik durumunun da olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 18.923,88TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:

7.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8.Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19.04.2016 tarihli ve 2015/3568 E., 2016/5295 K. sayılı kararı ile; ‘‘…Dosya arasında bulunan bilgi ve belgelere göre davanın delil tespit dosyasına dayanılarak açıldığı, tespit sırasında hazır bulunan ziraat mühendisi bilirkişinin dava konusu taşınmazlarda ekili ürünlerde %15-20 verim azalmasına bağlı zarar bulunduğunu belirlediği ve zarar tutarını hesapladığı mahkemece söz konusu raporun hükme esas alındığı anlaşılmaktadır. Ne var ki davalı tarafından dosyaya ibraz edilen emsal nitelikteki dosyalarda alınan bilirkişi raporunda, yapılan delil tespitinde köyün santrale uzaklığı, yöredeki hakim rüzgarların yönü ile köyün konumu belirlendikten ve ekili ürünler tek tek fotoğraflanarak incelendikten sonra baca gazları ile atılan zararlı makro parçacıkların tespit mahalline kadar ulaşamayacağı, mikro parçacıkların ise ekili ürünler üzerinde bulunmadığı, köyün santralin güney doğusunda kaldığı, yöredeki hakim rüzgarların güney batıdan estiği, mevcut duruma göre bitkilerin sağlıklı şekilde gelişimlerini tamamladıkları verim durumunun ilçe ortalamaları içinde olduğu, aynı bölgedeki parsellerin birinde santralden olumsuz etkilenme varsa diğerlerinde de olacağı, etkilenme yoksa diğerlerinde de olmayacağı biçiminde değerlendirme yapıldığı görülmüştür. Şu durumda, dava konusu parseller üzerinde yapılan ve verim azalmasına dayalı zarar olduğunu bildiren bilirkişi raporu ile emsal nitelikte bulunan dosyaya ibraz edilen delil tespiti dosyasında verilmiş bulunan bilirkişi raporu arasında açık bir çelişki bulunmaktadır.

Mahkemece yapılacak iş, öncelikle dosyaya bölgedeki hakim rüzgarları gösterir meteorolojik bulguların kazandırılması, dava konusu taşınmazların bulunduğu köylerin santrale uzaklıkları ve santrale göre konumlarının belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca davalının savunmasında santralin A ünitesinin %20, B ünitesinin %20-25 kapasitede çalıştığı beyan edildiğinden resmi makamlardan santralin çalışma kapasitesinin ve zamanının sorulması gereklidir. Sonrasında davalı tarafça ibraz edilen bilirkişi raporlarında her bir parselde ekili ürünün fotoğraflandığı bildirildiğinden, söz konusu fotoğrafların tümü ve varsa hükme esas alınan raporda bilirkişi tarafından çekilmiş fotoğrafların da taraflardan istenmesi, daha öncesinde eldeki davada ve emsal dosyalarda rapor veren bilirkişiler dışında konusunda uzman bir çevre mühendisi ile iki ziraat mühendisi bilirkişi heyetinden çelişkiyi giderici, denetime elverişli bir rapor alınması, termik santrallerin etkisinin matematiksel olarak hangi alana kadar yayılabileceği, santralin çalışma kapasitesi ve hakim rüzgar yönünün bu duruma etki edip etmeyeceğinin de bilirkişi heyetinden sorulması gereklidir. Mahkemece anılan eksiklikler giderilmeden karar verildiğinden hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı:

9.Afşin 1. Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 14.02.2017 tarihli ve 2016/192 E., 2017/90 K. sayılı kararı ile davalı Kurum tarafından işletilen termik santrallerin faaliyetlerinden dolayı santrallerin çevresinde ve yakınlarında bulunan parsellerdeki ürünlerin zarar görmemesi için gerekli önlemlerin alınmadığı, davacının ekmiş olduğu ürünlerin zarar gördüğü kanaatine varıldığı, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi heyeti raporunun hükme esas alındığı, ilk kararın yalnızca davalı tarafından temyiz edilmesinden dolayı bozma kararına uyulmakla temyiz eden tarafın aleyhine hüküm kurulamayacağından bilirkişi raporunda tespit edilen zarar miktarı bozma öncesi hükmedilen miktardan fazla olsa da davalı lehine usulî kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 18.923,88TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:

10.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

11.Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.10.2017 tarihli ve 2017/3222 E., 2017/6393 K. sayılı kararı ile; “…Bozma ilamında; bölgedeki hakim rüzgarları gösterir meteorolojik bulguların getirtilmesi, taşınmazların santrale uzaklıkları ve konumlarının belirlenmesi, santralin çalışma kapasitesinin ve zamanının sorulması ve "daha öncesinde eldeki davada ve emsal dosyalarda rapor veren bilirkişiler dışındaki" bilirkişilerden çelişkiyi giderici ve denetime elverişli bir rapor alınması gerektiği belirtilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyulmuş, dosya Çukurova Üniversitesi Öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bu heyet tarafından hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alındığı bildirilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak mahkemece bozma ilamına uyulmasına rağmen, termik santralden kaynaklanan "taşınmaz değer kaybı tazminatı" dosyalarında rapor hazırlayan bilirkişilerden rapor alınması doğru değildir.

Çukurova Üniversitesi Öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyeti tarafından; bölge koşullarına ilişkin Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden temin edilen hakim rüzgarlar ile ilgili meteorolojik veriler, taşınmazların A ve B Termik Santrallerine olan mesafe bilgileri, termik santrallerin çalışma kapasiteleri ve çalışma saatleri değerlendirilerek; "termik santrallerin baca kaynaklı gaz emisyonları ürün endeksi" (baca gazı ürün etki endeksi) ile taşınmaz değer kaybı dosyalarında yörenin çeşitli yerlerinden alınan toprak örnekleri üzerinde yapılan analizlerin sonuçları değerlendirilerek, "partikül etki endeksi" (ağır metal ürün etki endeksi) hazırlanmış, bu endenkslerden faydalanılarak zarar oranları belirlenmiş ve hesaplama yapılmıştır.

Özellikle taşınmaz değer kaybı tazminatı dosyalarına davalı tarafça sunulan ve Ankara Üniversitesi Öğretim Görevlileri tarafından 2008 yılında Afşin Elbistan bölgesinden alınan toprak, bitki ve su örnekleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde hazırlanan “EÜAŞ Afşin Elbistan A ve Afşin Elbistan B Termik Santralleri İşletme Sahaları ve Çevresinin Toprak, Jeoloji, Jeokimyasal ve Çevre Kirliliği Bakımından İncelenmesi ve Tarımsal Değerleme Çalışmaları Raporu"nda; araştırma alanı topraklarında toplam Cd (Kadmiyum), Pb (Kurşun), Zn (Çinko) ve Cu (Bakır) konsantrasyonlarının Toprak Kirliliği Kontrol Yönetmeliği sınır değerlerini aşmadığı, araştırma topraklarının bir kısmında Hg (Civa), Cr (Krom) ve Ni (Nikel) element konsantrasyonlarının sınır değerleri aştığı, Hg fazlalığının bulunduğu toprakların jeolojik yapısına bakıldığında bu toprakların ofiyolitik kayaların üzerinde oluşan topraklardan kaynaklandığı, ofiyolitik kayaların genel olarak Fe, Mg, Ca, Ti, Ni, Co ve Cr elementleri açısından normal değerlerin üzerinde zenginlik arz ettiği, Afşin Elbistan Termik santralleri merkez olarak kabul edildiği zaman Cr ve Ni dağılımlarının merkezden uzaklaştıkça düzenli bir artış veya azalış sergilememelerinin, kaynağın bölgedeki ana litolojiden (taş bilimi) kaynaklandığını açıkça gösterdiği, bu zenginleşmenin termik santrallerin bulunmadığı ancak benzer litolojiye sahip olmalarından dolayı Eşkişehir-Mihalıççık, Kastamonu-Araç ve Ankara-Yakacık bölgelerinden toplanan kaya ve toprak örneklerinde de tespit edildiği, kirlilik ve toksisite değerlendirmesi yapılırken topraktaki "toplam metal" değeri kadar, "alınabilir metal" değerinin de önemli bir ölçüt olduğu, Afşin Elbistan bölgesinden toplanan toprak örneklerinin alınabilir Cd, Pb, Zn ve Cu içeriklerinin bitkiler için tehlike arz edecek miktarda olmadığı, ayrıca bölgenin kireçli, alkali yüksek KDK ve killi özelliklerde olması nedeniyle ağır metallerin toprakda absorbe olduğu, araştırma alanından toplanan su örneklerinin ise Cd, Pb, Cu, Zn, Cr, Ni ve Hg içeriklerinin "İçme Suyu Elde Edilen veya Elde Edilmesi Planlanan Yüzeysel Suların Kalitesine Dair Yönetmelik"te belirtilen sınır değerlerin oldukça altında olduğu, araştırma alanından toplanan bitki örneklerinde belirlenen ağır metaller yönünden yasal bir sınır değer olmadığı, ancak literatür çalışmalarına göre değerlendirme yapılabileceği, toplanan buğday ve ayçiçeği bitki örneklerinde analiz edilen Cd, Pb, Ni ve Cr açısından birkaç örnekte, literatür çalışmalarında belirlenen sınır değerin üzerinde değer belirlendiği, bu durumun topraktan ziyade atmosferik taşınımlar nedeniyle özellikle geniş yapraklı bitkilerin toprak üstü aksamları üzerinde çökelmiş olabileceğini düşündürdüğü, fakat bu araştırmanın örnekleme aşamasının hasat sonrasına gelmesi nedeniyle ancak anız artıklarında örnekleme yapılabildiği, bitkilerin metal içerikleri konusunda yapılması gereken daha detaylı bir değerlendirmenin, bölgede yaygın olarak bulunan bitki vejetasyonlarından pilot bitkiler seçilmek suretiyle "hasattan önce" toplanacak örneklerde dane, sebze ve meyve gibi unsurlarda metal analizi yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Temyiz incelemesi aşamasında, davalı tarafından dosyaya ibraz edilen ve Elbistan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/425 esas sayılı dosyası üzerinden alındığı bildirilen, ODTÜ Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi ve Tarım Ekonomistleri tarafından hazırlanan 11/07/2016 tarihli raporda ise; dava konusu alanda yetiştirilen ürün örneklerinde yapılan analizler sonucunda, örneklerin ağır metal, pestisit ve dioksin içeriklerinin "Yemlerde İstenmeyen Maddeler Tebliği", "Türk Gıda Kodeksi Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Yönetmeliği" hükümlerine uygun bulunduğu, santral sahasından alınan toprak örneklerinin ağır metal içeriklerinin bir çoğunun konsantrasyon değerlerinin, Toprak Kirliliği Yönetmeliği sınır değerlerini aşmadığı, yönetmelik sınır değerlerini aşan metallerin kaynağının da yörenin doğal yapısı olduğu, Mülga Kahramanmaraş İl Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından baca gazı emisyonlarının online olarak izlendiği, Müdürlük tarafından Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliği Kontrol Yönetmeliği hükümlerinin aşılmadığının bildirildiği, bu durumun baca gazlarının tarımsal üretimde herhangi bir olumsuzluğa yol açmaması gerektiği biçiminde değerlendirildiği, hava kalitesi verileri ile alınan ürün ve toprak örneklerinde yapılan analizlerin santral kaynaklı herhangi bir kirliliği doğrulamadığı, santral civarında toprakta pH değerinin yüksek olduğu, bu durumun da toprak niteliğini değiştirecek bir asitlenme bulunmadığının göstergesi olduğu, dolayısıyla santral emisyonlarının ürün kaybına yol açtığının söylenmesinin mümkün olmadığı bildirilmiştir.

Şu halde, termik santrallerden kaynaklanan bir zarar olup olmadığı hususunda, dosya kapsamında alınan raporlar ile yukarıda özetlenen raporlar arasında açık bir çelişki bulunmaktadır. Öte yandan, dosya kapsamında alınan raporlar, gerek hesaplamaya esas zarar oranları, gerekse hesaplanan tazminat miktarları yönünden kendi içlerinde birbirleri ile de çelişmektedirler.

Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir sonuca ulaşmak için, öncelikle termik santrallerden kaynaklanan bir zarar olup olmadığı hususu tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir.

Bu nedenle; gerek eldeki tazminat dosyası, gerekse benzer nitelikteki ürün zararı ve taşınmaz değer kaybı dosyaları ve tespit dosyalarında rapor hazırlamamış, Ziraat Fakülteleri'nin toprak, bitki ve tarım ekonomisi bölümlerinden seçilen uzman üç akademisyen ile çevre mühendisi ve dava konusu yerlerle ilgili bilgi ve deneyimi bulunan ziraat mühendisi ile fen bilirkişisinden oluşacak altı kişilik bir bilirkişi kurulu aracılığı ile taşınmazlar üzerinde "hasattan önce" keşif yapılmalıdır.

Keşif sırasında, taşınmazlardan yeteri kadar toprak ve bitki örnekleri toplanmalı, ayrıca karşılaştırma yapılabilmesi için santrallerin etki alanı dışındaki taşınmazlardan şahit toprak ve bitki numuneleri ile santrallere komşu taşınmazlardan toprak ve bitki numuneleri alınmalı ve analiz yaptırılmalıdır.

Bilirkişi heyeti tarafından, bitkilerin başak, yaprak ve kökleri yerinde incelenmeli, boyları, gövde kalınlıkları gözlemlenmeli, kökleri çekilerek kök yapılarında çürüklük olup olmadığına bakılmalı, bitki yaprak ayalarının genişliği ve parlaklığı kontrol edilmeli, bitki yüzeylerinde normalin dışında bir toz birikimi ve plaklaşmış baca gazı artığı olup olmadığı denetlenmeli ve edinilen gözlem sonuçları raporda açıklanmalıdır. Ayrıca ürünlerin yakından ve anlaşılır şekilde, yeteri kadar fotoğrafları çekilerek dosyaya alınmalıdır.

Toprak ve bitki analiz sonuçları ile yapılan gözlem sonucu tespit edilen hususlar, taşınmazların santrallere uzaklıkları ve konumları, hakim rüzgar yönüne ilişkin meteoroloji verileri, santrallerin çalışma kapasiteleri ve zamanları değerlendirilerek, toplam metal değerleri ile alınabilir metal değerleri tespit edilip, gerek yasal sınır değerler gerekse literatürde kabul edilen değerler ile kıyaslanarak, toprağın doğal yapısının bu sonuçlara etkileri açıklanarak, davaya konu taşınmazlarda santrallerden kaynaklı bir zarar doğup doğmadığı tereddüte yer vermeyecek şekilde tespit edilmelidir. Raporlar arasındaki çelişkiler nedenleri izah edilerek giderilmeli, Mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli, gerekçeli bir bilirkişi raporu hazırlanmalıdır. Yapılacak incelemeler sonucunda santral kaynaklı bir zarar doğduğu sonucuna varılması halinde ise; zarar hesaplaması yapılırken, brüt gelirden üretim giderleri çıkartılarak net gelir belirlenmeli ve hangi yıla ilişkin ürün zararı isteniyorsa o yıla ilişkin veriler esas alınmalıdır. Mahkemece, açıklanan yönler gözetilmeyerek, eksik inceleme ve araştırma ile yetersiz bilirkişi raporuna göre karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı:

12.Afşin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.04.2018 tarihli ve 2018/10 E., 2018/178 K. sayılı kararı ile; somut olayda mahkemece verilen ilk kararın davalı tarafça temyizi üzerine verilen Yargıtay bozma kararı sonrasında bozma ilamında belirilen hususların yerine getirilerek eksikliklerin giderildiği, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara (usulî kazanılmış hakka) aykırı bir şekilde vermiş olduğu ikinci bozma kararının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi:

13.Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK

14.Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece karara esas alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya yeterli olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre Özel Daire bozma kararında işaret edildiği üzere yeni bilirkişi heyetinden rapor alınmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE

15.Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.

16.Borçların kaynakları sorumluluk hukuku olarak da adlandırılan borçlar hukukunda düzenlenmiştir.

17.Dava konusu olayın yaşandığı tarihte ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK), “Borç İlişkisinin Kaynakları” başlığı altında, sözleşmeden doğan borçlar (m.1–48) ile haksız fiilden doğan borçlar (m.49–76) düzenlenmiş; yine aynı başlık altında, borçların üçüncü genel kaynağı olarak sebepsiz zenginleşmeye (m.77–82) yer verilmiştir.

18.Bunların dışında bir de kanundan doğan borçlar bulunmaktadır.

19.Özetle, hukukumuzda borçların kaynağı; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme ya da bir kanun hükmü olarak kabul edilmiştir.

20.Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde ifadesini bulan haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Haksız fiilden söz edilebilmesi için, şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalıdır. İkinci unsur, fiili işleyenin kusurudur. Üçüncü olarak, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalıdır. Nihayet, doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemez.

21.Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar veren kimse bu zararı tazmine mecburdur. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Özel bir sorumluluk hükmüyle düzenlenmemiş bütün hâllerde bir kimse için haksız fiil sorumluluğunun söz konusu olması,

TBK'nın 49. maddesindeki şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Başka bir deyişle, ayrık bir düzenleme bulunmayan kusur sorumluluğu hâllerinde,

TBK'nın 49. maddesi ve devamında yer alan esaslar uygulanır.

22.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde “İspat yükü” başlığı altında “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmü düzenlenmiştir.

23.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde de; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur.

24.Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, davalı Kurum tarafından işletilen termik santrallerin faaliyetlerinden dolayı davacılara ait taşınmazlar üzerindeki ürünlerin zarar gördüğü iddiasıyla delil tespiti yaptırılarak eldeki davanın açıldığı, mahkemece delil tespiti dosyası üzerinden alınan rapor benimsenerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece; mahkemece benimsenen rapor ile emsal nitelikte bulunan ve dosyaya ibraz edilen rapor arasında açık bir çelişki bulunduğu, eldeki davada ve emsal dosyalarda rapor veren bilirkişiler dışında konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasının gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğu, mahkemece bozma ilamına uyularak dosyanın Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetine tevdii edildiği ve bu heyetin hazırladığı rapor benimsenerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.

25.Davaya konu edilen taşınmazlardaki zararın ve zarara davalının hukuka aykırı fiilinin sebebiyet verdiği hususunun ispat yükü davacıya aittir. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm tesis edilmiştir. Dosya içerisinde yer alan Çukurova Üniversitesi öğretim görevlilerinin hazırladıkları rapor ile benzer davalar nedeniyle vakıf olunduğu anlaşılan bilirkişi raporları arasında açık çelişkiler bulunduğu, özellikle zarar oranları ile zarar miktarlarının farklılık arz ettiği görülmektedir.

26.Bu durumda; mahkemece, gerek eldeki davada gerekse de benzer dosyalarda rapor hazırlamamış Ziraat Fakülteleri’nin toprak, bitki ve tarım ekonomisi bölümlerinden seçilen 3 kişilik öğretim görevlileri ile dava konusu yer ile ilgili deneyimi olan ziraat ve çevre mühendisleri ile fen bilirkişisinden oluşacak altı kişilik bilirkişi kurulu aracılığı ile taşınmazlar üzerinde hasattan önce keşif yaptırılmalı, keşif sırasında bilirkişi heyeti tarafından ürünlerin yakından ve anlaşılır şekilde fotoğrafları çekilmeli, toprak ve bitki numuneleri toplanmalı, bitkilerin başak, yaprak ve kökleri yerinde incelenmeli, toprak ve bitki analiz sonuçları ile yapılan gözlem sonucu tespit edilen hususlar, taşınmazların santrallere olan uzaklıkları ve konumları, hakim rüzgar yönüne ilişkin meteoroloji verileri, santrallerin çalışma kapasiteleri ve zamanları değerlendirerek bilimsel verileri içeren Yargıtay ve Mahkeme denetimine elverişli rapor hazırlanmalıdır. Yapılacak inceleme sonucunda santral kaynaklı bir zarar doğduğu sonucuna varılması hâlinde, zarar hesaplaması yapılırken brüt gelirden üretim giderleri çıkartılarak net gelir belirlenmeli ve hangi yıla ilişkin ürün zararı isteniyorsa o yıla ilişkin veriler esas alınmalıdır.

27.Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.

28.O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

29.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun'un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 15.06.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog