Esas No
E. 2012/6770
Karar No
K. 2012/10612
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

1. Hukuk Dairesi         2012/6770 E.  ,  2012/10612 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : KULA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ : 16/02/2012

NUMARASI : 2011/83-2012/39

Yanlar arasında görülen tapu  iptali  ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece  davanın,  reddine ilişkin olarak verilen karar davacı  vekilince   yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi,  Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;  Dava, muris  muvazaası  hukuksal   nedenine  dayalı  tapu  iptali -tescil  isteğine  ilişkindir. Davalı M., taşınmazı  davacının  murisinden  bedel  ödeyerek   satın  aldığını, diğer  davalı  H.   ise  tapu  kaydına  güvenerek taşınmazı   edindiğini, iyiniyetli    olduğunu  bildirip  davanın  reddini  savunmuşlardır. Mahkemece, temlikin  muvazaalı   olduğu  iddiasının  kanıtlanamadığı  gerekçeyle  davanın  reddine  karar  verilmiştir.

Toplanan  delillerden  ve  tüm  dosya içeriğinden  miras  bırakan  H.'in  14.9.2010  tarihinde   öldüğü, mirasçıları   olarak   davacı  ikinci  eşi  ile   dava  dışı    çocuklarının   kaldığı, 32  ve  33   sayılı  parseller   murise  aitken  13.7. 2010   tarihinde    toplam  24.000  lira  bedelle   davalı  M.'e   satış  suretiyle  temlik  edildiği, miras  bırakanın   ölümünden   bir  hafta  sonra  21.9.2010   tarihinde   de   M.  tarafından  diğer  davalı  H.'a   yine  satış  suretiyle  aktarıldığı  anlaşılmaktadır.  Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda  yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay  sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. 

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olayda; muris  ile  davalı  M.'in  komşu  oldukları, miras  bırakan  ile  davacı   arasında   geçimsizlik   olduğu, murisin  bir  tanığa  davacı  ile   geçinemediğini, boşayacağını,  evi  de  kaçırma    amaçlı   sattığını  bildirdiği, taşınmazların  ölümünden  iki  ay   önce   satıldığı  ancak  murisin   terekesinden  para  çıkmadığı, akitte  gösterilen  bedeller  ile  gerçek   bedeller  arasında   fahiş  fark  bulunduğu  anlaşılmaktadır.

Bu  somut  olaylar  yukardaki  ilkelerle  birlikte  değerlendirildiğinde  miras  bırakanın  geçimsiz   olduğu  davacıdan   mal  kaçırmak  amacı ile  davalı  M.'e  taşınmazları   temlik  ettiği, dolayısı  ile  M.'e   yapılan  temlikin  muvazaalı   olduğu sonucuna   varılmaktadır.Diğer  davalı  H.'ın  durumuna  gelince;  taşınmazı   ilk  el  M.'ten  edinen   davalı  H.'ın   iyiniyetli   olup   olmadığı   hususunda   hükme  yeterli  bir  soruşturma yapıldığını söyleyebilme  olanağı   yoktur.               

Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan  bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin  1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti  büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya  kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve   yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil  itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın  genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme  Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.           Hal  bölme  olunca;  davalı  H.  bakımından  yukardaki   ilkeler   uyarınca   inceleme   yapılması, iyiniyetli   olup  olmadığının  duraksamaya   yer   vermeyecek  biçimde    saptanması  ve   varılacak  sonuç  çerçevesinde   bir  karar   verilmesi    gerekirken , noksan soruşturma  ile  yetinilerek yazılı  şekilde  karar   karar  verilmesi  doğru  değildir.

Davacının  temyiz  itirazları   yerindedir. Kabulü  ile  hükmün   açıklanan  nedenlerden  ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 3.10.2012  tarihinde oybirliğiyle karar  verildi.  

Karar Etiketleri
BOZULMASINA YARGITAYKARARI HUKUK Genel Hukuk K6100 md.3 K1086 md.428
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog