1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2012/2625 E. , 2012/5730 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : MERSİN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/10/2011
NUMARASI : 2008/676-2011/489
Davacılar tarafından davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi, ecrimisil davasının yapılan yargılamasında mahkemece davanın elatmanın önlenmesi yönünden reddine, ecrimisil yönünden kabulüne dair verilen kararın davacı ve davalı tarafından süresinde temyizi üzerine dosya incelendi, Tetkik Hakimi 'un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, üç parça taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, 21 ve 22 nolu parsellerle ilgili davanın reddine, 39 nolu parsel hakkındaki elatmanın önlenmesi isteminin kabulüne, 5000,00.-TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden, 21 sayılı parselin davacılar, davalı ve dava dışı kişiler adına, 22 ve 39 sayılı parselin ise davacı ve dava dışı kişiler adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu, bu parsellerde davalının kayıttan kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı, 22 sayılı parselde davalının kullandığı bir yerin olmadığı, 39 sayılı parselin bir bölümünün davalı tarafından kullanıldığı, yine 21 sayılı parselin davalı kullanımında olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda 39 sayılı parsel bakımından elatmanın önlenmesi isteminin kabulüne, 22 sayılı parsel ile ilgili davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ancak, bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne varki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " ahde vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince, 21 sayılı parsel taraflar ve dava dışı kişiler adına kayıtlı olup, yukarıda belirtildiği gibi davalının kullanımındadır. Bu itibarla, tüm paydaşları kapsayan fiili kullanma biçimi oluştuğundan söz etme imkanı yoktur. Öte yandan, 21 sayılı parselle birlikte 39 sayılı parseli uzun yıllardır davalı kullandığı halde davacı veya diğer paydaşlar tarafından taşınmazın kullanılmaması yönünde bir ihtarname keşide edilmemiş, bir başka ifadeyle taşınmazların davalı tarafından kullanılmasına muvafakat edilmiş, dava açılmakla muvafakat geri alınmıştır. Ecrimisil, malikin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir bedeldir. Somut olayda, taşınmazı muvafakate dayalı olarak kullanan davalının kötü niyetli olduğunu dolayısıyla, ecrimisil ödemekle yükümlü bulunduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, 21 sayılı parsel bakımından davacının payı oranında elatmanın önlenmesi isteminin kabulüne, ecrimisil isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Kabule göre de, 39 sayılı parselde davacı paydaş olduğu halde payı oranında değil de taşınmazın tümü için belirlenen ecrimisilin hüküm altına alınması isabetsizdir.
Tarafların temyiz itirazları değinilen yönler itibariyle yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenler yönünden (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.