Esas No
E. 2012/1923
Karar No
K. 2012/4246
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

1. Hukuk Dairesi         2012/1923 E.  ,  2012/4246 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : BEYKOZ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ : 26/12/2011

NUMARASI : 2010/274-2011/479

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, maliki olduğu 8 ve 9 sayılı (özel) parsellere davalının duvar yapmak, ağaç dikmek ve kanal geçirmek suretiyle müdahale ettiğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, çekişme konusu taşınmazda davacı ve davalının paylarından fazla yer kullandıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 176 ada 33 parsel sayılı taşınmazda, davacı ve davalının dava dışı kişilerle birlikte paydaş olduğu, davacının 33 parsel malikleri arasında düzenlendiğini belirttiği düzenleme şeklindeki gayrimenkulun hissedarlar arasında tasarrufuna dair mukavele başlıklı belgeye göre kendisine özgülendiğini belirttiği 8 ve 9 numaralı özel parsellere davalının yapılanmak ve ağaç dikmek suretiyle müdahale ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğiyle eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " ahde vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.

O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.

Somut olaya gelince; davacının 33 parsel sayılı taşınmazın maliklerince özel parselasyona tabi tutulduğu, paydaşlar arasında kullanım biçiminin belirlendiği ve buna bağlı olarak özel parselasyon krokisi tanzim edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Tarafları bağlayıcı bir fiili kullanma biçimi ve özel parselasyonun varlığı halinde, uyuşmazlığın çözümünde gözardı edilemeyeceği kuşkusuzdur. Esasen dosyaya ibraz edilen 23.05.1973 tarihli taşınmazın tasarrufuna dair mukavelenin davalının da kabulünde olduğu anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, tüm paydaşları kapsayan fiili kullanma biçimi oluşup oluşmadığının yukarıdaki ilkeler doğrultusunda ve somut olgular gözetilerek saptanması, çekişme konusu bölümün kime özgülendiğinin açıklığa kavuşturulması, davacıya özgülendiğinin ve davalının müdahalesinin varlığının belirlenmesi halinde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.  

Karar Etiketleri
BOZULMASINA YARGITAYKARARI HUKUK Genel Hukuk K6100 md.3 K1086 md.428
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.