1. Hukuk Dairesi 2012/1373 E. , 2012/4339 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : DİKİLİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/03/2011
NUMARASI : 2006/145-2011/59
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki olduğu 445 ada, 1 parsel sayılı taşınmazı askere gideceği dönemde haciz tehdidinden kurtulmak amacıyla yakın arkadaşı H.K.’a daha sonra iade edilmek koşuluyla tapuda satış gibi göstermek suretiyle temlik ettiğini, askerlik dönüşü dava dışı yüklenici ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılması aşamasında taşınmazın babası Z.’e devredildiğini öğrendiğini, tapuda devir masraflarından kurtulmak amacıyla kat karşılığı inşaat sözleşmesini H.adına yaptığını, aralarındaki ilişkiden yüklenicinin de haberdar olduğunu,bir dubleks daire ve 16.800,00.-TL üzerinden anlaştıklarını, parayı aldığını ancak dairenin Z. adına tescil edildiğini, daha sonra taşınmazın bilgisi dışında sırasıyla H.’in eşi C.'ye, ondan da baldızı G.’e satış yoluyla temlik edildiğini, temliklerin bedelsiz ve muvazaalı olduğunu, tapuda devrin istenmesi karşısında son kayıt malikinin devre yanaşmadığını, aralarında yaptıkları pazarlık sonucu 45.000.-TL ödemeyi kabul ettiğini, G.’e vekaleten hareket eden H.’in senet verdiğini, senetlerin vadesinde ödenmemesi nedeniyle yaptığı icra takibinde imza itirazı üzerine yapılan incelemede imzanın G.’e ait olmadığının saptandığını, böylelikle icra takibinin sonuçsuz kaldığını, bunun üzerine H.ile aralarında taşınmazın gerçekte kendisine ait olduğu, emaneten H.’e temlik edildiğine ilişkin sözleşme yaptıklarını, anılan yazılı sözleşmenin tüm muvazaalı işlemlerin kanıtı olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, taşınmazı tapu siciline güvenerek iktisap ettiğini, T.M.K.’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; taşınmazın davalıya, davacının bilgi ve rızası ile satıldığı, temlikin muvazaalı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. Dava; inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece; davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacının 445 ada, 1 parsel sayılı taşınmazını 21/03/1994 tarihinde dava dışı H.K.'a satış suretiyle temlik ettiği, anılan kişi tarafından taşınmazın 28/06/1994 tarihinde babası Z. K..'a aktarıldığı, kat karşılığı inşaat sözleşmesi sonucu Z. K.. adına tescil edilen 1 nolu dubleks dairenin, babasına vekaleten hareket eden H.tarafından 02/07/2002 tarihinde eşi C. K. devredildiği, C. K.tarafından da 29/09/2003 tarihli satış akdi ile kız kardeşi davalı G. K. adına tescilinin sağlandığı anlaşılmaktadır.
Davacı dava dilekçesinde; çekişmeye konu taşınmazı ilk el konumundaki yakın arkadaşı olan dava dışı H.'e daha sonra iade edilmek koşuluyla temlik ettiğini, ancak anılan kişinin elbirliği içinde hareket ettiği akrabalarına (babası, eşi ve baldızına) muvazaalı olarak temlik ettiğini, en son H.ile aralarında düzenledikleri, tarihsiz, sözleşme başlıklı belge ile temlikin inanç sözleşmesine dayalı olarak yapıldığının sabit olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere, inanç sözleşmesi inananla inanılan arasında yapılan , onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından inanana geri verilme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. Öte yandan, inançlı işleme dayalı davanın 05.02.1947 tarih 20/6 Sayılı İnançları Birleştirme Kararı kapsamında yazılı delille kanıtlanması zorunludur. Yazılı delil bulunmadığı takdirde ispat yükü kendisinde olan inanan tarafın inanılana karşı yemin teklif edebileceği de uygulamada benimsenmiştir. Yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde son kayıt maliki aleyhine açılan davanın dinlenebilmesi için davacı ile ilk el H.arasında yapılan temlikin inanç sözleşmesine dayalı olduğu hususunun açıklığa kavuşturulması zorunludur.
Hal böyle olunca; davacıya ilk el H.K. hakkında dava açması için önel verilmesi,açıldığı takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi, davacı ile H.arasındaki ilişkinin yukarıdaki ilkeler uyarınca irdelenmesi, temlikin inanç sözleşmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması, sonrasında kayıt malikinin iyiniyetli olup- olmadığının araştırılması gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.