(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi 2013/11841 E. , 2013/12383 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Dava dilekçesinde, soybağının reddi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacı ile davalının aralarında boşanma davası olduğunu, müşterek görünen çocukların davacıdan olmadığını belirterek soybağının reddine karar verilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacı ile davalının 02.01.1997 tarihinde evlendikleri, 08.12.1995 doğumlu ...ile 17.11.2002 doğumlu ... isimli çocuklarının bulunduğu, ...'un 21.03.1997 tarihinde evlilikdışı doğum olarak tarafların nikah akdinden önce doğan öz çocuğu olduğuna dair beyanlarına göre, ...'nın ise 25.10.2004 tarihinde evlilik içi doğum olarak nüfusa tescil ettirildiği, taraflar arasında boşanma davasının derdest olduğu, Adli Tıp raporuna göre davacı yönünden çocukların biyolojik babalığının reddedildiği anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 286. maddesinde "Koca, soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir. Bu dava ana ve çocuğa karşı açılır.”, 289. maddesinde “ Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde açmak zorundadır. Çocuk, ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorundadır. Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.”, 292. maddesinde "Evlilik dışında doğan çocuk, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi halinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olur.”, 293. maddesinde “ Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar.”, 294. maddesinde ise “Ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet savcısı sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz edebilirler. İtiraz eden, kocanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür. Çocuğun altsoyu da, çocuğun ölmüş ya da ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmiş olması halinde itiraz hakkına sahiptir. Tanımanın iptaline ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.” hükümleri yer almaktadır.
Somut olayda; evlilik içinde doğan ...'nın 25.10.2004 tarihinde nüfusa tescil ettirildiği, davacının çocuğun soybağının reddi davasını 30.12.2010 tarihinde açtığı, tanık beyanlarına göre ise davacı bu çocukların kendisinden olmadığını çok önceden beri bildiği için öğrenme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır. Davacı gecikmenin haklı bir sebebe dayandığını iddia ve ispat da edememiştir. ...ise 21.03.1997 tarihinde evlilikdışı doğum olarak tarafların nikah akdinden önce doğan öz çocuğu olduğuna dair beyanlarına göre bildirim üzerine nüfusa tescil ettirilmiş olduğundan bu çocuk yönünden dava sonradan evlenmeyle kurulan soybağına itiraz niteliğinde olup tanımanın iptaline ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanması gerekir. Bu davayı ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet Savcısı açabilir. Ana ve babanın bu yolla kurulan soybağına, bu suretle tescilin, yanılma, aldatma veya korkutma sebebine dayandığı iddia edilmedikçe itiraz etme hakları bulunmamaktadır. Davacının, bu yolla kurulan soybağının ve çocuğun nüfusa bu suretle tescilinin yanılma, aldatma ve korkutmaya dayalı olduğuna ilişkin bir iddiası bulunmamaktadır. Diğer taraftan davacının yanılma, aldatma ve korkutma olduğunu iddia ettiği kabul edilse dahi Türk Medeni Kanunu'nun 300. maddesinde yer alan hak düşürücü süreler geçerli olacaktır. Bu durumda soybağı 21.03.1997 tarihinde kurulduğundan beş yıllık, tanık beyanlarına göre ise davacı bu çocukların kendisinden olmadığını çok önceden beri bildiği için öğrenme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü sürelerin geçtiği anlaşılmaktadır. Davacı gecikmenin haklı bir sebebe dayandığını iddia ve ispat da edememiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.