7. Hukuk Dairesi

Davacı vekili; davacının kayden paydaşı olduğu 524 parsel sayılı taşınmazın davalı ... tarafından 10.08.1999 tarih ve 1535 sayılı Encümen Kararı ile imar uygulamasına tabi tutularak imar parsellerinin oluşturulduğunu, ancak anılan Belediye Encümen Kararının idari yargıda iptal edildiğini, böylece imar parsellerinin sicil kayıtlarının yolsuz tescile dönüştüğünü ileri sürerek, 524 sayılı kadastral parselin ihyası ile 157/3450 payın davacı adına tescilini talep etmiştir. Davalı ... vekili; belediyenin sorumlu ve taraf olduğunu belirterek davanın husumetten reddi gerektiğini savunmuştur. Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazı kapsayan imar uygulaması yapıldığını belirterek davanın reddini dile getirmiştir. Mahkemece ilk hükümde; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmü ... vekili temyiz etmiş, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 08.11.2013 tarih, 2013/10627 Esas - 2013/10492 Karar sayılı ilamıyla; "... davalı ... Müdürlüğüne karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Ne var ki, davanın pasif husumet yönünden görülebilmesi, kayıt maliklerinin davalı safında yer almasına bağlıdır. Hal böyle olunca; davacıya diğer paydaşları da davaya dahil etmesi ve 524 sayılı kadastral parselin sınırları üzerinde imar uygulaması ile oluşturulan alanların saptanarak, bunların malikleri aleyhine dava açması için önel verilmesi, dava açıldığı takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi, ondan sonra taraf delillerinin eksiksiz toplanması, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, taraf teşkili sağlanmadan, yanılgıya düşülerek eksik soruşturmayla yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Kabule göre de; iddianın ileri sürülüş biçimi ve niteliğine göre istek, doğrudan mülkiyete ilişkin olmayıp sicil kaydının düzeltilmesine yönelik olduğundan karar ilam harcının maktu yerine nispi olarak belirlenmiş olması da isabetli değildir.'' şeklindeki gerekçeyle hüküm bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın konusu kalmadığından "karar verilmesine yer olmadığına" dair hüküm kurulmuştur. Hükmü, davalı ... vekili ve katılma yolu ile davacı vekili temyiz etmişlerdir. Mahkemece davalılardan ... yönünden davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin bozma ilamıyla da bu karar kesinleşmiştir. Ancak davada vekil ile temsil ettirilmiş olmasına rağmen davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesinin 2. bendine uygun olarak husumetten ret nedeniyle davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken, vekâlet ücreti takdir edilmemesi doğru değildir. Tarafların, davanın görülmesi ve sonuçlandırılması için ödedikleri paraların tümüne yargılama giderleri denir. Keşif giderleri, tanık ve bilirkişiye ödenen ücret ve giderler, yargılama sırasında yapılan diğer tüm giderler, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücreti yargılama giderleri kapsamındadır (HMK m. 323). Kural olarak yargılama giderleri davada haksız çıkan yani aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir (HMK m 326). Yargılama giderlerine mahkemece re'sen hükmedilir. Yargılama gideri tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir ( HMK m. 332 / 1, 2 ). Dava konusu taşınmaz davalı ... Belediyesi tarafından imar uygulamasına tabi tutulmuş, ancak imar uygulaması İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Böylece, davacının maliki olduğu kadastral parsel üzerinde imar uygulaması ile oluşan imar parsellerinin dayanağı idari işlemin iptal edilmesi nedeniyle sicil dayanaksız kalmış ve TMK'nın 1025. maddesi hükmü uyarınca imar parselleri yolsuz tescil durumuna düşmüşlerdir. Her ne kadar, mahkemece dava tarihinden sonra gerçekleşen kamulaştırma işlemi nedeniyle davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmasa da; dava, davalı ... Belediyesinin yapmış olduğu idari işlem nedeniyle açılmış olup, davanın açıldığı tarihte kadastral parselin ihyasını talep etmekte davacının haklı olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, davacının davanın açılmasına sebebiyet verdiğinden söz edilemeyeceğinden ve davacının dava açma tarihinde haklı olduğu göz önüne alındığında, 6100 sayılı HMK'nın 331. maddesi gereği yapılan yargılama giderlerinden davanın açılmasına sebebiyet veren davalı Belediyenin sorumlu tutulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Anılan bu hususlar kararın bozulmasını gerektirmekte ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden; HUMK'nun 438/7. maddesi gereğince hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap