(Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2010/5665 E. , 2010/9382 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R-
Davacı vekili davalılardan ...’in müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında kendisine ait taşınmazı alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile diğer davalı ... ...’e sattığını öne sürerek yapılan tasarrufun iptalini talep etmiştir.
Davalılar ... davaya cevap vermemiş, diğer davalı ise davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davalı ... ...’in iyi niyetli olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir.
İİK.nun 278/1 maddesinde üçüncü dereceye kadar olan kan veya sıhri hısımlar arasında yapılan tasarrufların iptale tabi olduğu, aynı maddenin 2. fıkrasında ise “akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitlerin” iptale tabi olduğu öngörülmüştür. Somut olayda davalılar arasında kan veya sıhri akrabalık bulunduğuna ilişkin delil ibraz edilmediği gibi üçüncü kişi konumunda olan davalı ... ...’in borçlunun alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilebilecek durumda olan kişilerden olduğu da kanıtlanamamıştır. Ancak İİK.nun 278/2 maddesinin uygulanması açısından tasarrufa konu edilen taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değeri belirlenmemiştir. Bu durumda dava ve tasarrufa konu taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değerinin belirlenmesi için taşınmaz başında konusunda uzman olan kişilerden oluşacak bilirkişi kurulu aracılığı ile keşif yapılması, taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değeri ile ilgili ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması, taşınmazın tapuda gösterilen satış bedeli ile gerçek değeri arasında fahiş fark olup olmadığının saptanması, yerleşik yargısal uygulamalara göre ivazlar arasında bir misli ve daha fazla farkın fahiş olarak kabulü gerekeceğinin göz önünde bulundurulması, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu davanın reddine karar verilmiş olması doğru bulunmamıştır.