4. Hukuk Dairesi

KARŞI OY YAZISI Dava, trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkili davacının, davalıya ... ile sigortalı aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralandığını ve malul kaldığını beyan ederek sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı talep etmiştir. Davalı vekili, dava konusu tazminatın zamanaşımına uğradığını beyanla başvurunun reddine karar verilmesini istemiştir. Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti (UHH), başvurunun kabulü ile 62.164,00 TL’nin 07/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar vermiş, davalı vekili bu karara itiraz etmiştir. İtiraz Hakem Heyeti (İHH), kazanın meydana geldiği, maluliyet raporu ile zararın öğrenildiği ve tahkime başvuru tarihleri gözetilerek iki ve on yıllık zamanaşımı sürelerinin dolmadığından bahisle itirazın reddine karar vermiş, davalı vekili bu kararı temyiz etmiştir. Sayın çoğunlukla farklı düşündüğümüz konu zamanaşımının dolup dolmadığı hususu ile ilgilidir. Dava, trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle tazminat istemine ilişkin olduğundan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesi uygulama alanı bulacaktır. Anılan maddenin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.” Uygulamada ve doktrinde benimsendiği üzere söz konusu düzenlemenin amacı, tazminat sorumluluğunu gerektiren ve aynı zamanda ceza kanunlarına göre suç teşkil eden bir eylemin farklı zamanaşımı sürelerine tabi olması engellenerek adalete ve hukuksal güvenliğe aykırı sonuçların önüne geçilmesi düşüncesidir (Fikret Eren; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Ankara 2015, s.834; Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Ankara 2014, s.493-494.). Haksız fiili gerçekleştiren failin daha ağır cezaî sorumluluğu devam ederken görece daha hafif olan hukukî sorumluluğunun sona ermesi tutarlı bir çözüm olmazdı (M. Kemal Oğuzman - M. Turgut Öz; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, cilt 2, 11. Baskı, İstanbul 2014, s. 75; Mustafa Kılıçoğlu, Tazminat Hukuku, 4. Baskı, Ankara 2014, s. 779). Yargıtay HGK’nın 18/11/1981 tarihli ve 1979/4-231 esas, 1981/744 karar sayılı ilamında bu amaç şöyle ifade edilmiştir: “Bilindiği gibi, haksız eylemlerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız eylemin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan bir ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin mantık dışı olacağı kuşkusuzdur.” Yukarıda yer verilen düzenlemeden ve açıklamalardan anlaşılacağı üzere ceza (uzamış) zamanaşımının amacı, haksız fiil/suç mağdurunu korumaktır. Görüldüğü üzere, ceza zamanaşımının tazminat davalarında uygulama yeri bulabilmesinin en önemli şartı, suç teşkil eden eylemle ilgili ceza zamanaşımı süresinin tazminat alacağına ilişkin zamanaşımı süresinden daha uzun olmasıdır (Oğuzman/Öz, cilt 2, s. 75; Eren, s. 836; Kılıçoğlu, s. 495; Mustafa Kılıçoğlu, s. 790.). Dolayısıyla haksız fiil/suç mağduru bakımından 6098 ve 2918 sayılı Kanunlardaki 2 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerini kısaltacak şekilde bir yorum, kanunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. O hâlde, sürelerin işlemeye başlayacağı tarihin belirlenmesi ikinci aşamayı oluşturmaktadır. Öğrenmeden kasıt, zararın ve tazminat sorumlusunun öğrenilmesidir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımının işlemeye başlaması için yeterli değildir. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Ceza zamanaşımı süresi, 2 yıllık zamanaşımı süresinden uzun, 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa ise ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık süreye bir etkisi olmayacaktır. Burada da zarar gören, zarar ve sorumlu kişiyi ne zaman öğrenmiş olursa olsun ceza zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecek, ancak on yıllık süre dolmamışsa öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl içinde dava açma hakkı korunacaktır. Örneğin, ceza zamanaşımının 8 yıl olduğu bir olayda, zarar gören, zarar ve tazminat sorumlusunu öğrenmesinden itibaren iki yıldan fazla bir süre geçmiş olsa bile, eğer olayın üzerinden 8 yıl geçmemişse tazminat davası açabilecektir. Bunun yanında aynı kişi, 8 yıllık ceza zamanaşımı dolduktan sonra dahi, zarar ve tazminat sorumlusunu öğrendikten itibaren iki yıl içinde ve fakat 10 yıllık mutlak zamanaşımı süresi sonuna kadar dava açma hakkına sahip olacaktır. Yine aynı örnekte, ceza zamanaşımının sekiz yıl olduğu olayda, zarar gören, zarar ve sorumlu kişiyi yedi yıl sonra öğrenmişse iki yıl içinde, dokuz yıl sonra öğrenmişse bir yıl içinde tazminat davası açmak zorundadır. Sonuç olarak; TBK’nın 72. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 2918 sayılı Kanun’un 109. maddesinin ikinci fıkrasının temel amacı gözden kaçırılmamalıdır. Bu amaç ise suç veya haksız eylemden zarar görenin menfaatini korumaktır. Bu itibarla, olay tarihinden itibaren işlemeye başlayan ceza zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi, anılan kurallar uyarınca, zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusunu öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan iki yıllık ve herhalde haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak on yıllık zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açılabilir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu haksız eylem, 13/02/2009 tarihinde meydana gelmiştir. Eylem, 5237 sayılı TCK’nın 89. maddesinde yer alan taksirle yaralama suçunu oluşturduğundan aynı Kanun’un 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Somut olayımızda sekiz yıllık ceza zamanaşımı süresi, ancak zarar ve tazminat sorumlusunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl içinde dava açılmasıyla ilgili kuralı sekiz yıla kadar uzatmaya yarayabilecektir. Hâlbuki davacı taraf, iş göremezlik tazminatına esas maluliyet raporunu 18/10/2017 tarihinde öğrenmiş, 21/03/2018 tarihinde tahkime başvurmuştur. Bu durumda, tazminat sorumlusunun ve özellikle de zararın öğrenildiği 18/10/2017 tarihinden itibaren iki yıl ve herhalde olayın meydana geldiği 13/02/2009 tarihinden itibaren de 10 yıllık zamanaşımı süreleri dolmadığından başvurunun süresinde yapıldığının kabulünde zorunluluk vardır. Aksi takdirde haksız eylemin ayrıca suç teşkil etmesi, davacılar aleyhine sonuç doğuracaktır. Diğer bir anlatımla dava konusu eylem, konusu suç teşkil eden bir fiili oluşturmasa idi, davacıların sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin istekleri zamanaşımına uğramayacaktı. Zarar göreni korumak amacıyla getirilmiş bir ilkeyi, zarar gören aleyhine yorumlamak kabul edilemez. Sonuç itibarıyla; Sigorta Tahkim Komisyonu İHH’nin tazminat talebinin zamanaşımına uğramadığı düşüncesiyle ulaştığı sonucun doğru olduğunu düşündüğümden dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, İHH kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan İHH kararının onanması gerektiği düşüncesindeyim.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap