3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davalı vekili davaya cevap dilekçesinde özetle; öncelikle 5718 sayılı MÖHUK'nun 47. Maddesinin 3. cümlesinde milletlerarası yetki sözleşmesinin söz konusu olduğu hallerde davanın Türk Mahkemelerinde görülebilmesini ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk Mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hallerinin en az birinin mevcut olduğu durumlara bağladığını, davacının icra takibine girişmeden veyahut işbu davayı açmadan önce yetki sözleşmesi ile yetkili kılınan devletin mahkemeleri nezdinde davaya konu uyuşmazlık bakımından verilmiş yetkisizlik kararına ilişkin bir iddiası bulunmadığını, kaldı ki İngiltere ve Galler Mahkemeleri nezdinde verilmiş herhangi bir yetkisizlik kararı mevcut olmadığını, taraflarınca Türk İcra Dairelerinin ve Mahkemelerinin yetkisine itirazımızın mevcudiyeti de ihtilaf dışı olduğunu, bu açıklamalar ışığında milletlerarası yetki sözleşmesi kapsamında taraflar arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar bakımından Türk İcra Dairelerinin ve Türk Mahkemelerinin yetkisi bulunmadığını, nitekim milletlerarası yetki sözleşmesinin yapıldığı ve yabancı devlet mahkemelerinin münhasır yetkili kılındığı hallerde doğrudan Türk Mahkemelerinde dava açılması halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, itirazın iptali davasının, itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içerisinde açılması gerektiğini, bu sürenin hak düşürücü süre olduğunu, bir yıl geçtikten sonra artık itirazın iptali davası açılması mümkün olmadığını, İcra İflas Kanununun 67. Maddesi hükmü amir olduğunu, davacının söz konusu bir yıllık hak düşürücü süreyi geçirdiğini, dolayısıyla davanın usulden reddi gerektiğini, hiç bir surette müvekkil şirketin davacı tarafa her hangi bir borcunun kabulü anlamına gelmemekle birlikte bir an için davacının tarafın alacağının varlığı kabul edilse dahi işbu borç zamanaşımına uğramış olup eksik borç hükmünde olduğunu, bu itibarla davacının, müvekkil şirketten istenebilir borcu bulunmadığını, tarafların sözleşme ilişkisinden doğacak uyuşmazlıkların çözümünde İngiltere ve Galler hukukunu seçtiği de gözetildiğinde uygulanacak hukuk bakımından da borç zamanaşımına uğradığını, müvekkil şirket ile davacı arasında 28 Eylül 2018 tarihli AGV-/09-2018 numaralı Satış Sözleşmesi ve AGV-/11-2017 numaralı Satış Sözleşmesi Eki imzalandığını, iş bu sözleşme kapsamında davacı sözleşmede yazılı tohumları zamanında ve ayıpsız olarak müvekkil şirkete teslim borcu altına girdiğini, davacı her ne kadar tek yükümlülüğünün tohumları teslim etmek olduğunu iddia etmişse de bu iddianın kabulü tarafımızca mümkün olmadığını, davacının borcu sözleşme çerçevesinde anlaşılan kalitede ve özelliklerde ve süresinde tohum teslim etmek olduğunu, ne var ki davacının bu yükümlülüğü yerine getirmediğini, davacının sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemesine rağmen haksız icra takibine giriştiğini ve işbu mesnetsiz davayı ikame ettiğini, davacı sözleşmede yazılı taahhürlerinin yerine getirmemesi sebebiyle işbu sözleşmeden kaynaklanan herhangi bir alacağı bulunmadığını, davacının bu sözleşme kapsamında teslim etmekle mükellef olduğu tohumları dört parti halinde sırasıyla 03.04.2018, 20.04.2018, 09.05.2018 tarihlerinde teslim ettiğini ve bu haliyle sözleşme kapsamındaki teslim borcunu gecikmeli ifa ettiğini, sözleşme kapsamındaki tohumların teslim tarihinin önemi ekim döneminin kaçırılmaması açısından kendini göstermekte olduğunu, malum olduğu üzere ekimlerin her yıl Nisan ayı sonu başladığı için geç teslim nedeniyle tohumların 2018 yılı içinde toprağa düşürülemediğini ve tohum ekiminin ancak 2019 yılında yapılabildiğini, bu süreçte yine de müvekkil şirketin zararını minimize edebilmek adına satabileceği kadar tohumu müşterilerine satmaya çalışmış olsa da tohum ekim sezonuna yetişememeleri nedeniyle davacıdan teslim alınan tohumları müvekkil şirket deposunda uygun koşullarda muhafaza ettiğini, ancak geç teslim kaynaklı olarak ekimler bir yıl ileri attığı için müvekkil bu sözleşmeden beklediği faydayı sağlayamadığını ve gerek kar gerekse itibar kaybına uğradığını, nitekim sözleşme ile satışı kararlaştırılan tohumların geç teslim edildiği Beyoğlu 3. Noterliğinin 12.02.2021 tarih ve 05477 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile de davacı tarafça ikrar edildiğini, buna göre davacı aynen '' Müvekkil şirket, tohumların geç teslimi nedeniyle de Satış Bedeli'nin ödenme tarihini 2019'a erteleyerek tarafınıza her türlü kolaylığı göstermiştir.'' şeklinde ifade ile tohumların geç teslim edildiğini kabul ettiğini, ne var ki geç teslimdeki kusurun davacıdan kaynaklanmasına rağmen bu durumu lütuf gibi ifade edip ödeme kolaylığı sağladığını iddia ettiğini, halbuki ödeme tarihinin ertelenmesini sözleşmeden beklenen faydaya hiç bir katkısı bulunmadığını, taraflar arasında akdedilen sözleşmede satılan tohumların fiziki saflık oranı en az %99, çimlenme oranı ise en az %85 olacak şekilde kararlaştırıldığını, 2019 sezonunda ... firmasından alınmış olan tohumlardan müvekkil şirketin yaptığı küçük kalibre impact satışları ile ilgili olarak satışa konu tohumların ekimi sonrası bu kalibrede müşterilerinden çimlenme şikayetleri geldiğini ve müşteri şikayetleri üzerine yaptırılan analizde %21 oranında çimlenme olduğunun tespit edildiğini, hal böyle olunca da müvekkil şirketin çalıştığı bayiler ellerindeki bu ve diğer çeşit tohumları iade ettiklerini, müvekkil şirketin çimlenmenin olmaması nedeniyle müşterilere ikame tohum vermek zorunda kaldığını ve davacının ayıplı mal satışı sebebiyle zarara uğradığını, satışa konu ayıplı tohumlar halen müvekkil şirket tarafından uygun koşullarda muhafaza edilmekte olup yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde ürünlerin sözleşmede kararlaştırılan kalite ve standartlarda olmadığı tespit edilebileceğini, tohumların ayıplı olduğu ve iade edilmek istendiği, müvekkil şirketçe defalarca davacı tarafa bildirilmesine rağmen alınan cevap çimlenme kalitesinin sözde iyi olduğu yönünde olduğunu ve sorunun çözümü için herhangi bir destek görülmediğini, kaldı ki sözleşme müzakeresi aşamasında ve sonrasında davacı tarafın, müvekkil şirkete yapılan satış kadar ödeme yapılması, stok kalması halinde destek verileceği ve iadenin yapılabileceği beyan edilmiş olmasına rağmen bu taahhütler de yerine getirilmediğini, yine davacı taraf ile ticari ilişkinin korunması adına işbu dava öncesi taraflarınca yapılan sayısız sulh girişiminin de sonuçsuz kaldığını, davacı taraf her ne kadar ayıp ihbar sürelerine uyulmadığından ayıbın ileri sürülemeyeceğini iddia etmişse de tohumların kalitesinin ve çimlenme oranın toprağa düşmeden anlaşılmasının mümkün olmadığını, başka bir deyişle satışa konu malın niteliği itibariyle ekim yapılmadan tohumların çimlenme oranının ve kalitesinin basit bir muayene ile anlaşılmasını iddia etmenin hayatın olağan akışına ve mantığa aykırı olduğunu, bu bakımdan davacının iddiasını karşılar dayanak bulunmadığını, davacının alacağını faturalara dayandırmakta olduğunu, ancak salt faturanın düzenlenmiş olmasının alacağın varlığına delalet teşkil etmeyeceğini, dosyaya sunulan faturalarda yazılı mallar geç ve ayıplı teslim edildiğinde faturalara itibar edilmemesi gerektiği, bu bakımdan davacının temel ilişkideki yükümlülüğü olan zamanında ve ayıpsız teslim borcunu yerine getirdiğini de ispat etmesi gerektiğini, yine davacının dosyaya bir takım mail fotokopileri sunduğu ve borcun ikrarına ilişkin olduklarını iddia ettiği, davacı tarafından sunulan mail yazışmalarının müvekkiline ait olmadığını, delil niteliği de taşımadığını, bu bakımdan hükme esas alınması mümkün olmadığını, maillerin müvekkil şirket tarafından atıldığının kabulü anlamına gelmemekle birlikte ilgili yazışmalar borcun ikrarı anlamına da gelmediğini, davacının icra takibinde, takip öncesi işlemiş faiz de talep ettiğini, borcun aslını kabul anlamına gelmemekle birlikte talep edilen faiz miktarının fahiş olmadığını, nitekim takip öncesi muacceliyet ihtarında da bulunulmadığından işlemiş faiz talebinin yasal olmadığını, davacı taraf her ne kadar icra inkar tazminatı talep etmişse de icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için alacağı likit olması gerektiğini, kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte huzurdaki dava da ileri sürülen alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı taleplerinin reddi gerektiğini, müvekkil şirketin davacı tarafa her hangi bir borcu bulunmadığını, davacının sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sözleşmenin ihlali sebebiyle müvekkil zarara uğrattığını, müvekkili şirketin doğan zararlarına karşılık her türlü tazminat ve alacak hakkımızı saklı tuttuklarını belirterek öncelikle tarafların 5718 Sayılı Kanununun 47. Maddesi kapsamında milletler arası yetki sözleşmesi ile İngiltere ve Galler Yargı Makamlarını münhasıran yetkili kıldığı, icra dairesinin yetkisine itiraz ettiğimiz de düşünüldüğünde davacının Türk İcra Daireleri nezdinde müvekkil aleyhine icra takibine girişmesinin mümkün olmadığı ve yine taraflar arasındaki milletler arası yetki sözleşmesi kapsamında işbu davanın görülmesinde Türk Mahkemelerinin yetkisinin bulunmaması sebebiyle davanın usulden reddine, mahkememizin yetkisizliğine, dosyanın yetkisizlik nedeniyle ingiltere mahkemelerine gönderilmesine, 5718 Sayılı Kanununun 47. Maddesi gereğince davacının yabancı devlet tabiyetinde olması sebebiyle teminat yatırılmadan açılmış işbu davanın dava şartı noksanlığından reddine, sayın mahkemeniz yine aksi kanaatte ise usule yönelik diğer itirazlarımız da dikkate alınarak davanın usulden reddine, davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın