2. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacılar Gül ve Fazlı, 17.8.2001 doğumlu küçük H.C..'nın, davalı A. C..üzerindeki kaydının iptali ile kendilerinin üzerine tescil edilmesini istemişlerdir. Dava dilekçesinde; “1993 yılından beri gayri resmi olarak birlikte yaşadıklarını, resmi nikahlarının 16.5.2005 tarihinde yapıldığını, gayri resmi olarak birlikte yaşadıkları dönemde 17.8.2001 tarihinde küçük H. C..'nın doğduğunu, o tarihte resmi nikahları olmadığı için çocuğun, davacılardan Fazlı'nın ağabeyi A. C..'nın nüfusuna kaydının yapıldığını, küçük H. C.. ile davalılar arasında gerçekte hiç bir soybağı ilişkisi bulunmadığını” ileri sürmektedirler. Davalı Ahmet ve eşi Hatice ise, duruşmada; küçük Haydar'ın davacıların çocuğu olduğunu kabul etmişlerdir. Mahkemece; isteğin kabulüne, küçük H.C..'nın Ahmet ve eşi Hatice'nin hanesindeki nüfus kaydının iptaline, gerçek anne ve babası olan davacıların aile kütüğüne bunların çocuğu olarak tesciline karar verilmiş; kararı o yer Cumhuriyet savcısı temyiz etmiştir. Dilekçede yer alan açıklamalara ve davalıların “kabul” beyanlarına göre; dava iki aşamalıdır. Birinci aşaması; küçük Haydar'ın davalılar Ahmet ve eşi H.C..'nın çocuğu olmadığı, bunlarla hiç bir soybağı ilişkisi bulunmadığının tespiti ile çocuğun bunların üzerindeki kaydının iptaline ilişkin kısım, diğer bir ifade ile “nüfus kaydının iptali” bölümü; ikinci aşama, adı geçen küçüğün davacılar Fazlı ve Gül'ün çocuğu olup olmadığına ilişkin kısımdır. Davanın ilk bölümü olumlu yönde sonuca bağlandığı takdirde, eş deyişle küçük Haydar'ın davalılar üzerindeki nüfus kaydı iptal edilip, annesi olduğu iddia edilen davacı Gül'ün kızlık hanesine “evlilik dışı doğum” olarak kaydı aktarıldığında, ana ve babası sonradan evlendiklerinden, evlilik dışında doğmuş olan bu çocuklarını Türk Medeni Kanununun 293. maddesi gereğince nüfusa bildirimde bulunmak suretiyle kendi üzerilerine tescil ettirme olanağını elde etmiş olacaklardır. Başka bir ifade ile davacılar, çocuğu kendi üzerlerine tescil ettirme imkanına, davalılar üzerindeki kaydın iptalinden sonra ayrıca dava açmaya ve hüküm almaya lüzum olmaksızın ulaşmış olacaklardır. Böyle bir durumda, dava konusu yapılmaksızın ulaşılabilecek hukuksal sonuçlar dava yoluyla istenemeyeceğinden, davacıların bu yöndeki isteğinin açıklanan sebeple reddi gerekecektir. . O halde, davanın ilk aşamasının sonuca bağlanması sorunu çözecektir. Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olduların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle bağlı değildir. (TMK. m.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap