(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/3481 E. , 2009/13100 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı ... ve vekili avukat ... ile davalı vekili avukat ...'nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, astiğmat miyop rahatsızlığı olduğunu,4.10.2006 tarihinde davalıya başvurduğunu, hiçbir tetkik ve muayene yapılmadan doğrudan Lasik ameliyatın yapıldığını, sağ gözünde çok ağrı olunca sol gözünü yaptırmak istemediğini, buna rağmen davalının ısrarla sol gözünü de ameliyat ettiğini, gözlerinin hiç görmediğini, 2 gün sonra doktoru aradığını, 8.10.2006 da 2. ve sonrasında 3. kez ameliyat edildiğini, körlük durumu geçmeyince özel bir göz kliniğine gittiğini, gözlerinin geri dönülmez şekilde hasar gördüğünün tespit edildiğini, ancak kornea nakli ile düzeleceğinin bildirildiğini, bunun tamamiyle doktor hatasından kaynaklandığını, ameliyatın hijyenik koşullarda yapılmadığını, işlerini yapamayacak hale geldiğini ileri sürerek 1.000,00 YTL Maddi, 300.000,00 YTL manevi tazminatın faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacının isteği üzerine her iki gözün lasik yöntemle 4.10.2005 tarihinde ameliyat edildiğini, 2. ve 3. kez ameliyat yapılmasının söz konusu olmadığını,sadece gözlerin antibiyotik sıvı ile yıkandığını, davacı şikayetlerinin ameliyatın komplikasyonu olduğunu, körlük 2009/3481-13100 durumunun söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, ameliyat sonrası görülen kornea bulanıklığının ameliyatın istenmeyen nadir de olsa ortaya çıkabilen komplikasyonu olduğu gerekçe gösterilerek düzenlenen Adli Tıp raporuna dayanılarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1.Davacı, 14.10.2006 tarihinde İzmir’den gelerek davalı muayenehanesine gittiğini, hiçbir ön tetkik ve inceleme yapılmadan üstelik hijyen olmayan koşullarda ameliyata alındığını, 2. gözün isteği dışında ısrarla ameliyat edildiğini, çok ağrı ve ızdırap çektiğini, 10 gün içinde 3 kez ameliyat edildiğini, gözünde geri dönülmez hasar olduğunun saptandığını, doktorun kusuru nedeniyle göremediğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiyle eldeki davayı açmıştır.Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp raporunda gerekçe gösterilmeksizin ,kornea bulanıklığının bu ameliyatın ender de olsa görülebilen komplikasyonu olduğunun bildirildiği, doktor isminin dahi yanlış yazıldığı, üstelik sadece bir göz Hastalıkları uzmanının bulunduğu ve doktorun davacıdaki göz hasarının ortaya çıkmasında kusurunun olup olmadığının hiç irdelenmediği, gözün bu ameliyata uygun olup olmadığı ile ön inceleme yapılmış olup olmadığına dair bir ön tetkik yapıldığına dair belge sunulmamış olmasına rağmen bu konuya dahi hiç değinilmediği görülmüştür. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafifte olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve 2009/3481-13100 davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören doktor olan vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Ayrıca hakim HUMK.nun 286/1. maddesi hükmüne göre, bilirkişilerin vardığı sonuçla bağlı değildir. Adli Tip raporu yetersiz olup, yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak hüküm kurulamaz. Hal böyle olunca mahkemece yeniden Üniversiteden seçilecek 3 kişilik konusunda uzman bilirkişi heyetinden davacı iddiaları ve davalı savunmaları ışığında, dosyaya sunulan delil ve belgeler gözetilerek taraf ve yargı denetimine açık anlaşılabilir şekilde bilirkişi heyetinden rapor aldırılması, davacının görme kaybı ile ameliyat arasındaki illiyet bağının ne şekilde olduğunun ve görme kaybının ne oranda olduğunun açıklanması davacının gözünde oluşan hasarda davalı doktorun kusurunun olup olmadığı, ameliyat öncesi gözün bu ameliyata uygun olup olmadığı ile ilgili tetkik yapılmasının gerekip gerekmediği, gerekiyor ise bunların neler olduğu, her iki göze bu tür bir ameliyat uygulanmasında tıp kurallarına bir aykırılık bulunup bulunmadığının davalı doktordan buna ilişkin varsa delil ve belgelerinin sunulmasının istenmesi ve bunların sonucuna göre düzenlenen bilirkişi raporu değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken yetersiz Adli Tıp raporu ile hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2.Bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.