T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

Devam etmek için kayıt olun

Ücretsiz hakkınızı kullandınız.

Kayıtlı kullanıcılar günde 3 arama yapabilir ve 30 belgeye kadar görüntüleyebilir.

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap
Karar Etiketleri
15.06.2022 REDDİNE ISTINAFHUKUK HUKUK Ticaret Hukuku 8177 sayılı ve 24.11.2014 tarihli, 8700 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nin ilgili sayfalarının ve davalı ...Ş.’nin 28.02.2012 ve 05.08.2014 tarihli imza sirkülerleri ile 16.02.2012 tarihli, 8007 sayılı ve 31.07.2014 tarihli, 8621 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nin ilgili sayfalarının ve davalı ...Ş.’nin 28.08.2013 tarihli imza sirküleri ile 27.08.2013 tarihli, 8392 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nin ilgili sayfalarının incelenmesinden; davacı vekilinin söz konusu e-postaları gönderdiğini belirttiği ...'in, anılan davalı şirketleri ilzama yetkili temsilcilerden olmadığı, ...’in diğer gerçek kişi davalıların vekili olduğunu gösteren vekaletname ya da temsil belgesi niteliğinde bir delilin de bulunmadığı anlaşılmakla, bu nedenle de davacıların sunduğu bu e-postalara yazılı delil başlangıcı olarak itibar edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.Davacı vekili, Borçlar Kanunu 818 sayılı Borçlar Kanunu 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Davacılar tarafından ayrı ayrı yatırılan 220,70 TL istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,4-Davacılar tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,5-Davacıların yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 7237 sayılı , 23/03/2009 tarih 7275 sayılı, 15/06/2009 tarih 7332 sayılı, 29/06/2009 tarih 7342 sayılı, 12/10/2010 tarih 545 sayılı, 16/12/2011 tarih 7963 sayılı, 16/02/2012 tarih 8007 sayılı, 04/01/2013 tarih 8229 sayılı ticaret sicil gazetelerinde görüldüğü üzere yönetim kurulu üyeliğini yürüttüğü, mail içeriklerinin Ek Sözleşme ile birebir ilgili olduğu, hatta 04/02/2014 tarihli mail içeriğinde ...'in ...'nin fatura bilgileri, vergi kimlik numarası, fatura bedeli ve faturaya yazılması talep edilen “Danışmanlık Bedeli” açıklamasını davacılara bildirdiği, Ek Sözleşmede kararlaştırılmış olan 0,003 USD'nin, 0,0016 USD olarak revize edilmesi noktasında beyanda bulunduğu, bu hususlar dikkate aşındığında ek sözleşmenin Elektrik Üretim lisansının satışına yönelik ücretin tespiti ve ödenmesi şartlarının belirlenmesi yönelik olduğu, -Davalıların enerji sektöründe danışmanlık hizmeti alabilecekleri bir şirketlerinin olması, danışmanlığa ihtiyaçlarının olmadığını belirtmeleri, üretime geçtikten sonra ise bu yönde danışmanlık gerekmemesi ve davalıların enerji sektöründe faaliyetlerde bulunan şirketlerinin bulunuyor olması nedeniyle, bu alanda yeterli bilgi birikimi ve tecrübeye sahip olması, 49 yıllık bir danışmanlık hizmeti alımının düşünülememesi ve öngörülememesi, taraflar arasındaki maillerle ödenecek üretim bedellerinden indirim talep edilmesi, ortaklar kurulu kararının içeriği dikkate alındığında ek sözleşmenin danışmanlık sözleşmesi olamayacağı,-Ek sözleşmenin danışmanlık sözleşmesi olduğu varsayıldığı takdirde Tarafların dilekçelerindeki beyanları dikkate alındığında; davacı tarafın, davalı tarafa herhangi bir danışmanlık hizmeti verilmediği, davalı tarafın da halihazırda danışmanlık hizmetine ihtiyaç duymadığı, netice olarak davacıların danışmanlık hizmetinden doğmuş herhangi bir danışmanlık hizmeti bedel alacağı bulunmadığı,-Davacının 2016-2016-2017 yıllarına ilişkin ve davalı ...'nun 2013-2014-2015-2016-2017 yıllarına ilişkin ticari defterlerinin TTK hükümlerine uygun tutulduğu, dosyada mevcut ...'ın müzekkere cevabında verilen kwh miktarına göre 10/06/2009 tarihli ek sözleşmenin "...üretilen elektriğin kwh başına 0.003 USD tutarında bir bedeli.." hükmü göz önüne alınarak dava konusu edilen 2013 yılında üretilen 51.224.400 kwh x 10/06/2009 tarihli ek sözleşmeye göre kararlaştırıldığı görülen 0,003 USD'den = davacılara ödenmesi gerektiği, buna göre tespit edilen toplam alacağın 153.673,2 USD olabileceği, 10/06/2009 tarihli ek sözleşmeye göre 2013 yılında; 01/02/2014 temerrüt tarihi itibariyle fiili olarak 1 yıllık USD mevduata uygulanan azami yıllık faiz oranının %1,75 olduğu görüldüğünden, davacının belirlenen 153.673,20 USD alacağına temerürrüt tarihinden itibaren yıllık %1,75 oranında ve değişen oranlarda döviz faizi yürütülebileceği, faizin infaz aşamasında hesaplanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. Davalılar tarafından Doç. Dr. ...'tan alınan 30/04/2018 tarihli hukuki mütalaada; "...gerek hisse devir sözleşmesi gerekse ek sözleşmede davalı ... A.Ş.'nin taraf olmadığı, -Ek sözleşmede talep hakkının "danışmanlık şirketine" ait olduğu, danışmanlık şirketinin alacak hakkına sahip olması için öncelikle bir danışmanlık sözleşmesinin kurulması gerektiği, somut olayda imzalanan bir danışmanlık sözleşmesi olmadığı, ek sözleşme 3.kişi yararına bir sözleşme olup 3.kişinin belli olmadığı, danışmanlık şirketi ifadesinden davacılar anlaşılamayacağı için davacıların aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı, -... A.Ş.'nin devir tarihinde limited şirket olduğu, hisse devir sözleşmesi ve ek sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte olan ve limited şirketlerde hisse devrini düzenleyen eski TTK m.520/son hükmü, “payın devri veya devir vadi hakkındaki mukavele yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterde tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi, hüküm ifade etmez” şeklinde olup, yine BK m.29.II (eski BK m.22.II) uyarınca, ön sözleşme ileride kurulacak olan sözleşmenin şekline tabi olacağı, her ikisi de adi yazılı şekilde olan 10/06/2009 tarihli hisse devir sözleşmesi ve buna ek sözleşmenin imzalanmasından sonraki bir tarihte, tarafların Kadıköy ... Noterliğinde 05/08/2008 tarih, ... ve ... sayı ile resmi şekilde bir hisse devir sözleşmesi yaptıkları, adi yazılı şekilde yapılan 10/06/2009 tarihli (birinci) hisse devir sözleşmesi ön sözleşme ise asıl sözleşmenin şekline tabi olup resmi şekilde yapılmadığı için, asıl sözleşme ise yine resmi şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olduğu, taraflar arasında akdedilen ek sözleşmenin esas anlaşma olan hisse devir anlaşmasının ayrılmaz bir parçası olması karşısında resmi şekilde yapılmadığı için hükümsüz olduğu, hükümsüz olan bir sözleşmeye dayanarak hak talep etmenin de maddi hukuk yönünden dayanağının bulunmadığı, -Davalılardan ... A.Ş.'nin ek sözleşmede imzasının bulunmaması karşısında pasif husumet ehliyetinin olmadığı, -İleride danışmanlık sözleşmesinin kurulmasına yönelik taraflar arasındaki ön anlaşmanın, davacı tarafından komisyon anlaşması (ya da rödovans, ek bedel ya da lisans bedeli isimleri altında) olarak nitelendirilmiş olması nedeniyle davacı yanın anılan ek sözleşmeye yaklaşımının taraf muvazaası iddiası bağlamında ele alınması, HMK m.201 bağlamında senede karşı ileri sürülen bir iddia olarak değerlendirilmesi ve yazılı olarak ispat edilmesi gerektiği, somut olayda davacı yan, sözleşmenin tarafı olduğuna göre ek sözleşmenin aslında danışmanlık sözleşmesinin kurulmasına yönelen ek sözleşme olmayıp tarafların gerçek iradesinin komisyon sözleşmesinin kurulması olduğu şeklindeki iddiasını ancak kesin delille (HMK m.201) ispat edebileceği, davacı yan taraflar arasındaki maillerin bu ispatı yerine getirdiğinden söz etmekle birlikte e-mail yazışmalarının senetle ispatı gereken davalarda güvenli elektronik imza ile usulüne uygun olarak oluşturulması kaydı ile kesin delil olarak kullanılabileceği ancak davacının sunduğu yazışmaların güvenli elektronik imza ile oluşturulmadığı, ek sözleşme yukarıda açıklandığı üzere şekil şartlarına uygun olmaması nedeniyle hükümsüz olduğundan kesin delille ispat edilmesinin de mümkün olmadığı ve karşı taraf ikrarı, mail yazışmaları olsa dahi hükümsüz olan işlemin vücuda gelmiş olduğunu ispatlayamayacağı, mail yazışmalarının aleyhine ibraz edilecek olan taraftan sadır olması gerekirken somut olayda mail yazışmalarının yapıldığı şahsın şirketi temsil ve ilzama yetkili olmadığı, -Ek sözleşmeden ...'in tamamlanıp üretime geçmesinden itibaren başlayarak ve lisans müddetince devam etmek üzere, her yılın başında, sözleşmenin tarafı olmayan ... Şirketi ile satıcıların belirleyeceği bir danışmanlık şirketi arasında danışmanlık sözleşmesinin imza edileceği, bundan sonra danışmanlık hizmetinin alınacağı ve bu hizmetin karşılığı olarak da, her yıl tesiste üretilen elektriğin kwh başına 0.003 USD tutarında bir bedelin, danışman şirket tarafından keşide edilecek fatura mukabili ödeneceğinin açıkça anlaşıldığı, ek sözleşmenin içeriğine göre üçüncü kişi yararına bir akit olduğundan, bu akitle ileride satıcıların belirleyeceği bir danışmanlık şirketi ile danışmanlık sözleşmesi imza edileceğinden şüphe duyulmasını gerektirecek hiçbir açıklama ya da ifade söz konusu olmadığı, ek sözleşmenin bu denli açık olması karşısında işlem güvenliği ve tarafların sözleşme ile asla düşünmediği bir sonucun ortaya çıkmasına engel olunmasındaki üstün yarar dikkate alındığında, ek sözleşmenin içeriğini farklı yöne çekecek bir yorum metoduna müracaat etmenin HMK m.200 hükmünün amacına uygun olmayacağı, yine dosya kapsamının incelenmesinden ek sözleşmeye uygun olarak hiçbir danışmanlık sözleşmesinin imza edilmediği, hiçbir danışmanlık hizmetinin de verilmemiş olduğu, bu sebeple davacı yanın (zaten ek anlaşmaya göre davacıların bir alacak hakkından söz edilemez) ya da üçüncü şahıs yararına doğmuş bir alacaktan da söz edilemeyeceği, -Somut olayda mahkemenin tahkikatı tamamlayıp sözlü yargılama aşamasına geçmeye ilişkin tesis ettiği ara kararının, yargılamada bir safhanın tamamlanarak başka bir safhaya geçişi sağlayan, dolayısıyla yargılama üzerinde derin etkileri olan bir usul işlemi mahiyetinde olduğu, söz konusu ara kararından rücu edemeyeceği, bu yönüyle davacı yanın ıslah yoluna müracaat etmesinin hukuki dayanağının bulunmadığı, -Somut olayda davacı vekili kısmen ıslah ile taraflar arasındaki ek sözleşmeyi rödovans sözleşmesi olarak nitelendirdiğinden, bundan sonraki yargılama aşamalarında ve yapılacak olan tüm usul işlemlerinde davacı vekilinin bu iddiasının etki ve sonuçları ile bağlı kalacağının kabulü gerektiği, sadece madencilik sektöründe mümkün olabilen rödovans sözleşmelerinin enerji piyasasına ilişkin mevzuat gereği, enerji sektöründe uygulama alanı bulunmadığı, Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinin 5. maddesinin 3. fıkrasına göre lisansın devri veya kiralanması mümkün olmadığından, hukuki imkânsızlık ve emredici hukuk kaidelerine aykırılık nedeniyle de, ek sözleşmenin geçersiz olduğu (yeni BK m.27 ; eski BK m.20), -İkinci bilirkişi heyet raporunda "...49 yıllık elektrik üretim lisansına sahip bir şirketin hisse devir bedelinin ve aslen 49 yıl boyunca lisansı devralacak olana kazanç sağlayacak olan Elektrik Üretim Lisans Devir bedelinin sadece 7.500.000 USD olup olmayacağı hususunun takdiri sayın Mahkemenize aittir” ifadesi ile bilirkişilerin sözleşmeye konu bedelin gerçeği yansıtmadığı bu bedelin muvazaalı olduğu hususunda fikir beyan ettikleri ancak raporun somut, denetlenebilir olması prensibine, ayrıca raporun görev sınırları aşılmadan tanzim edilmesi gerçeğine uygun düşmediği, bilirkişilerin ek sözleşmenin BK m.27 gereğince de hükümsüz olduğu zira 49 yıl boyunca danışmanlık ücreti ödeneceği öngörülmesinin Kurtsuyu şirketinin ekonomik özgürlüğünü aşırı derecede kısıtlayacağı, -Yine bilirkişi heyeti ek sözleşmeyi rödovans olarak kabul etmiş ise de enerji alanında rödovans anlaşması yoluna gidilmesi yasal açıdan mümkün olmadığından, baştan beri hukuki imkansızlığı barındırdığından (BK m.27), ek sözleşmenin konusu itibari ile de hükümsüz bir sözleşme olarak değerlendirilmesi gerektiği, esas olarak tarafları ayrı bir sözleşme ile ek ücret kararlaştırmaya sevk edecek bir zorunluluğun somut olayda bulunmadığı, şayet taraflar ek bedel kararlaştırmak isteselerdi, bunu aynı tarihte adi yazılı şekilde imzalanan ve ana sözleşme konumundaki hisse devir sözleşmesinde yapabilecekleri, bunun için aynı tarihte ayrı bir ek sözleşme düzenlenmesine gerek bulunmadığı, Ek Sözleşme farklı bir konu (danışmanlık) hakkında olduğu için, bu konunun hisse devrini esas alan anlaşmadan ayrı yapılmasının ise doğal olduğu, bu nedenler ek sözleşmenin konusunun danışmanlık değil de ek bedel olduğunun söylenemeyeceği, -Bilirkişi heyetinin, kendilerine sunulmuş olan ticari kayıtların esası yönünden kapsamlı bir inceleme yapmaması ve devir anına kadar yapılan yatırımın miktarı ile hisse devrinden sonra yapılan yatırımların miktarını hiç dikkate almaması sebebi ile, bu yönden de eksik ve hatalı bir rapor tanzim etmiş olduğu, bu yöndeki kapsamlı incelemeyi göz ardı etmiş olduğu için -ağır bir hata mahiyetinde olan- hisse devir bedelinin 7.500.000 USD miktarından daha fazla bir değere sahip olması gerektiği yönünde çok yanlış ve afaki bir sonuca ulaştığı ifade edilmiştir. Bilirkişiler smmm ..., smmm bağımsız denetçi Prof.Dr. ... ve elektrik mühendisi Doç.Dr. ...'ndan alınan 19/06/2018 tarihli ek raporda ise; Kök raporda sektördeki üretim yapmakta olan şirketlerin hisse devirlerinin yaklaşık bedelleri de düşünülerek, 10/06/2009 tarihli ek sözleşmenin danışmanlık sözleşmesi olamayacağı, elektrik üretim lisansının satışına yönelik ücretin belirlenmesine yönelik bir sözleşme olduğu belirtilerek ek sözleşmeye göre davacılar için alacak hesabı yapılmış olup, bu değerlendirmelerin ...nin herhangi bir ticari işlem gerçekleştirmemekle ve elektrik üretimine geçmemekle birlikte, tüm yatırımları yapılmış ve üretime hazır tesislere sahip bir şirketin hisselerinin devredildiği varsayımına göre yapıldığı, ancak ek rapor aşamasında kök raporun tanzim tarihinden sonra davalı yanca dosyaya sunulmuş olan belge ve bilgilerin bütünü dikkate alındığında, 01/01/2009-30/06/2009 tarihli mizan ve 20/11/2009 tarihli bilançonun incelenmesinden ...'nun hisselerinin 05/08/2009 tarihli noter hisse devir senedi ile devralınmış olduğu tarihte şirketin herhangi bir yatırım harcamasının bulunmadığı, 31/12/2009 tarihli bilanço incelendiğinde ise herhangi bir yatırım harcamasının da söz konusu olmadığı görülmekle, ...'nun 2004 - 2008 yılları arasında toplam 106.335,00 TL zarar ettiği de tespit edildiğinden ve yatırım harcamalarının ise devir tarihinden sonra yapıldığı toplam yatırım harcamasının 31/12/2013 tarihi itibariyle mizan verisi esas alındığında 228.247.807,73 TL'ye ulaşmış olduğu görülmekle, ek sözleşmenin elektrik üretim lisansının satışına yönelik ücretin belirlenmesine ilişkin bir sözleşme olduğunun (Hisse devrinin lisansın devrini sağlamaya yönelik olduğu ve devrin yapıldığı tarihte herhangi bir yatırım harcamasının bulunmadığı) kabul edilmesi durumunda, davacılar tarafından lisans bedeli olarak ek bir bedel talep etmelerinin mümkün olmadığı, devrin yapıldığı tarihte şirketin hiçbir yatırımının olmadığı dikkate alındığında, söz konusu Hisse Devir ve Temlik (alım ve satım) Sözleşmesinde devir bedeli olarak belirtilen 7.500.000 USD'nin şirketin lisans bedelini karşılayacağı hususunun takdirinin Mahkemeye ait olduğu, ek sözleşmenin danışmanlık sözleşmesi olduğu varsayımı halinde ise kök rapordaki tespitlerin geçerli olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Dosya kapsamı değerlendirildiğinde; davacı tarafça dava dilekçesinde ek sözleşme uyarınca davacı şirketin "Danışman Şirket" olarak tespiti ile ek sözleşme bedelinin belirlenerek ödenmesi talep edilmiş, ıslah dilekçesinde ve birleşen dava dilekçesinde ise ek sözleşmenin 49 yıllık Elektrik Üretim Lisansının bedeli için düzenlendiği, asıl sözleşmede hisse devir bedelinin ek sözleşmede lisans devir bedelinin belirlendiği belirtilmiştir.Sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 04/08/2002 tarihli ve 24836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin "Lisans ve lisans alma yükümlülüğü" başlıklı 5.maddesinde; "Lisans, bir tüzel kişinin piyasada faaliyet gösterebilmek için Kurumdan almak zorunda olduğu bir yetki belgesidir. Lisanslar hiçbir surette devredilemez...", "Lisans başvurusu" başlıklı 7.maddesinde; "Piyasada faaliyet göstermek üzere lisans başvurusunda bulunacak özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişilerin, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır. Davacı vekili dava dilekçesinde taraflar arasında imzalanan "ek sözleşme" gereğince davacı şirketin "danışman şirket" olarak tespitini ve ek sözleşme uyarınca bedelin hesaplanarak tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesinde ise ek sözleşmede belirtilen bedelin "danışmanlık" değil "49 yıllık lisans bedeli" olduğunu belirterek davasını miktar itibariyle de ıslah etmiş, birleşen davada da ek sözleşmenin 49 yıllık lisans bedeli olduğunu beyan ederek dava açmıştır. Somut olayda, ek sözleşmenin hukuki niteliği yönünden taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır. ... AŞ dışında diğer davalılar ile davacılar arasında 10/06/2009 tarihinde "... Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi" başlıklı sözleşme imzalandığı, sözleşmede davalıların Alıcılar, davacıların ise Satıcılar olarak anıldığı, sözleşmenin ... Ticaret Limited Şirketi'nin %100'ünü teşkli eden her bir hissesi 200 TL kıymetinde olup 57.500 hissesi karşılığı 11.500.000 TL'lik sermayesinin tamamının mülkiyetine sahip olan Satıcılar tarafından, hisselerin tamamının Alıcılara satış ve devrine ilişkin düzenlendiği, toplam 57.500 hisseye karşılık alış bedelinin 7.500.000 USD olarak belirlendiği, bu bedelin 500.000 USD kısmının 29/05/2009 tarihinde ödendiğinin sözleşmede belirtildiği ve kalan 7.000.000 USD'nin ödenmesinin ise Alıcılar tarafindan (gerekli hallerde Satıcılar tarafından) Satış Hisselerinin devrine ilişkin EPDK'ya izin başvurusunda bulunulması ve gerekli izinlerin alınmasına, ...'ın esas sözleşmesinin maksat ve mevzuuna sahibi olduğu "sözleşme konusu payların devir temlik ve satışına" imkan veren esas sözleşme değişikliğini gerçekleştirerek tescil ve ilan ettirmiş olmasına bağlandığı anlaşılmıştır.Yine aynı tarihte aynı taraflar arasında "... Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi'ne Ek Sözleşme" başlıklı bir sözleşme imzalanmıştır.Sözleşme hükümleri; "1..Alıcılar, Şirket'inin 23/05/2008 tarih ve ... numara ile elektrik üretim lisansına sahip olduğu ... (hidro elektrik santrali)'nin tamamlanıp üretime geçmesinden itibaren başlayarak ve lisans müddetince devam etmek üzere, her yıl tesiste (Hidro Elektrik Santralinde ) üretilen elektrik'in kwh başına 0,003 USD tutarında bir bedeli, satıcıların, her yılın başında, şirket ile Şirket'e danışmanlık yapmak üzere Satıcıların belirleyeceği ana sözleşmesi uygun bir firmaları arasında imzalanacak danışmanlık sözleşmesine istinaden, Satıcıların "Danışman Şirketi" tarafından Şirket'e kesecekleri fatura karşılığında, yıllık olarak her yıl cari üretim yılının son gününde lisans sahibi şirket adına düzenlenecek fatura karşılığı, takip eden yılın Ocak ayı sonuna kadar, satıcılara Şirket tarafından ödettirilmesini taahhüt etmektedirler. Satıcılar bu hakkını alıcılara haber vermekle başkaca tüzel ve gerçek kişilere de devredebilirler. 2.Taraflar, bu "Ek Sözleşme"nin, "Sözleşme" gereğince EPDK'dan Şirket'in paylarının devrine izin ve onay verilmesi ve Şirket'teki Satıcılar'a ait payların Alıcılar'a devrinin tamamlanması ve ... santralının tamamlanıp üretime geçmesi şartıyla yürürlüğe girecektir. EPDK'nın pay devir temliki ve satışa onay vermemesi ve/veya sözleşme'nin herhangi bir nedenle yürürlüğe girmemesi ve/veya feshedilmesi halinde, ayrıca bir ihtar ve/veya beyan ve tebliğe gerek kalmaksızın, işbu Ek Sözleşme de kendiliğinden münfesih olacaktır. ... üretim lisansının şu andaki cari lisans süresi'nin bitiminde de, ayrıca bir ihtar ve fesih beyanına gerek kalmadan kendiliğinden sona erecektir. 3.Bu "Ek Sözleşme", 09/06/2009 tarihli "Sözleşme"nin ekini ve ayrılmaz bir cüzünü teşkil eder. Diğer bir anlatımla, bu sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde, bu ek sözleşmenin mahiyetine aykırı düşmeyen 10/06/2009 tarihli sözleşmenin hükümleri uygulanacak olup işbu ek sözleşme alıcıların karar defterine işlenecektir." şeklinde düzenlenmiştir. Kadıköy ... Noterliği'nin 05/08/2009 tarihli ... ve ... yevmiye numaralı hisse devir sözleşmeleri ile; ... Ticaret Limited Şirketi'nin davacılara ait hisseleri, davalılara devredilmiştir. Kadıköy ... Noterliği'nin 05/08/2009 tarihli ... yevmiye numarası ile tasdik edilen 2009/2 karar no.lu 05/08/2009 tarihli ortaklar kurulu kararında; hisse devirlerinin kabulü ile şirket pay defterine işlenmesine, şirket merkezinin taşınmasına, şirketi temsil ve ilzama yetkili ...'ın istifasının kabulü ile şirket müdürü olarak ... ve ...'ın atanmasına karar verilmiştir. Kadıköy ... Noterliği'nin 05/08/2009 tarihli ... yevmiye numarası ile tasdik edilen 2009/3 karar no.lu 05/08/2009 tarihli ortaklar kurulu kararında; sözleşmede imzası olan davalılar tarafından; "Şirket'in sahibi bulunduğu ...'in tamamlanıp üretime geçmesinden itibaren başlayarak ve lisans müddetince (lisans süresi uzarsa, uzayan sürede herhangi bir ödeme yapılmamak kaydıyla) devam etmek üzere, her yıl tesiste (Hidro Elektrik Santralinde) üretilecek elektrik'in kwh başına 0,003 USD tutarında bir bedeli ... ve/veya kendisinin belirleyeceği bir şirketi'nin şirketimize keseceği fatura karşılığında cari üretim yılını takip eden ocak ayı sonuna kadar ödenmesine, oy birliği ile karar verildi." şeklinde karar alınmıştır. Davacı tarafından, davalılarla organik bağı olduğu belirtilen ... AŞ yetkilisi ... (...@...com.tr mail adresinden) ile davacı şirket yetkilisi arasında, ek sözleşme konusu bedelin ödenmesi yönünde yapılan e-posta yazışmaları ibraz edilmiştir. Mahkemece mali müşavir ... ve hukukçu Doç.Dr. ...'dan alınan 04/08/2016 tarihli 1.heyet raporunda özetle; taraflar arasında 10/06/2009 tarihinde akdedilen ek sözleşmenin hukuki niteliği itibariyle danışmanlık sözleşmesinin yapılmasını konu eden bir ön sözleşme olduğu, ek sözleşmenin TBK 532.maddesi anlamında bir komisyonculuk sözleşmesi olmadığı, dava muhtevasında taraflar arasında imzalanmış ayrı bir danışmanlık sözleşmesinin bulunmadığı ve taraflarca bu sözleşmeye istinaden hazırlanmış faturalarında dosyada mevcut bulunmadığı, sonuç olarak davacıların davalılardan talep etmiş olduğu alacağın oluşmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Davacılar tarafından Prof. Dr. ...'den alınan 13/08/2016 tarihli hukuki mütalaada; "...Ek Sözleşmenin 3 maddesinin asıl sözleşmenin “eki ve ayrılmaz bir cüzü..” olduğunu açıkça hükme bağladığı, taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu 10/06/2009 tarihli Ek Sözleşme'nin aynı tarihli Hisse Satış Sözleşmesinin tamamlayıcı bir parçası, ayrılmaz cüzü olduğu, -Tarafların karşılıklı irade beyanlarının yorum yoluyla tespitinde başvurulacak ilkeleri ortaya koyan özel bir kanun hükmünün İsviçre-Türk sisteminde mevcut olmadığı, sadece TBK m. 19 (Eski BK m.18) ile genel bir prensip konulduğu, buna göre, bir sözleşmenin yorumlanmasında ve anlamlandırılmasında tarafların “gerçek ve ortak amaçlarını” aramak gerektiği, -Tarafların gerçek ve ortak iradelerinin sözleşmeden net bir biçimde anlaşılabildiği hâllerde, sözleşmede kullanılan deyimlere bakılmayarak bu ortak iradenin esas alınacağı ancak tarafların gerçek ve ortak iradelerinin ne yönde olduğu her zaman sözleşmeden kolaylıkla anlaşılamayacağından bu durumda hâkim tarafından belirli esaslar çerçevesinde bir yorum faaliyetinde bulunmasının zorunlu olduğu, -Bir irade açıklamasında kullanıları terim, genel ve normal anlamı dışında, başka bir manada kullanılmışsa fakat her iki taraf da bunun neyi ifade ettiğini biliyorsa, bu takdirde terimin genel anlamı değil, taraflar için taşıdığı anlamın esas alınacağı öte yandan, kullanılan deyimler ticari çevrelerde özel anlamı bulunan deyimler ise bu anlamlarının dikkate alınması gerektiği, tarafların sözleşmenin yapılmasından önceki ve sonraki davranışları da sözleşmenin yorumunda dikkate alınan hususlardan olduğu, yine sözleşme ile güdülen amaç ve tarafların işin ifası bakımından özel menfaat durumlarının da yorumda dikkate alınacağı, bu kurallara göre yorum yapılırken, bugün öğreti ve uygulamada, sözleşme veya tasarruf işlemi taraflarının içinde bulundukları durum açısından karşı tarafın beyanına nasıl bir anlam vermeye haklı oldukları araştırılarak bu anlamın esas alındığı ve buna “güven teorisi” denildiği, -“Güven teorisi, ne beyan sahibinin sübjektif ve ferdi irade ve anlayışına göre kendi beyanına verebileceği anlamı, ne de muhatabın herhangi bir üçüncü kişi gibi, bu beyana vereceği objektif anlamı esas almaktadır. Hatta güven teorisine göre, muhatabın irade beyanına verdiği sübjektif anlam da önem taşımaz. Muhatap, beyana anlam verirken, makul ve dürüst bir muhatap olarak gerekli özeni gösterecek, doğruluk kuralına uygun bir biçimde davranmak zorunda kalacaktır.” Bak: F. EREN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt I, 3, Bası, Ankara 1989, s.209 -Taraflar arasında imzalanan ek sözleşmenin “danışmanlık” sözleşmesi veya buna yönelik bir “ön sözleşme” sayılamayacağı, burada söz konusu Ek Sözleşme imzalandığında davalı tarafın aslında bir danışmanlık beklentisi bulunmadığı, sadece faturanın formel şartı yerine gelsin diye bu ifadenin kullanıldığını bildiği, “Danışmanlık” ifadelerinin geçtiği Ek Sözleşme'nin 1. Maddesinde, bu hususta “hizmet verileceği”ne dair hiçbir ifade geçmeyip; tersine, “danışmanlık”, “danışmanlık şirketi”, “danışmanlık sözleşmesi” ifadelerinin sonunun “kesilecek fatura” ya bağlandığı, esasen aynı sözleşme maddesinde, satıcıların diledikleri şirketi danışman olarak gösterecekleri ve bu hakkın satıcılar tarafından her zaman ve alıcılara haber vermeksizin başkaca tüzel ve gerçek kişilere devredilebileceği ifadeleri; burada gerçek bir danışmanlık hizmeti verilmesi aranmaksızın, satıcılar tarafından gösterilecek herhangi bir gerçek veya tüzel kişinin şeklen danışmanlık gerekçesiyle fatura kesmesinin kararlaştırıldığının anlaşıldığı, bunu destekleyen bir dış olgunun da; esasen herhangi bir özel sebebe dayanmaksızın bir tarafın diğerine yapacağı parasal kazandırmaların görünüşte “danışmanlık hizmeti” etiketi ile faturalanmasının iş hayatında yaygın, iyi bilinen bir uygulama olduğu, -Asıl Sözleşme ve Ek Sözleşmenin yapılmasını takiben, hisseleri devralan yeni ortaklar ve yöneticiler olarak Davalıların oybirliği ile aldıkları ... Numaralı ve 05/08/2009 tarihli Şirket Ortaklar Kurulu Kararı'nda, “....Lisans müddetince (lisans süresi uzarsa uzayan sürede herhangi bir ödeme yapılmamak kaydıyla) devam etmek üzere, her yıl tesiste.. üretilecek elektrik'in kwh başına 0,003 USD tutarında bir bedeli ... ve/veya kendisinin belirleyeceği bir şirketinin şirketimize keseceği fatura karşılığında cari üretim yılını takip eden ocak ayı sonuna kadar ödemesine” ifadeleri yer aldığı, davalılar tarafından geçersiz olduğu ileri sürülmekle birlikte, uyuşmazlık konusu sözleşme yorumu bakımından gerçek iradelerini açıkça gösteren bu kararda, aslında davacılardan (satıcılardan) bir danışmanlık hizmeti beklenmeyip ve talep edilmeyip, sadece hisse satış bedelinin bir cüzü olarak bu ödemelerin yapılmasını kabul ettiklerinin anlaşıldığı, -Davalıların sözleşmenin imzalanmasını takiben Davacılarla olan mesajlaşmalarında kullandıkları ifadelerden, gerçekte bir danışmanlık hizmeti beklemediklerinin, Ek Sözleşme uyarınca yapılacak süreli ödemelerin bedelin bir parçası olarak yükümlendiklerinin anlaşıldığı, Davacıların Ek Sözleşme m.l uyarınca üretim miktarı üzerinden işlemiş tutar için ödeme talep eden mesajlarına karşı, Davalıların danışmanlık hizmeti talep etmedikleri, danışmanlık sözleşmesinin yapılmadığını ileri sürmedikleri, “danışmanlık” kelimesini bile telaffuz etmedikleri; sadece davacıların talep ettiğinden daha az bir ödeme yapmayı teklif ettikleri yani ödenecek miktarı indirme teklifi ileri sürmek dışında, bu borçlarının muaccel olduğunu kabul ettikleri, Davalı tarafın 04/02/2014 tarihli email mesajında Davacıya bu hususta kesilecek fatura için adres ve miktar (224.369,09 TL + KDV) bildirildiği; hiç bir danışmanlık hizmeti alınmamış olmasına rağmen ve talep de edilmemesine rağmen, mesaj sonunda “fatura içeriği Danışmanlık Bedeli altında düzenlenebilir.” denildiği, gene Davalı tarafin 14/02/2014 tarihli email mesajında, ödeme borcunun doğmasına hiçbir suretle itiraz edilmeksizin, “mevcut tesis şartları dikkate alındığında payın 0,0016 kwh olarak revize edilmesi” teklif edildiği, sırf bu davalı beyanları, burada danışmanlık edimi veya danışmanlık hizmeti taahhüdünün bulunmadığını ve sadece faturada sebep yazmak için uydurulan bu gerekçeyle bağlı olunmaksızın bu oransal ödeme borcunun üretimle birlikte doğduğunu Davalının açıkça ikrarı niteliğinde olduğu, -Sonuç itibariyle; taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu 10/06/2009 tarihli Ek Sözleşme'nin aynı tarihli Hisse Satış Sözleşmesinin tamamlayıcı bir parçası, ayrılmaz cüzü olduğu, ek sözleşmede yer alan taahhüdün bizzat davalıların/alıcıların kendi karar ve beyanlarından çıkan sonuca ve bunu esas alan güven teorisine göre satış bedelinin bir parçası ve hak olarak kararlaştırıldığı ve üretimin başlamasından itibaren doğup muaccel olduğu ve lisans süresince de devam edeceği, -Mail ortamında yapılan yazışmaların HMK m.199 ve 202 gereğince geçerli olduğu yine HMK m.187 gereğince de ikrar ve delil vasfında olduğu, -Gene aynı yorum kurallarına göre bizzat davalıların/alıcıların beyan ve kararlarından anlaşıldığına göre, tarafların gerçek iradeleri bakımından, Ek Sözlesme'nin 1. Maddesinde geçen "danışmanlık", "danışmanlık sözleşmesi" ifadelerinin sadece doğacak ödeme borçları, mali prosedüre ve vergiyi doğuran olay nedeniyle düzenlenecek faturalara gerekçe göstermek için kullanıldığı, yoksa hisseleri satılan şirkete danışmanlık hizmeti verileceğinin kararlaştırılmış olmadığı ve ödemelerin buna bağlanmadığı" ifade edilmiştir. Davalılar tarafından Prof. Dr. ...'tan alınan 16/01/2017 tarihli hukuki mütalaada; "...yargılamanın seyri boyunca davacılar vekilince ek sözleşme yönünden birbirinden tamamen farklı 3 ayrı hukuki nitelik iddiasının ortaya atıldığı, dava dilekçesinde Ek Sözleşme'de bir “danışmanlık sözleşmesi” ilişkisinin öngörüldüğünü ileri sürülerek davacılardan ...'ın “danışman şirket” olarak tespitinin talep edildiği, daha sonra 09/04/2015 tarihli dilekçede dava konusu ücretin bir “komisyon ücreti” olduğunu ileri sürüldüğü, yine aynı tarihli dilekçede Ek Sözleşme'deki bedelin “hisse devir bedeline ek olarak kararlaştırılmış bir bedel” olduğunun ifade edildiği ve bu iddianın 15/05/2015 tarihli dilekçe ile bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde de tekrarlandığı, -Hisse satım sözleşmesi kapsamında ek hisse devir bedeli alacağı iddiası bakımından; taraflar arasında 10/06/2009 tarihli Hisse Devir Sözleşmesi'nin 3.1.maddesinde, satıma konu hisselerin toplam bedelinin 7.500.000 USD olduğunun açıkça ifade edildiği, sözleşmede alıcılara bunun dışında herhangi bir bedel veya ek bedel altında sair bir ödeme yükümlülüğü getirilmediği, Hisse Devir Sözleşmesi'nin 4 4. Maddesinde: “..Alıcılar tarafından Satıcılar'a bu sözleşme” tahtında yapılacak ödemeler...'ın banka hesabına geçmesiyle Alıcılar, işbu Anlaşma tahtında Satıcılar'a karşı olan ödeme ile ilgili bütün vecibelerini yerine getirmiş sayılacaktır.” denildiği, alıcıların 7.500.000 USD hisse alım bedelinin tamamını ödedikleri, hisselerin alıcısının ... şirketi tüzel kişiliği olmadığı aksine ...'nun hisseleri satılıp devredilen şirket konumunda olduğunu dolayısıyla, ...'nun herhangi bir şekilde ek hisse devir bedeli ödemeyi üstlenmiş olmasının düşünülemeyeceğini, hâl böyle olunca alıcıların “üçüncü kişi” sıfatıyla ...'nun böyle bir fiilini taahhüt etmiş olmalarının da hem hukuken, hem de mantıken mümkün olmayacağı, diğer bir ifadeyle bir şirket (olayda: ...) kendi hisselerini satın alamayacağına (ve olayda da almadığına) ve bunun için de asıl veya ek bir hisse devir bedeli ödemeyi üstlenemeyeceğine göre, alıcıların da böyle bir imkansız fiili üçüncü kişi sıfatıyla taahhüt etmelerinin düşünülemeyeceği, esasen Ek Sözleşme'nin konusunun da hiç bir şekilde ek hisse devir bedeli ödemesi olmadığı, -Danışmanlık sözleşmesi kapsamında danışmanlık ücreti alacağı iddiası bakımından; ek sözleşmede yer alan hükümde, satıcıların belirleyecekleri bir şirket ile ... arasında imzalanması öngörülen sözleşmenin bir “danışmanlık sözleşmesi” olduğunun ifade edildiği, bir hükmün anlamı yeterince açıksa yorum yoluna gidilemeyeceği, yorumun amacının birden fazla anlama gelecek şekilde muğlak biçimde kaleme alınmış irade beyanlarının gerçek anlamını ortaya çıkarmak olduğu, eğer ek sözleşmede kararlaştırılan bedel ek hisse devir bedeli olsaydı "danışmanlık" ibaresi yer almaksızın ek hisse bedeli olarak belirlenip sözleşmeye yazılarak ödenebileceği, davacı tarafın iddialarının teyidi için ... isimli kişiyle yapılan e-posta yazışmalarına dayandığı, ...'in ayrı bir tüzel kişiliği bulunan ve tüm davalılardan ayrı ve bağımsız bir kişiliğe sahip olan dava dışı ... A.Ş.'de sigortalı olarak çalışan bir mühendis olduğu, davalıların tümünü temsile yetkili olduğunu gösteren hiçbir delil bulunmadığı ve bu iddia davacı tarafça ispatlanmadığından, ...'in temsile yetkili olmadığının kabulü gerektiği ve e-postaların davalılar aleyhine delil teşkil etmeyeceği, -Ek Sözleşme'de yer alan taahhüdün TBK m. 128 (eBK m. 110) anlamında, şarta bağlı bir “üçüncü kişinin fiilini taahhüt” niteliğinde olduğu, olayda alıcıların belirli bazı şartların tümünün bir arada gerçekleşmesi koşuluyla, ...'nun “danışmanlık ücretini ödeme” fiilini satıcılara karşı taahhüt etikleri, satıcıların danışmanlık sözleşmesinin tarafı olmadığı fakat ileride belirlenecek danışman şirket lehine üçüncü kişi yararına sözleşme mekanizması çerçevesinde böyle bir taahhüdü kabul etmelerine engel bulunmadığı, burada alıcıların taahhütlerinin konusunun sadece tüm koşullar gerçekleştiği (... bir danışman şirketle sözleşme imzaladığı; ondan danışmanlık hizmeti aldığı ve danışmanlık ücretine ilişkin fatura ...'na ibraz edildiği) takdirde “...'nun fatura bedelini ödeyeceği” hususu olup alıcıların ...'nun satıcıların belirleyeceği danışman şirket ile bir danışmanlık sözleşmesi imzalayacağını ve bu şirketten danışmanlık hizmeti alacağını taahhüt etmedikleri, alıcıların taahhüdü ile güvence altına alınan yegane hususun danışmanlık hizmeti bedelinin ... tarafından ödenmesinin (...'na ödettirilmesinin) temin edilmesi olduğu ancak somut olayda bu koşulların oluşmadığı" ifade edilmiştir. Mahkemece asıl dosya kapsamında ıslah talebi ve birleşen dosya talepleri yönünden bilirkişiler smmm ..., smmm bağımsız denetçi Prof.Dr. ... ve elektrik mühendisi Doç.Dr. ...'ndan alınan 03/01/2018 tarihli 2.heyet raporunda; -02/11/2013 tarih 28809 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin 5/3 maddesi kapsamında “elektrik üretim lisanslarının devri”nin yasaklandığı, ancak 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu 818 sayılı BK'nun 24. Maddesi uyarınca saikte yanılmanın esaslı yanılma sayılmayacağı, bir an için esaslı yanılma kabul edilse dahi ilk hissedar sözleşmesinin tanzim tarihinden itibaren 1 yılın geçtiği halde davacı tarafça söz konusu esas sözleşmenin iptalinin talep edilmediği, dava aşamasında da ek sözleşmede yanılgısı olmasaydı söz konusu ilk sözleşmeyi imzalamayacağına yönelik bir iddiada da bulunmadığı anlaşılmakla, davacının söz konusu ek sözleşmenin sadece ve sadece devir bedeline ilave ücret öngören bir sözleşme olduğu iddiasına değer verilmemiş, kaldı ki tarafların Yargıtay uygulamaları dikkate alındığında doğrudan doğruya devir bedeline ek ücret kararlaştırılmasına ilişkin bir sözleşme düzenlemelerinin önünde hukuki bir engel bulunmaması da dikkate alındığında bu şekilde düzenlenebilecek bir sözleşme yerine danışmanlık sözleşmesi yapılmasının da söz konusu sözleşmenin danışmanlık ön sözleşmesi olarak düzenlendiğinin göstergesi olduğu, ayrıca davacı tarafın bu iddiasıyla da aslında ek sözleşmede muvaza yapıldığının iddia edildiği, fakat taraf muvazasının yazılı delille ispatı gerektiği, davacı tarafın taraf muvazasını yazılı bir delille de ispatlayamadığı, her ne kadar davacı tarafça son celse davalı şirketin yönetim kurulu tarafından ek bedel ödeneceğine ilişkin kararlar aldığı ileri sürülmüş ise de bu kararın taraflar arasında akdedilen ek sözleşme içeriğinin tekrarından ibaret olduğu, dolayısı ile muvazayı ispatlayan nitelikte bir sözleşmenin bulunmadığı, kaldı ki yönetim kurulu tarafından alınan bu kararın da sözleşme boyutuna ulaşmaması sebebiyle tek taraflı bir beyan olduğu, tüm bu hususlar dikkate alındığında taraflar arasında akdedilen ek sözleşmenin sadece devir bedeline ek olarak ek bedel öngörülen bir sözleşme olmaması dikkate alındığında ve davacı tarafça davalılara verilmiş bir danışmanlık hizmetinin bulunmaması sebebiyle davacının ıslah edilen şekli ile asıl davanın ve birleşen davanın reddine" karar verilmiştir. Dairemizin 09/03/2022 tarihli 2020/686 E. 2022/286 K. sayılı kararı ile; "... ek sözleşme değerlendirildiğinde, ek sözleşmenin aslında lisans süresi boyunca, lisans bedelinin belirlenmesine yönelik olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu husus ek sözleşmenin ikinci maddesinde açıkça belirtilmiş ve lisans süresi ile sınırlandırılmış olup, amaç danışmanlık hizmeti olsa idi lisans sözleşmesinden bağımsız bir şekilde danışmanlık hizmetinin verilebileceği kararlaştırılabilirdi. Kaldı ki, davalı ortaklar kurulunun almış olduğu kararda da "danışmanlık", "danışmanlık ücreti" kelimelerinin kullanılmamış olması da bu durumu perçinleştirmiştir. Ancak lisans devri yasak olduğu için taraflar muvazaalı olarak ödenecek bedeli "danışmanlık sözleşmesi" adı altında belirlemişlerdir. İrade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 6100 sayılı HMK 200 (1086 sayılı HUMK 288) uyarınca ancak yazılı delille ispatı mümkündür. Mahkemece kararda davacı tarafça son celse ortaklar kurulu kararının sunulduğu yazılmış ise de, bu karar davacı tarafından ilk dava dilekçesi ile sunulmuş bir karardır ve kararın noter onaylı olarak davalılar tarafından alındığı anlaşılmakla, yazılı delil niteliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Yine davalı tarafça yetkisiz temsilci olduğu iddiası ile reddedilen e-postaların ise değerlendirilmesi, e-postaları gönderen ...'in davalıları temsile yetkili olup olmadığı hususunda davacı iddiaları ile davalı itirazlarının değerlendirilmesi, bu yönde yapılacak inceleme neticesinde e-postaların HMK 202.maddesi uyarınca delil başlangıcı niteliğinde olup olmadığı belirlenerek davacının tanık dinletme talepleri de değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dairemizin kararına uygun şekilde yargılama yapıldıktan sonra yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine" karar verilmiştir. İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/06/2022 tarihli 2022/210 E. 2022/483 K. sayılı kararı ile; ...BAM kararı sonrası Mahkememizce yapılması gereken incelemenin, davacının sunduğu ortaklar kurulu kararının davacının muvazaa iddiasını yazılı delille ispatlamasına yetip yetmediği, ...'in gönderdiği e-postaların davacının muvazaa iddiasını ispat zımnında yazılı delil başlangıcı sayılıp sayılamayacağı ve buna göre davacının tanık dinletip dinletemeyeceğinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır... BAM kararı doğrultusunda dosya kapsamı incelenip değerlendirildiğinde; ...Ek Sözleşme’de danışmanlığın türü belirtilmiş olmasa da, sözleşmenin konusundan, danışmanlığın enerji sektörü hakkında olacağı çıkarılabilmektedir. Ek Sözleşme’nin 1. maddesi ve Ortaklar Kurulu Kararı karşılaştırıldığında, yukarıda Ek Sözleşme’nin koyu bold renkle işaretlenmiş kısımlarıyla ortaklar kurulu kararının uyumlu olduğu görülmektedir. Ek Sözleşme’nin 1. maddesindeki düzenlemenin, ortaklar kurulu kararında salt daha kısa ve özetle ifade edilmiş olması, ortaklar kurulu kararında Ek Sözleşme’den farklı bir şeyin kararlaştırıldığı ve kabul edildiği anlamına gelmez. Ortaklar kurulu kararında “danışmanlık”, “danışmanlık ücreti” kelimeleri kullanılmamış olsa dahi, söz konusu ödemenin Ek Sözleşme’deki gibi kesilecek fatura karşılığında olacağının belirtilmesi, bu ödemenin danışmanlık hizmeti karşılığında olacağını göstermektedir. Çünkü 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 7375 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiği anlaşılmaktadır. Bu resmi şekilde yapılan sözleşmelerden önce imzalanan 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme, hisse devir sözleşmesinin ön sözleşmesi olarak da nitelendirilse, ek sözleşmesi olarak da nitelendirilse, ön sözleşmelerin de ek sözleşmelerin de asıl sözleşmenin yapılacağı şekilde yapılması zorunludur. 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme’nin yapıldığı tarihteki Türk Ticaret Kanunu 6762 sayılı TTK'nın 520.maddesinde; "Bir payın devri, şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartiyle hüküm ifade eder... Payın devri veya devir vadi hakkındaki mukavele yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi, hüküm ifade etmez." hükmü yer almaktadır. Bu düzenleme gereğince pay devrinin resmi şekilde yapılması zorunludur. Eldeki dosyada da Kadıköy ... Noterliği'nin 05/08/2009 tarihli ... ve ... yevmiye numaralı işlemleri ile hisse devirleri gerçekleşmiştir. Bu devirden önce 10/06/2009 tarihli ... Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi ile aynı tarihli ... Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi'ne Ek Sözleşme ise adi yazılı şekilde düzenlenmiş ve mahkemece şekil şartına uymayan bu sözleşmelerin geçersiz olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29/09/2015 tarihli 2014/13955 E. 2015/9629 K. sayılı ilamında; "...Dava, üzerine maden ruhsatı bulunan limited şirketin hisse devrinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Taraflar arasında, 20/02/2008 tarihli sözleşme, 21/04/2008 ve 22/12/2008 tarihli ek protokoller ve Ankara ... Noterliği'nin 24/04/2008 tarihli ... yevmiye nolu hisse devir sözleşmesi yapılmıştır. Taraflar arasındaki hisse devri noterde yapılan 24/04/2008 tarihli sözleşme ile gerçekleşmiş, devir bedeli ile ilgili ayrıntılar ise taraflar arasında yapılan ve yukarıda tarihleri gösterilen gösterilen sözleşme ve protokollerde düzenlenmiştir...Bu itibarla, mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişi kurulundan tarafların itirazlarını ve yukarıda ifade edilen çelişkileri karşılayacak, özellikle rezerv hesaplamalarına esas poligon alan farklılıklarının neden kaynaklandığı ve özgül ağırlığın bilimsel verilere göre ne olduğunu denetime elverişli bir şekilde açıklayan bir rapor alınarak, sonucuna göre toplam rezerv miktarının belirlenmesi ve buna göre devir bedelinin belirlenmesi gerekirken denetime imkan vermeyen bilirkişi raporuna göre eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmamış hükmün bu nedenle davalı şirketler yararına bozulması gerekmiştir..." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16/09/2013 tarihli 2012/18047 E. 2013/15799 K. sayılı ilamında; "...Dava, limited şirket hisse devir bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı, dava dışı limited şirketteki hissesini davalının belirlediği üçüncü kişiye devrettiğini, ancak bu hisse karşılığında 15.11.2010 tarihine kadar ödenmesi gereken 100.000 Euro'nun ödenmediğini ileri sürmüş olup mahkemece taraflar arasında noter vasıtasıyla düzenlenen hisse devir sözleşmesinde devir bedelinin tamamının ödendiğinin yazılı olduğu ve aksinin usulünce ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dosyaya davacı tarafça sunulan 15.11.2008 tarihli protokolde söz konusu hisse satış bedelinin 100.000 Euro olarak belirlendiği ve bu bedelin 2 yıl içinde ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Davalı taraf da bu protokolü kabul etmiş ve protokolde ödenmesi öngörülen miktarın davacıya ödendiğini savunmuştur. O halde, noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesindeki bedelin muvazaalı olduğu, bunun aksinin gerek davacı tarafça sunulan ve imzası inkar edilmeyen protokolle, gerekse davalının ikrarı ile ispat olunduğu kabul edilerek, bu protokoldeki bedelin ödenip ödenmediğinin araştırılması ve oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir..." şeklindeki kararları ile limited şirket hisse devri sözleşmelerinde bedel veya alacak bakımından ayrı bir sözleşmenin yapılabileceğine, bu sözleşmelerin 6762 sayılı TTK'nın 520. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılmış olması şartı bulunmadığına, devir bedelinin hisse devir sözleşmesinden ayrı olarak adi yazılı sözleşme ile belirlenebileceğine işaret etmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/02/2014 tarihli 2012/10842 E. 2014/3228 K. sayılı ilamında; "...Dava, limited şirket hisse devrinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin olup, davacı taraf davalıya ... San. Ltd'ne ait hisselerin devri konusunda 11.10.2004 tarihli sözleşme imzalandığını, sonrasında 14.10.2004 tarihinde noterde hisselerin devredildiğini, davalının hisse bedelini ödemediğini ileri sürmüş, davalı taraf ise 11.10.2004 tarihli sözleşmenin 6762 Sayılı TTK'nın 520/4. maddesi uyarınca geçersiz olduğunu, 14.10.2004 tarihli noter belgesine göre hisse bedelinin nakten ve peşin olarak ödendiğini, 11.10.2004 tarihli sözleşmede boş kısımların davacı tarafından rızaları dışında doldurulduğunu savunmuş, mahkemece davalının resmi belge ve şekil şartlarına uyarak ödeme yaptığını ileri sürdükten sonra davacının inkar edilen adi yazılı belge ile bunun aksini ispatlayamayacağı, adi belgenin noter devrinden önce olduğu, sonraki tarihli noter devri ile 11.10.2004 tarihli sözleşmenin son bulduğu, davalının yemini eda ettiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, 6762 Sayılı TTK'nın 520/4. maddesinde limited şirket hise devri veya devir vaadi hakkındaki sözleşmenin yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi hüküm ifade etmeyeceği düzenlenmiş ise de, taraflar devir vaadi niteliğinde ön sözleşme yaptıktan sonra buna dayalı olarak TTK'nın 520/4. maddesine uygun bir şekilde hisse devrini gerçekleştirebilirler. Hisse devir vaadine ilişkin ön sözleşme taraflarca benimsenip usulüne uygun hisse devri yapıldıktan sonra bu sözleşmenin geçersiz olduğunun ileri sürülmesi TMK'nın 2. maddesine aykırılık teşkil eder..." şeklinde karar verilmiştir. Somut dosya yönünden de taraflar arasında inkar edilmeyen, her iki tarafın da kabul ettiği 10/06/2009 tarihli ... Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesinin geçersiz olduğunda bahsedilemeyecektir. Nitekim bu sözleşmede belirlenen hükümler doğrultusunda taraflar arasında hisse devirleri de gerçekleşmiştir. Açıklanan nedenlerle mahkemenin 10/06/2009 tarihli ... Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi ile aynı tarihli ... Ticaret Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi'ne Ek Sözleşmenin şekil şartı nedeniyle geçersiz olduğu yönündeki tespiti hatalıdır. Ek sözleşmede, "üretilen elektrik'in kwh başına 0,003 USD tutarında" bir bedelin belirlenmiş olması da nazara alındığında, ek sözleşmenin aslında lisans süresi boyunca bedelin belirlenmesine yönelik olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu husus ek sözleşmenin ikinci maddesinde açıkça belirtilmiş ve lisans süresi ile sınırlandırılmıştır. Kaldı ki, davalı ortaklar kurulunun almış olduğu kararda da "danışmanlık", "danışmanlık ücreti" ifadeleri kullanılmamıştır. Ancak tek başına lisans devri yasak olduğu için, şirketin külliyen devri ile lisans süresi boyunca ödenecek bedelin taraflar arasında muvazaalı olarak "danışmanlık sözleşmesi" adı altında belirledikleri davacı tarafça ıslah dilekçesinde de ileri sürülmüştür. İrade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu K1086 md.292 HMK md.199 K2036 md.1 K8177 md.520 HMK md.200/2 HMK md.201 K6098 md.202 TBK md.27 HMK md.357 HMK md.203 HMK md.355 K7237 md.5 K818 md.24 TBK md.532 K6762 md.18 HMK md.33/1 K6762 md.520/4 K213 md.229 K6100 md.199 K24836 md.5 K6100 md.6 K6100 md.353 K6762 md.520 K6446 md.5/3 K8177 md.547 K6100 md.355 HMK md.202 HMK md.353/1 HMK md.200 TTK md.520/4 K26584 md.201 TBK md.547 K6098 md.19 TTK md.520 K28809 md.5/3 HMK md.202/2 TBK md.19