1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2013/19581 E. , 2014/18826 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ÇEŞME ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/04/2013
NUMARASI : 2006/165-2013/197
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 02.12.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılardan E.. M.. ve vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ....tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil, isteğine ilişkindir.
Davacılar; mirasbırakanları İ.l M. evinde bakıcı olarak çalışan N. H. isimli kişinin kandırması sonucu .. İlçesindeki .. parsel sayılı taşınmazdaki dubleks yazlığını verdiği vekâletname ile davalı V. B.'e sattığını, murise herhangi bir ödeme yapılmadığı gibi, tapudaki satış bedelinin taşınmazın gerçek bedeli olmadığını, tüm tasarrufların N. H. hilesi ile murise yaptırıldığını, mirasbırakanın demans hastalığı nedeniyle işlem yapma ehliyetine sahip olmadığını ileri sürerek davalıya yapılan temlikin iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir. Mahkemece, vekâlet ve akit tarihinde mirasbırakanın fiil ehliyetinin bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1426 parsel sayılı taşınmazdaki H Blok 2 no'lu dubleks meskenin davacıların mirasbırakanı İ.M. adına kayıtlı iken Ankara 33.Noterliğinde 8.4.2005 tarihinde verdiği vekâletname kullanılmak suretiyle vekili Ö. C. tarafından 25.4.2005 tarihli akitle davalı V.. B..'e satıldığı, davalı V. hakkında başka taşınmazlarla birlikte murisin sağlığında bizzat açtığı Ankara 4 Asliye Mahkemesinin 2005/239 Esas sayılı dosyasında V.i hakkındaki davanın atiye terk edildiği, daha sonra İ. M. ölümünden sonra mirasçılarının Çeşme İlçesinde bulunan dava konusu taşınmaz için eldeki davayı açtıkları görülmektedir.
Mahkemece, 2659 sayılı Kanun'un 6. ve 15. maddeleri gereğince Adli Tıp Genel Kurulu'nun 2.12.2010 tarihli raporu ile davacıların mirasbırakanı İ. M. vekalet ve akit tarihi itibariyle hukuki ehliyetinin bulunduğu gerekçesi ile davanın bu iddia yönünden reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Ancak, iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçimi itibarıyla davada ehliyetsizlik iddiasının yanısıra hile hukuksal nedenine de dayanıldığı görülmektedir. Ne var ki, mahkemece, davada dayanılan hile iddiası bakımından hükme yeterli bir araştırma ve hile olgusu yönünden bir değerlendirme de yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hemen belirtilmelidir ki; bir davada, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 11/04/1990 günlü, ve 1990/1-152, 1990/236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Mahkemece Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde önceden kurulan 2005/239 E. 2007/456 K. Sayılı kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2008/7273 E.-11352 K.sayılı ilamı ile ehliyetsizlik nedeniyle bozulmuş olmasının altında yatan gerçek, ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olması ve öncelikle araştırılması zorunluluğundan kaynaklanmaktadır.Bozma kararında da, sadece bu yöne değinilmiş olması diğer iddia bakımından bir inceleme yapılmaması gerektiği veya bu istekten vazgeçildiği veyahut da kesinleştiği şeklinde değerlendirilemez.
Bilindiği üzere; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir. Hâl böyle olunca, yukarıda belirlenen ilkeler çerçevesinde araştırma ve soruşturma yapılarak hile iddiası yönünden hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün belirtilen nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden davacılar vekili için 1.100.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, 02.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.