(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1516 E. , 2009/2253 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 13.05.2008 gününde verilen dilekçe ile tapuda isim tashihi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.11.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı idare vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı, 13.05.2008 tarihli dilekçesi ile 6 ve 8 parsel sayılı taşınmazlarda davacılar murisi paydaş malik ... oğlu ... ... yazılı 1935 yılında çocuksuz vefat eden erkek kardeşlerinin son isminin veraset ilamına uygun olarak ... oğlu ... ... şeklinde soyadının düzeltilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı idare vekili, murisin nüfus kaydının bulunmadığı, kararın usul ve yasaya aykırı olduğu nedeniyle temyiz etmiştir. Taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet veya diğer hak sahiplerinin isim, soy isim, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Tapuda isim düzeltilmesi davalarında amaç tapudaki kayıtların nüfus kayıtlarına uygun hale getirilmesidir.
Bu tür davalarda tapuda herhangi bir nedenle yanlış yazılan nüfus bilgilerinin nüfus kaydına uygun hale getirilmesi amaçlanmıştır. Dava konusu 6 ve 8 parsel sayılı taşınmazlarda hissedar malik kaydı düzeltilmesi istenen davacının murisi olduğu iddia edilen ... oğlu ... ...'ın nüfus kaydının bulunmadığı dosyadaki nüfus müdürlüğü cevabi yazısından ve Samsun 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/956 Esas, 2007/1221 Karar sayılı veraset ilamı içeriğinden anlaşılmaktadır. Davacının murisi nüfusa kayıtlı olmadığına göre tapu ve nüfus kaydı arasında bağlantı ve tutarlılık sağlanması mümkün değildir. Diğer bir deyişle bağlantı ve dayanak oluşturacak bir nüfus kaydı yoktur. Bu durumda, tapuda isim düzeltilmesi yolu ile sorunun çözülemeyeceği, nüfus kaydı olmadığına göre tespit hükmü de kurulamayacağı düşünülmeden davanın tümden reddi yerine yargılamaya devamla yukarıda yazılı şekilde tespit kararı verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı idare vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 23.02.2009 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI Davacılar, dava konusu taşınmazların tapu kaydındaki paydaş “... oğlu ... ...” ile murisleri “... oğlu ... ...”ın aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne, davacıların murisi ...’in tapu kaydında “...” yazılı soyadının “...” olarak düzeltilmesine karar verilmiştir. Hükmün davalı idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar Daire çoğunluğu tarafından; 6 ve 8 parsel sayılı taşınmazlarda kaydının düzeltilmesi istenen davacıların murisi olduğu iddia edilen ... oğlu ... ...’ın nüfus kaydının bulunmadığı, davacıların murisi nüfusa kayıtlı olmadığına göre tapu kaydı ile nüfus kayıtları arasında bağlantı ve tutarlılık sağlanmasının mümkün olamayacağı, bu nedenle tapuda isim düzeltilmesi yolu ile sorunun çözülemeyeceği, nüfus kaydı olmadığına göre tespit hükmü de kurulamayacağı, davanın reddedilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur. Dava konusu taşınmazların geldisi olan 974 ada 5 parselin tapulama tutanağının tetkikinde; taşınmazın dayanak 1934 tarihli 322 no’lu, 1945 tarihli 134 sıra no’lu ve 1968 tarihli 132 no’lu tapu kayıtlarına istinaden kadastro sırasında ... ve ... ... ile müşterek çocukları ..., Saadet ve Rukiye adına 1/5 er hisseli şekilde tespit edildiği, tespitin 13.7.1971 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. 1978 yılında ölen baba ...’ın ve 1983 yılında ölen anne ...’nin hisselerinin 1990 yılında çocuklarına tapudan intikal ettirilmesi ve 1997 yılında yapılan imar uygulaması sonucu 3590 ada 6 ve 8 no’lu imar parsellerine ifraz edilen taşınmazlarda kardeş olan ... oğlu ... ..., ... kızı ... ile ... kızı Sadet İnceğiz değişik hisselerle paylı mülkiyet sahibi olmuşlardır. Dosya içerisindeki Samsun 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/956 esas sayılı veraset davası dosyasında dinlenen tanıklar, davacıların murisi ve kardeşleri olan ...’in 1935 yılında bekar olarak öldüğünü belirtmişlerdir. Davacıların beyanları, dosyaya sunulan veraset belgesi ile dinlenen tanık beyanlarına göre ... oğlu ...’in davacıların ana baba bir kardeşleri olduğu açıktır. Dosya içerisinde kadastro tespitine esas alınan 1934 tarihli 322 no’lu tapu kaydı mevcut değil ise de davacıların murisi ...’e de annesi, babası ve kardeşleriyle birlikte 1/5 müşterek paylı tapu hissesi verilmesi karşısında bu tapu kaydının iskanen verilmiş olabileceği de düşünülmelidir. Kadastro tespiti sırasında revizyon gören bu tapu kayıtlarına istinaden muris ...’e de hisse yazılmış, diğer pay sahipleri olan anne, baba ve kardeşleri tespite itirazda bulunmamışlardır. Davacılar, kardeşlerinin nüfusa kaydedilmeden 1935 yılında ölmesi nedeniyle tapuda kendisine yazılan hissenin intikalini yaptıramadıklarından mirasçı sıfatıyla bu davayı açmışlardır. Bir davada olayları anlatmak taraflara, hukuki tavsif mahkemeye aittir. Dava dilekçesinde davacılar, murisleri ...’in 1935 yılında nüfusa kaydedilmeden küçük yaşta öldüğünü, buna rağmen tapuda malik olarak kayıtlı bulunduğunu, adlarına intikal yaptırabilmek için Tapu Sicil Müdürlüğüne başvurduklarında kendilerinden tespit kararı istendiğini, bu nedenle dava açtıklarını belirtmektedir. Uygulamada mahkemelerce uzun yıllardır açılan bu tür davalara bakılmakta ve temyiz incelemesinden de geçen tespit kararları Tapu Sicil Müdürlüklerine götürülerek intikal ve satış işlemleri yapılabilmektedir. Çünkü davacıların bu tür davaları açmakta hukuki yararları mevcuttur. Daire çoğunluğunun bozma gerekçesinde tapuda isim düzeltilmesi yolu ile sorunun çözülemeyeceği, nüfus kaydı olmadığına göre tespit hükmü de kurulamayacağı, davanın reddedilmesi gerektiği belirtilerek mahkeme kararı bozulmuştur. Yukarıda belirtildiği gibi soyadı almadan ölen bir kişinin sonradan tapu kaydındaki malik hanesine olmayan soyadının yazılması veya dava konusu olayda olduğu gibi nüfusa hiç kaydedilmeden ölen bir şahsın maliki olduğu taşınmaz hissesine sehven yazılmış olan aile soyadının düzeltilmesine karar verilmesi elbette mümkün değildir. Ancak çoğunluğun gerekçesinde belirtildiği şekilde tapu kaydında düzeltme yapılarak sorun çözülemeyecek ise ve tespit hükmü de kurulamayacaksa sorun nasıl çözülecektir? Burada sorun, tapu kayıtları ile mülkiyet hakkına sahip oldukları halde tapu kayıtlarında intikal yaptıramadıklarından bu hakkı kullanamayan şahısların Anayasal mülkiyet haklarını kullanabilmelerinin sağlanmasıdır. Bozma kararı doğrultusunda davanın reddi halinde, daha önce tapu idaresine başvurduğu halde düzeltme işlemlerini yaptıramayan mirasçılar tapu kayıtları ile mülkiyet hakkına sahip oldukları halde tapu kayıtlarında düzeltme veya intikal yaptıramadıklarından Anayasal mülkiyet haklarını kullanamayacak yani çaresiz kalacaklardır. O halde idari yoldan tapu kayıtlarında intikal yaptırılamadığından zorunlu olarak açılan bu tür davalarda düzeltme kararı verilemeyen hallerde tespit kararı verilmesi gerekli ve zorunludur. Sonuç olarak; Soyadı Kanununun yürürlüğe girmesinden önce ölmüş olup soy ismi almayan veya herhangi bir nedenle nüfus kaydı bulunmayan kişilerin tapu kaydındaki kimlik bilgilerinin düzeltilmesi mümkün değil ise de; bu gibi durumlarda tapu malikinin davacıların murisi ile aynı kişi olduğunun ispatlanması halinde “çoğun içerisinde az da vardır” kuralı gereğince bu yönde bir “tespit kararı” verilebileceği nazara alındığında, kimlik bilgilerine soyadı eklenmesi (veya dava konusu olayda olduğu gibi yazılmaması gerekirken hataen yazılmış bulunan soyadının düzeltilmesi) biçiminde değil, “tapu malikinin davacıların murisi ile aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmesi” şeklinde bir hüküm kurulması gerekir. Bu şekilde bir tespit hükmü kurulması usul ekonomisine de uygun düşecektir. Davaya konu olayda mahkemece davacıların talepleri doğrultusunda bir tespit hükmü kurulması gerekirken kaydın düzeltilmesine karar verilmesi doğru olmamıştır. Kararın bu nedenle bozulması gerekirdi. Ancak, mahkeme hükmünün “davacıların talepleri doğrultusunda bir tespit hükmü kurulması gerektiği nedeniyle” bozulmasına karar verilmesi gerekirken Daire çoğunluğunca; “tapuda isim düzeltilmesi yolu ile sorunun çözülemeyeceği, nüfus kaydı olmadığına göre tespit hükmü de kurulamayacağı, kararın davanın reddi gerektiği…” gerekçesiyle bozma kararı verilmesi isabetli değildir. Bu nedenle sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.